- Kategori
- Deneme
Pul pul, pırıl pırıl ve senden ayrı...

Bir kitabın anlamsız nakaratlarına başını her koyuşunda seni, uykusuz gecelerinde sevdim…
Bazen…
Sana boyun eğmek geçiyor içimden zamanın bütün ninnilerini al aşağı edip… Islak bir kalem kâğıda ummadığın melodileri notalaştırıp, kafesinin kapısı her daim açık bir mavi saka kuşunda dillendirmek… “Sana ram oluyor suların sırrı…” diyen şaire nispet yaparcasına, bütün nehirlerimi yüreğinin engin kimsesizliğinde bütünleştirmek… Sana boyun eğmek geçiyor içimden… Kaybolduğum bir zamana ortak kılıp seni, içime gömmek…
Ortasından kırmızı bir gelincik çiçeği fışkırmış, papatyaların istilasındaki bir tarlada seni eşsiz güneşlerle yediverenlere devşirmek… Gözlerindeki bana o masum gelen yeşilin tüm tonlarına sahip harelerin içinde, anason kokularından beyhude bir sarhoşlukla kaybolup gitmek… Derinlerinde göz açıp kapayıncaya kadar kaybolup gitmek… Gitmek derken, sıkıca sarıldığım bu turkuaz kalemin mavi tonlarını senin yeşiline çalıp, tükenmek bilmeden tükenmek… Eriyip bitmek gözlerinde…
Ben…
Boğazın derin sularındaki lacivert soğukluğun tenime dokunuşunda ki, o ağustos sıcaklığını sevdiğim gibi müptela bir dokunuşa hasretlikten dem vuruyorum… Havanın zifiri bir karanlığından, mayhoş bir kızıllığa çalınışındaki sabah ezanı dinlemişliğin verdiği dinginlikten… Ve akabinde pelteleşmiş dilimin ve kalemimin, bir su bardağında ki demli bir çaya hasretinden… Ben… Gitmeyip, sana gelmekten…
Bir martı sesinin havanın boşluğunda yankılanıp duran başıboş çığırtkanlığında sana nefes yollamak istiyorum… Durmak bilmeden yazmak, alabildiğince yazmak ve dahi gene yazmak… Bütün şiir salkımlarını bakışlarından aşağı dökmek… Susmadan, durmadan, dinlenmeden… Sevmek, sevilmek, sevişmek…
Bu sana hasretliğin ne zaman biteceğini sorgulayıp durduğum karanlık odanın tüm kapılarını üzerime kilitlemişliğim gibi cevapsız sorularla boğuşup durmak çıldırtıyor beni… Hani diyorsun ya… “Ocak yanmıyor bana bu günlerde…” Sana yangınlığım kor bir volkan derinliklerinde… Yanmak ne kelime… Dedim ya eriyip bitmelerde… Bu sensizlik kokan odanın karanlığı, senin gözlerindeki yeşille sevişmelerde…
Seni…
Düşlerimdeki adı konmamış şiirlerim gibi bir heyecan kasırgasıyla dinlendiriyor gönlüm…
Seni…
Parmak uçlarımın hareleri arasına gizlediğim gizlerin derinliklerinde sevdim… Parmak uçlarımın o gizlerini, her gün her gün gizli saklı öpmelerimde… Bu yüreğe her dokunmak istediğimde, parmak uçlarımdan dökülen şiirlerde sevdim… Senin… Uykusuz geçirdiğini bildiğim gecelerinde boyadım ruhumu aydınlığa… Bir şafak vaktine yakın başını yastığa koyuşundaki yorgunluğa sığınışına… Bir kitabın anlamsız nakaratlarına başını her koyuşunda seni, uykusuz gecelerinde sevdim…
Seni yalnız bir çocukluğun,
Kollarına sarmalayıp sevdim…
Uzakları yüreğime katıp,
Ve yüreğimi sensizliğe atıp,
Bir deniz kokusunu rüzgârım yapıp,
Susuz memleketini sevdim…
Konuşmadan duruşunu,
O duruşa asalet katışını,
Susarken anlayışını sevdim…
Hercai bir gök kuşağı alacasında,
Şaşkın bir şarkının nakaratında,
Olmamış bir meyvenin hamlığında,
Şaşkın ürkek duruşunu sevdim…
Bir şairin dediği gibi;
“Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim…”
Oysa sev istemedim…
Sevmeni istemeden sevdim…
Kenan Ocak...
28 04 2008
Yazanın notu: "Sana ram oluyor suların sırrı,
Pul pul, pırıl pırıl ve senden ayrı..."
Dizeleri Zeki Ömer Defne isimli şairin Şiirinden alıntı dizelerdir...