​ PKK neyin sonucudur? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
 

PKK neyin sonucudur?

PKK neyin sonucudur?
 

Etnik ırkçılık iki sebepten dolayı, daima çarpık bir muhakeme yürütür. 

Bunlardan birincisi, etnik ırkçılığın, içinden neşet ettiği toplumsal yapının, kapalı, etkileşimsizliğe eğilimli oluşudur. 

Diğeri de istisnasız şekilde bütün etnik ırkçı örgütlenmelerinin kolektivist/Marksist ideolojiyi benimsemeleridir. 

Etnik ırkçılık, beraberliği, somut benzerliklere dayalı olarak algılayan ve tanıyan kapalı toplumların siyasi ifade aracıdır. Yabancı düşmanlığı ve kural ortaklığına isyan, etnik ırkçılığı yürüten iki ayaktır. Bu iki güdü etnik ırkçı için var olmanın sebepleridir. Bu iki güdü, “değişmeden ve etkileşmeden” kısaca “bozulmadan” daha popüler tabirle “asimile olmadan” yaşayakalmanın gerekleridir. Etnik ırkçılar “asimilasyondan” bahsederken, kendilerine sorulmaksızın yürütülen her türlü kurallı ilişki biçiminden bahsetmektedirler. Burada mesele, “onlara sorulması” da değildir. Burada mesela, onların, kendi bildikleri dışında, hiçbir kurala uymamak kaprislerine, başkalarınca boyun eğilmemesidir. Etnik ırkçılar “geleneklerin yaşatılmasından” bahsederken aslında geleneklerinin hiçbir kural bütünlüğüne , üst prensip birliğine tabi olmaksızın yaşamasından yani siyasi otarşiden bahsetmektedirler. 

Bu yüzden etnik ırkçılığın tarih felsefesi daima belirli aşiret/kabile önderlerinin efsaneleştirilmesinden ibarettir. Burada aşiret önderinin gerçekten haklı olup olmadığı tartışılmaz, yargılanmaz. Önemli olan sadece onun, aşiretini, kabilesini, dışarıdan herhangi bir ilişkiye, kural telkinine karşı “koruması” halidir. Bu “korunma” güdüsü, her türlü değişimi kendine düşman olarak görür. Bunun sebebi de kapalı toplumsal yapının, “uyum, ” değişim” üretecek iç müşevviklerden mahrum oluşudur. Marx’ın, komünal hayatı idealize etmek için komünal ilkel kabile hayatını hayal etmesinin sebebi budur. Böylece Marx aslında değişmeyecek bir saadet asrının modelini kurduğunu sanıyordu. 

Etnik ırkçılığın ideolojik yöneliminin Marksizm/kolektivizm olmasının sebebi de budur. Çünkü o, özünün değişmeyeceği, hiçbir iç evrimin gerçekleşmeyeceği bir ideolojik yapıya acilen kavuşmak istemektedir. Marksizmin “değişimin değişmez özüyle” ilgili saplantısını paylaşır ama öte yandan feodalitenin ciddi maddi çelişkilerini görmezden gelir. Ağalarını yasama organlarına sokar, ama ağalarını sırtlarında yasama organına taşıyan marabaların, sınıfsal durumunun değişmesi yönünde hiçbir görüş beyaz etmezler. Bu yüzdendir ki Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan seçilen milletvekillerinin hemen hepsi blok oylarla meclise girerler. Marx yaşadığı dönemin anlık bir kesitinin, olayın tamamı sanmış, süreçlerin tabi olduğu nedensellik bağlantısını görememiş belki de özellikle görmezden gelmişti. Böylece sanki ebedi bir sınıf çatışması, işçi-işveren düşmanlığı varmış gibi bir efsane yaratmış ve bu efsanenin yarattığı akıl tutulmasıyla milyonların katledilmesine de sebep olmuştu. 

İşte etnik ırkçılığın, etnik terörü meşrulaştırma gayretinin temelindeki sebep-sonuç algılaması bunlardan dolayı sakattır. 

Türk uluslaşması ve Kürt feodal yapısı arasında bir süreç mukayesesi yaptığımızda şunları görürüz: 

Osmanlı, Türk uluslaşmasında bir aşamadır. Öyle ki devlet idaresindeki bütün kozmpolit yapıya rağmen, dilsel çeşitliliğine rağmen, hükümdarları kadim Türk haneden unvanlarını taşıyan ve Türk töresine göre hükmeden, Türkçe’nin ve Türk kültürünün, omurgasını teşkil ettiği gevşek bir idari yapıydı. Bu açıdan gerçekten ikinci bir Roma gibi hareket etmiştir. Hazar’dan Adriyatik’e ve hatta Cebelitarık’a, üzerinde Türkçe konuşarak gezebileceğiniz bir devlet yaratmış ve bu büyük coğrafyada egemenliğini, sıkı askeri baskıdan ziyade kural koyucu ve sorun çözücü tekelliğini kabul ettirerek gerçekleştirmişti. 

Osmanlı’ya karşı isyanlar milliyetçi isyanlar değil, kavmiyetçi ve büyük ölçüde etnik ırkçı isyanlardı. Osmanlı’ya isyan eden toplulukların çoğu uluslaşamamış topluluklardı. Yunan isyanı, Ermeni isyanları, Bulgar ve Sırp isyanları, 19yyın ortalarından itibaren Kürt isyanları hep “kural tesis edici büyük kültüre karşı” küçük kültürlerin ve kapalı toplumsal yapıların otarşi ve etkileşimsizlik taleplerinin ifadesidir. Bunlara verilen sözüm ona “ulusal direniş” havası, büyük devletlerin bu isyanları meşrulaştırma propagandasından başka bir şey değildi. 

Osmanlı’dan bu yana devlet yapımız değişmiş ve uluslaşma sürecimiz daha hızlı bir seyir takip etmiştir. 

Buna mukabil etnik ırkçılık sadece ideolojik bir kılıf edinmiş, bunun dışında neredeyse iki yüzyıldır aynı kural tanımazlık, aynı soy sop-akraba bağlılığı ve kan birliği egemenliği rüyasını sürdürmüştür. 

Türk devletleşmesi, kurumsal hatalarını telafi yoluna gitmiş, bieyin temel haklar alanına daha saygılı bir hale gelmek için kendini sürekli denetlemiştir. 

Oysa bu günün etnik ırkçılarının müşevvikleri ile vergi vermemek, kurala tabi olmamak ve salt kana dayalı keyfi/zorba bir egemenlik alanı kurmak için devlete ihanet eden, Seyyit Rıza, Şeyh Sait gibi insanlarınki arasında hiçbir fark yoktur. Kürt etnik ırkçıları gene uluslaşma çabamıza, kural altında kendiliğinden benzeşme durumuna düşmanlık göstermekte, gene büyük bir toplumsal değişimi, feodal kaprisler ve ilkel saldırganlıkla tersine çevirebileceklerini sanmaktadırlar. 

Bundan dolayıdır ki PKK Türk uluslaşma sürecinin ve kendini sürekli tadil etmeye yönelen devletin, milli egemenliğin sonucu olarak değil, yüz yıllardır, bölgede değişmeyen bir zorbalık rejimi kurmuş ve bunu değiştirmemek için kendi insanları dahil herkesi yakabilecek egemen ve piyon derebeylerinin katliam örgütü olarak sahne almıştır. 

Bebek katili, ”Şeyh Said’in devamıydım, kullanıldım!” diyerek sözüm ona şecaat arz ederken bu gerçeği itiraf ediyordu. O da dedeleri de sürekli değişen ve etkileşen bir büyük toplumun, büyük kültürüne ve kavrayıcı devlet birliğine karşı, korku ve hasetle tepki veren ırkçı piyonlardan başka bir şey değillerdi. 

PKK bir şeylerin sonucuydu şüphesiz ama bu, zannedildiği gibi üç beş tane sanığa yapılan işkencelerin vs eseri değildi. PKK, kendisi değişirken gelişen ve uluslaşmayı bünyesinde mezceden bir devlet yapısına karşı, değişmeyen etnik ırkçı/feodal öfkenin, değişmeyen sonucuydu. 

Akrabaları, kandaşları Türkiye’nin her yerinde mülk edinip iş kurarken, okuyup yuva kurarken bu özgürlük ortamının sebebini idrak edememesi ve tam da hayatta kalmayı sağlayan bu ortama düşman olmasının sebebi buydu. 

PKK şüphesiz bir sonuçtur ama o, kendi çocuklarının mukadderatına ilgisiz, komşu aşireti tavuğuna kadar katletmekte beis görmeyen feodal yapının, yüzyıllara direnen, etkileşimsizliği ne pahasına olursa olsun korumak isteyen kabileciliğin/kavmiyetçiliğin sonucudur. 

PKK yanlış bir düşmanlığın, sürdürülemez bir ilkelliğin ve kine dayalı kabileci varoluşun bir sonucudur. 

PKK büyük devletlerin, etnik gerilimleri sürekli kullanmaları politikasının bir sonucudur. 

Dolayısıyla etnik terör sorununun çözümü, Küt etnik ırkçılığını sürekli besleyen feodal yapıların dağılmasından, etnik terörün son fiziki unsuruna kadar yok edilmesinden ve Kürt kardeşlerimizin bireysel bilinçleri ve vicdanlarının uluslaşma sürecine özgürce dahil olmasının önündeki engellerin kaldırılmasından geçmektedir. 

 
Toplam blog
: 153
: 503
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....