​ Post otistik iktisat hareketi / Ekonomi - Finans / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
 

Post otistik iktisat hareketi

Post otistik iktisat hareketi
 

Fotoğraf:www.hanemiz.com


İktisat ve Psikoloji (3)

Bu konu ile ilgili olarak önceki iki makalemde iktisat ve psikoloji bilimleri ve uygulamaları arasındaki genel ilişkiye değinerek bazı açılımlar getirmeye çalışmıştım. Bu incelememin sonunda ucu açık kalan alan, beni henüz genç bir bilim olsa da iktisat biliminin önceki tüm öngörü, teori ve uygulamalarını “ otizm”e benzeten ve bu açıdan eleştirerek yeniden “başka bir iktisat“ arayışına yönelen “Post otistik“ (Otistik Dönem Sonrası) iktisat kavramına götürdü.

İktisat bilimi, bilindiği üzere iktisadi yaşamın mekanizmasını araştıran ve inceleyen bir bilim dalıdır.Bir insan topluluğunda, değerlerin üretim, fiyatlama, bölüşüm (dağılım) ve tüketimi ile ilgili etkinliklerin tümünü açıklamaya çalışır.Bu bilim dalında eğitime ilk başlayanlara en kısa ve etkileyici tanım olarak, kıt kaynaklarla sonsuz insan ihtiyaçlarının karşılanması sorunu dile getirilir yıllardır.Bir de bu bilimin kısmen karikatüristik ama tüm varsayımları o olmaksızın bir arada tutmanın olanaksız olduğu bir baş aktörü vardır: ”homo economicus” ; yani her durumda çıkarını en çoklamaya çalışan birey.Biraz duygusal, özverili , yardımsever biriyseniz size oldukça yabancı, dahası itici gelebilecek bir insandır bu birey. Benim gönlüm mesela hep o hukuk alanında, yasalarda yer alan “iyi niyetli üçüncü şahıs” dan yanadır.Fakat eğer bu iki “birey”i söz konusu iki bilim arasında takas etmeye kalkarsanız, her iki uygulamalı bilim dalının birden, tüm varsayımları ve hükümleriyle birlikte çökmeleri işten bile değildir.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=82309

Psikoloji,
ruhbilimin eşanlamlısı, bir de bir kimseye, bir gruba özgü düşünme, duygulanma biçimlerinin tümü; zihniyet anlamı var. Biz bu yazımızda iktisat ile birlikte genç bir bilim olan psikolojinin (bu anlamıyla psikiyatri ve sosyo-psikoloji) iç içe geçtikleri alanların bir kısmına değinmek istedik. Her ikisinin de ana öznesi insan ve insan toplulukları olunca bazı kesişim alanlarının yakalanması da son derece doğal.

Bu bilim dalında ilk önce, “ihtiyaçların sonsuzluğu" meselesi takılır kafalara... İnsanların temel ihtiyaçları zaten belli değil mi? Önem sırasına göre beslenme, barınma, güvenlik, eğitim, sağlık ve sonrasında kültürel ihtiyaçlar. Bunları eldeki kaynakların etkin bir planlaması ile, herkese ihtiyacına göre ve üretime katkısı oranında, bir adalet yaklaşımı içinde dağıtacak bir sistem ihtiyaca cevap veremiyor muydu? Bu ve buna benzer yaklaşımlar planlı ve/veya sosyalist ekonomi uygulamalarıyla denendi. Maalesef, kanımca insanoğlunun maddi doyum açısından henüz yarı ergen, hatta çocuksu bir iştah içinde ve gerçek ihtiyaçlarını algılama hususundaki kaotik yanılsamaları sonucu, mümkün olabildiğince her şeyi, hem de olabildiğince çok isteyen yanı, bu deneyimleri alt-üst etti.

Nasıl oluyor da; bir keşif ya da icat, daha önce var olmayan bir ürüne dönüştürülerek, daha önce hiç ihtiyacımız değilken, birileri tarafından bize sorulmadan, çevrenin mahvedilmesi (ozon tabakasının delinmesi ) pahasına ve onca kaynak tüketilerek, milyonlarca adet ve çeşitte üretiliyor? Hemen ardından da “İşte bu, sizlerin yeni ihtiyacınız” diyerek, fetişist bir iştahla önümüze konuyor? Nasıl oluyor da dur durak demeden bu süreç kesintisiz olarak hep devam ediyor? Sevinci ve mutluluğu istifçilik ve başkalarının yarattıklarını kendimize mal etmekle kolayca buluyoruz da, paylaşmakta bulamıyoruz ( Erich Fromm)? En çok tüketim yerine, en akıllıca tüketimin hem insanın hem de doğanın yararına olduğu gerçeği (E.F.) neden sürekli göz ardı ediliyor? Kapitalist iktisadın bu esrarengiz, bu alt edilmesi zor, becerikli ve tez canlı atmosferi içinde, bu renk, renk, bu çeşit, çeşit nihai ürünler nasıl oluyor da sorgusuz, sualsiz, gerektiğinde borç-harç içinde, aşırı bir iştahla edinilmeye çalışılıyor?

Bu öylesi bir işleyiş ve öylesi bir sistem ki; benim zihnimde tıpkı Marcel Proust’un “Kayıp Zamanların İzinde, Swann’ların Tarafı” isimli kitabında adı geçen o; “…doğaüstü yaratılıştaki kendi bedeni de, karşısına çıkan bütün maddi engelleri, yolunu kesen nesneleri kendi kemik yapısına katıp içselleştirerek, hepsinin üstesinden gelen...” Golo adlı hayali yaratık gibi bir şey!..

Bu hayali yaratığı bırakıp makalemizin başındaki değinmemize dönersek; otizm, 18 aydan büyük olan, daha çok da erkek çocuklarda görülen bir hastalık türüdür. Bu durumda beyin farklı bir şekilde çalışıyor gibi görünmekle birlikte çok sayıda diğer belirtileri de bulunmaktadır. Bu açıdan “ otistik “ler, gerek gösterdikleri belirtiler gerekse zihinsel özellikleri sonucu ortaya çıkan yetersizliklerin tür ve derinlikleri açısından farklıklaşma göstermektedirler. Neoklasik iktisat alanında otistik olanı veya otistik olarak niteleneni belirlerken, burada ele alınan özel otizm belirtisinin “ gerçekle bağlantıyı koparmak “ şeklinde tezahür eden, yaşanan dünyadan aşırı derecede kopukluk sorunudur. Burada da açıkça vurgulanan olgu, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, neoklasik iktisadın gerçek iktisat ve gerçek insan davranışlarının yerine, kendi varsayımları tarafından sınırları çizilen; aşırı biçimselcilik, deneyselcilik ve rasyonalizmden muzdarip soyut bir dünyanın içine gömülmüş olması sorunudur.

Ayrıca, Otistik insanlarda “mantıksal etkileşim bağını koparma“ yoluyla kendini gösteren sosyalleşme eksikliğinden ve birçok durumda da bu alanda temel bir unsur olan dil eksikliğinden bahsetmek gerekir. Bu bağlamda neoklasik iktisadın otistik özellikleri; bireycilik, kamu mülkiyeti karşısında özel mülkiyetin yüceltilmesi ve karşılıklı iletişimin gelişmesine değil de sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesine dahi engel oluşturan özel bir dilin kullanımının tercih edilmesi konularındaki benzerlikler dikkati çekmektedir.

Otistik insanlar zeki de olabilirler, ancak bu zeka genellikle saplantılı ve çok dar bir noktaya odaklıdır. Örneğin 80’lerin başlarındaki TINA (There is no alternative – başka seçenek yok ) yaklaşımı ile son mortgage krizine giden yolda NİNJA’lara ( No income, no job, no assets- ne işi, ne geliri, ne de mal varlığı olanlar). " No-doc ” subprime mortgage’larda ise, borç veren, borç alanın gelirini doğrulamak zorunda değildi (Bazı uç durumlarda borç verenler “NİNJA borç” olarak bilinen ve hiçbir gelir, iş veya mal varlığı beyanını gerektirmeyen mortgagelar teklif ediyordu). Sırf ikincil piyasalardaki türev ürünleştirme olanağı ile kar iştahı adına kredilendirmelere devam edilmesi, “orkestra çaldıkça, figürler aşırı bozulsa da dansa devam“ mantığı gibi! Bunların tümü biçimsel ve matematiksel modeller kadar uygulamalarda da otistik izlenimler vermektedir.

Bir başka dramatik örnek vermek gerekirse, son günlerde Çin'in Sezuan eyaletinde meydana gelen ve 65.000'i aşkın kişinin yaşamını kaybettiği depremde, yerel ve uluslararası toplumun acil bir yardım için örgütlenebilme kapasitesinin, bu toplum ya da bireylerin örneğin ticaret, alış-veriş, tüketim veya silahlanma konularındaki refleks ve duyarlılıklarının maalesef çok gerisinde olduğunu gözlemliyoruz.

Sınırlarını daraltmakta güçlük çektiğim bu makalede şahsen "Post otistik iktisat" anlayışına giden yolda, Radikal Politik İktisat Birliği' hareketinin (Union for Radical Political Economics, URPE ) önemli bir etki yaptığı ve köprü rolü oynadığı kanısındayım. Rahatlıkla anımsanacağı üzere, 1970'lerin başlarında başlayan, ortalarında hızlanan, büyümenin yeniden tehlikeye girmesi, stagflasyon, petrol krizi gibi derin iktisadi sorunlar; ekonominin artık denetimden çıktığı izlenimiyle iktisadi düşüncenin klasik şemalarının iyiden iyiye tartışılır olduğu yeni bir dönemi gündeme getirmişti.

O dönemin "Yeni Amerikan solu"ndan üreyen ve 60'ların sonlarında Vietnam savaşı'nın siyasi çalkantıları sırasında ortaya çıkan ve güçlü marksist esintiler taşıyan bu hareket, P.A.Baran, P.M.Sweezy, J.K.Galbraith ve H.Marcuse'ün çalışmalarına esin kaynağı olmuştur.Radikal-politik ekonomi, kendisini herşeyden önce bir tür "anti ekonomi" olarak nitelimiş ve sözkonusu iktisatçılar, "geleneksel", "burjuva" ya da "yeni klasik" iktisadın sözde bilimsel niteliği, aşırı kantitatif metod düşkünlüğü, mesleki kapalılığı, gerçek insan-toplum ihtiyaçlarından uzak oluşu ve ardında bir ideoloji gizlemesi gibi temel eleştirilerde bulunarak onunla bağlarını kesip atma yoluna gitmişlerdir.Bu akım, iktisat biliminin yeniden politik iktisat olması, yani üretim ilişkilerinin doğrudan incelenmesine dayanan eylemci bir sosyal bilim durumuna gelmesi gerektiğini düşünüyordu.Sosyal ağırlıklı diğer bilim dalları arasındaki sinerjik araştırmalardan yana idiler ve kuram ile uygulamanın ayrılmasına, yabancılaşmasına karşı duruş sergilemişlerdir.Radikal-politik iktisatçılar, kapitalizmi, en başta da Amerikan kapitalizmini sosyal maliyetler, iktisadi büyümeye eşlik eden savurganlık, çevre kirlenmesi ve tahribatı , ırkçı, cinsiyetçi, aşırı milliyetçi tutumlar, iktidarın yapısı, gelir ve servet dağılımındaki uçurum, yabancılaşma, sömürü ve emperyalizm gibi en can alıcı noktalarından eleştirilere tabi tutmuşlardır.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=82314

"Sağ" cenah dışı anlayışların hiç hak etmediği ölçüde çok büyük yara alıp gerileme kaydettiği son 30 yıl içerisinde alternatif hareketlerin ancak " hümanizma ve gerçeklik " temelinde inşa edilebildikleri, bu yeni hareketinde yine bu temel üzerinden yükselme alanı bulabildiği kanatindeyim.

Post otistik iktisat hareketi de URPE' hareketine oldukça yakın bir duruşla önerilerde bulunuyor ve iktisat / özel mülkiyet / mükemmel rekabet / serbest piyasa ütopyası gibi neoklasik iktisat bilimi kutsallarının nasıl işleyebileceği üzerine değil, dünyanın nasıl işlediği üzerine odaklanılması gerektiğini vurguluyor.

2000 yılında Paris'te öğrencilerin ve bazı akademisyenlerin başlattığı Post otistik İktisat hareketi özetle şu temel vurguları yapmaktadır:

_ İnsanı sadece "üreten ve tüketen" nesnel bir araç olarak gören iktisat öğretisine karşıyız.

— İktisat öğretisi soyut kavramlar üzerine değil, yaşadığımız somut gerçekler üzerine oturtulmalıdır.

—İktisat bilimi toplumsal bir öğreti olarak geliştirilmelidir. İktisat biliminin insanla olan bağlantısını her aşamada göz önünde tutmak gerekir.

— İktisat bilimi fen bilimlerinden farklıdır. O katı bir determinizme hapsedilemez.

— İktisat bilimi, fen bilimleri gibi "küresel düşünülemez".

— İktisat bilimi içinde matematik ve ekonometrik boyutlar sadece birer araçtır. Bunları "bir amaçmış gibi göstermemek gerekir".

Yukarıda yer alan hususlar Paris'teki başkaldırının ( Ecole Normale Superieur kökenli ) ana başlıklarını meydana getirmektedir. Yalnız Paris'te değil, Fransa dışındaki bazı üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri de yavaş yavaş söz konusu bu harekete destek vermeye başlamışlardır. Ülkemizde de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi bu yeni oluşumda şimdilik tek aktif katılımcı konumundadır.

İ.Ersin KABOĞLU,

26 / 05 / 2008, Ankara

Kaynakça ve Harekete İlişkin Türkçe Metinler :

Paris'teki Yeni Hareket ve Türkiye - Erol Manisalı
Otistik İktisat - Keith Rankin - (Çev: İÜ Sosyal Bilimler Kulübü)
Tedavi Gören Bir İktisatçının İtirafları Jim Stanford (Çev: İÜ Sosyal Bilimler Kulübü)
Gerçeğe Dönüş Tony Lawson (Çev: Gökmen Tarık Acar)
Egemen İktisat Görüşünün Son Dönemdeki Eleştirisi: Post Otistik İktisat Hareketi - Gökmen Tarık Acar
Otistik Bilim Tartışılmalıdır İzzettin Önder
Otizmi Teşhis Etmek Üzerine Bir Yazı Hülya Kirmanoğlu
İktisatta Gerçeğe Çağrı (Evrensel.net)
İktisatı Tartışmak: Cambridge Üniversitesi Öğrencilerinden Bir Teklif (Çev: Uğur Kol)

Hareketin Temel Metinleri
The Harvard Petition
The Harvard Students' Manifesto
Open Letter Autisme-economie org
The Kansas City Proposal An International Open Letter
Opening Up Economics A Proposal By Cambridge Students
Ivy League University Student Petition
The Student Petition of Autisme-Economie
French Petition for a Debate on the Teaching of Economics

 
Toplam blog
: 366
: 2333
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..