- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Pradigmanın değişmesi…

www.karadenizvira.com
Kolay gelsin… Zaman ayıramadığım teknik konulardan birini ele alacağım. Zevkle okurum, istifade ederim, sizinle de paylaşayım istedim. Hem de bazı sitemlerden, azarlardan kurtulayım… “Yalın, açık ve halkın anlayacağı dilden yazmak gerekiyor”!.. Tamam, ama bu tür yazıları o duruma getirmek zordur. Deneyelim bugün ! Paradigma, çerçeve…
Değişir mi, değişirse ne olur? Egemen pradigmadan bahsetsem mi? Batlaymus’a göre dünya evrenin merkeziydi? Kopernik ve Kepler bu görüşe “hayır” deyip güneşi bu sistemin merkezine yerleştirinceye kadar Batlamus’un görüşleri doğrultusunda düşünüldü herşey! Yani, o paradigmaya bağlı kalındı. Daha iyi işleyen bir model ortaya atılınca paradigma da değişir ama, zordur. Her ilerleme zordur. İnsanlar kızarlar. Çünkü, bütün sistemi kökünden değiştiren devrimler sancılıdır. Siyasette, hukukta, ekonomide paradigmaların değişmesi denemelerini seyrediyoruz.
Ekonomiden örnek verirsek, akılcı yaklaşımın çözüm olmadığını söyleyebiliriz. Sayısal, çözümsel yaklaşım tutucu bir ön yargıyla bütünleşiyor. O nenle başarılı olamıyor. Çünkü birinci derecede öncelik maliyeti düşürmeye veriliyor. Geliri artırma ikici plana itiliyor. Bunun sonucu olarak kalite ve değere önem verilmiyor, eski ürünün orası burası yamanmaya çalışılıyor. Tam bu noktada siyasete bakarsak bugün yaşadığımız fotoğraf karşımız dikliyor.
Örnek, günümüz siyasetçilerinin büyük bölümü… Eski ürünler, cilalanıyor ama başarılı olamıyorlar!.. Paradigmanın değiştirilmesinin zorluklarını hep beraber görüyoruz. Akılcı yaklaşımı dayatanlar bu sistemin ekonomide uğradığı başarısızlığı görmek istemiyorlar. Çünkü, bu yaklaşım tarzının siyasette de başarısız olduğunu görecekler paradigmalarını değiştirmek zorunda kalacaklar. Kaliteyi artırmak yerine maliyeti düşürmek...
İki makine yerine bir makine koy, hızlandır, olsun bitsin… 50 işçi yerine bir makine mesela… Evet bu akılcı yaklaşım iş dünyasında önemini koruyor ama tam çözüm değildir. Çünkü, dar çerçeve içinde akılcı olmak, genellikle olumsuz olmak demek gibi bir yanlışın içine düşer. Örneklerini görüyoruz. “Evet” veya “hayır” diyen bir yargıç rolu… Yeni düşünceleri veto etme.. Paradigmasına uymayan her yeni düşünce “uygulanamaz” niteliktedir…
Ne diyor John Steinbruner? Olumsuz düşünce geliştirmek, yapıcı bir düşünce geliştirmekten daha kolaydır. Akılcılığın günümüzdeki biçimi, deneme girişimlerine değer vermemekte ve yanlışları hoş görmemektedir. Bu da eylemsizliğe yol açıyor. Oysa, George Gilder “ yaratıcı düşünce (yeniliğin habercisi, paradigmanın değişmesi) inançlı eyleme gerek gösterir” diyor. Deneme yapmak bilimin temel gerecidir. Bir çok yanlış yapmadan başarılı deneyler yapmak imkansızdır. Sakınmanın neden olduğu eylemsizlik durumu sistemi deneye, denemeye karşı bir konuma getirmektedir. Bu kısır döngüdür. Uzadıkça dağılacak konu.
Paradigmanın değişmesi, değiştirilmesi zordur, dedik. Akılcılıktan bahsettik. Açıkçası “biçimsel olmayan (resmi olmayan) ilişkiye önem vermez” dedik, bir bakıma. Çözümle, planla, anlat, belirle ve gözden geçir. Kalıbı bu… Biçimsel olmayan yönetim süreçleri, etkileş, dene, başarısızlığa uğra, ilişkide ol, öğren, yön değiştir, uyum yap, değişiklik yap ve gör… Kanımca, bu iki formülün bileşkesi en doğru yoldur. Paradigmaların süratle zamana uyarlanmasının yolu sapla samanı karıştırmadan bunlardan gerektiği şekilde istifade etmektir. Ne akılcı tarafa, ne de deneysel tarafa fazla bağlı kalmadan, yükletmeden zihniyet, sistem ve paradigmaları zamana uydurmalıyız.. Bu günlük bu kadar… Sevgi ve saygılarımla….
Değişir mi, değişirse ne olur? Egemen pradigmadan bahsetsem mi? Batlaymus’a göre dünya evrenin merkeziydi? Kopernik ve Kepler bu görüşe “hayır” deyip güneşi bu sistemin merkezine yerleştirinceye kadar Batlamus’un görüşleri doğrultusunda düşünüldü herşey! Yani, o paradigmaya bağlı kalındı. Daha iyi işleyen bir model ortaya atılınca paradigma da değişir ama, zordur. Her ilerleme zordur. İnsanlar kızarlar. Çünkü, bütün sistemi kökünden değiştiren devrimler sancılıdır. Siyasette, hukukta, ekonomide paradigmaların değişmesi denemelerini seyrediyoruz.
Ekonomiden örnek verirsek, akılcı yaklaşımın çözüm olmadığını söyleyebiliriz. Sayısal, çözümsel yaklaşım tutucu bir ön yargıyla bütünleşiyor. O nenle başarılı olamıyor. Çünkü birinci derecede öncelik maliyeti düşürmeye veriliyor. Geliri artırma ikici plana itiliyor. Bunun sonucu olarak kalite ve değere önem verilmiyor, eski ürünün orası burası yamanmaya çalışılıyor. Tam bu noktada siyasete bakarsak bugün yaşadığımız fotoğraf karşımız dikliyor.
Örnek, günümüz siyasetçilerinin büyük bölümü… Eski ürünler, cilalanıyor ama başarılı olamıyorlar!.. Paradigmanın değiştirilmesinin zorluklarını hep beraber görüyoruz. Akılcı yaklaşımı dayatanlar bu sistemin ekonomide uğradığı başarısızlığı görmek istemiyorlar. Çünkü, bu yaklaşım tarzının siyasette de başarısız olduğunu görecekler paradigmalarını değiştirmek zorunda kalacaklar. Kaliteyi artırmak yerine maliyeti düşürmek...
İki makine yerine bir makine koy, hızlandır, olsun bitsin… 50 işçi yerine bir makine mesela… Evet bu akılcı yaklaşım iş dünyasında önemini koruyor ama tam çözüm değildir. Çünkü, dar çerçeve içinde akılcı olmak, genellikle olumsuz olmak demek gibi bir yanlışın içine düşer. Örneklerini görüyoruz. “Evet” veya “hayır” diyen bir yargıç rolu… Yeni düşünceleri veto etme.. Paradigmasına uymayan her yeni düşünce “uygulanamaz” niteliktedir…
Ne diyor John Steinbruner? Olumsuz düşünce geliştirmek, yapıcı bir düşünce geliştirmekten daha kolaydır. Akılcılığın günümüzdeki biçimi, deneme girişimlerine değer vermemekte ve yanlışları hoş görmemektedir. Bu da eylemsizliğe yol açıyor. Oysa, George Gilder “ yaratıcı düşünce (yeniliğin habercisi, paradigmanın değişmesi) inançlı eyleme gerek gösterir” diyor. Deneme yapmak bilimin temel gerecidir. Bir çok yanlış yapmadan başarılı deneyler yapmak imkansızdır. Sakınmanın neden olduğu eylemsizlik durumu sistemi deneye, denemeye karşı bir konuma getirmektedir. Bu kısır döngüdür. Uzadıkça dağılacak konu.
Paradigmanın değişmesi, değiştirilmesi zordur, dedik. Akılcılıktan bahsettik. Açıkçası “biçimsel olmayan (resmi olmayan) ilişkiye önem vermez” dedik, bir bakıma. Çözümle, planla, anlat, belirle ve gözden geçir. Kalıbı bu… Biçimsel olmayan yönetim süreçleri, etkileş, dene, başarısızlığa uğra, ilişkide ol, öğren, yön değiştir, uyum yap, değişiklik yap ve gör… Kanımca, bu iki formülün bileşkesi en doğru yoldur. Paradigmaların süratle zamana uyarlanmasının yolu sapla samanı karıştırmadan bunlardan gerektiği şekilde istifade etmektir. Ne akılcı tarafa, ne de deneysel tarafa fazla bağlı kalmadan, yükletmeden zihniyet, sistem ve paradigmaları zamana uydurmalıyız.. Bu günlük bu kadar… Sevgi ve saygılarımla….