- Kategori
- Futbol
Prandelli ve Sabri: Bir abbas yolcu, bir hancı!.

Prandelli’nin yerine göz dikenler, piyasaya sürülüyor.
Başkan Ünal Aysal’dan sonra, Prandelli’ye yol gözüktü havası, medyayı karabulutlar misali iyice kaplamış durumda.
Prandelli’ye “ömür” biçiliyor; oysa Prandelli, daha dün geldi.
Medyanın, Prandelli’yi parlattığı ilk günlerinde yazdığımız yazıdan birkaç alıntı:
Her gelene, daha ilk günden, “ömür” biçilir. Bir iki yenilgi, aykırı seslerin yükselmesine yol açarsa, bu da, “yeni”nin suyunun ısındığını gösterir. Prandelli de, yarın öbür gün gönderilirse, taraftarı yüceltmek için, “öyle istedi”ye getirilebilir.
Prandelli de, hiç kuşku yok ki, Fatih Terim gibi bir “eleman”dan sayılacaktır.
Prandelli, ne çekerse “bilmiş” yöneticilerden çekecektir.
*****
Prandelli, ayağının tozuyla ne yaptı?
İlk “icraat”ı kadro dışı bırakmalar oldu. Bu, garip bir karardı; çünkü karar, futbolcuları daha görmeden alınmıştı. Prandelli’nin ilk işinin bu olması, onun nasıl “uyumlu eleman” olduğunu, olacağını gösterdi.
Sabri’nin kadro dışı kalması, arkası olduğu için ses getirdi.
(Sabri, kaptan olarak, "kurumsal kimlik" adına Prandelli’ye “Hoşgeldiniz” diyor; ertesi gün, bunun karşılığını “kadro dışı kalmak”la alıyor.)
Prandelli, Sabri’yi niye kadro dışı bıraktı?
Gerekçesi yok!
(Sağda solda söylenenler, kulak ardı edilemez: Ünal Aysal öyle istedi, Prandelli yerine getirdi.)
Ünal Aysal gitti, yeni yönetimden Abdurrahim Albayrak, daha mazbatasını almadan “icraat”a başladı. Sabri’nin affedilmesini sağladı; Sabri, arkadaşlarıyla çalışmaya başladı.
Anlaşılıyor ki kararları Prandelli vermiyor.
*****
Medya, İtalya dışında ilk kez bir takım çalıştıran Prandelli’yi nasıl tanıtıyordu?
“Futbola, hayat gibi bakan Cesare Prandelli, felsefesini de çalıştırdığı takımlara her zaman yansıttı. Risk almayı seven ve farklı taktikler denemekten çekinmeyen Prandelli, (...) kimsenin şans tanımadığı İtalya'yı 2012 Avrupa Şampiyonası'nda final oynattı." (İnternette dolaştırılan, “Prandelli'nin zorlu hayat hikayesi!” başlıklı yazıdan)
“Futbol her şey değil, sadece bir oyundur…” diyen Prandelli, Türkiye’de futbolun nasıl bir “oyun” olduğunu Sabri konusundaki kararlarla göstermiş oluyordu.
Ünal Aysal, Prandelli'yi “disiplinli, dürüst, enerjik; netice odaklı futbol oynatan, başarıya aç” bir teknik direktör diye tercih etmişti.
Gelişmeler gösterdi ki, Prandelli’nin bir başka özelliği daha var:
Yöneticilerin kararlarını kendi kararı gibi, ama gerekçe göstermeden uygulamak.
O zaman ipler kimin elinde?
*****
Prandelli ne zaman gider; doğrusu, gönderilir?
Medya, çoktan kolları sıvamıştı; Prandelli’nin yerine göz dikenleri piyasaya sürülüyor/du. Bu, İstanbul Başakşehir yenilgisinden sonra, daha da hızlandı sayılır.
Demek ki, Prandelli, bir abbas yolcu; eli kulağında!.
(Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, başkalarına “ömür biçen”ler, geldiği gibi gitmesi gerektiğini söyleyenler, oturdukları “koltuk”ları, yazdıkları “köşeler”i bırakmaz, ekranlardaki “pencere”lerini kapatmak istemezler.)
Prandelli gitmeli mi?
Soruyu yanıtlamak bizim görevimiz değil, ama "olan"ı söyleyebiliriz:
Prandelli, oyuncu tercihlerine bakılırsa, "onbiri" bir türlü biçimlendiremedi.
*****
Sona doğru...
İlk 7 haftaya bakarak, hedefi “4. Yıldız” olan Prandelli’yi göndermek doğru olur mu, ona zaman tanımak gerekmez mi?
Sabretmesini bilmeyenler için “Evet”...
Son söz:
Prandelli’ye “kurumsal kimlik” adına “Hoşgeldiniz” diyen kaptan Sabri’ye, Prandelli yola çıktığında, yine aynı “kimlik”le, “Güle güle” deme ve havaalanında uğurlama görevi verilmeli.