​ Puslu Bir Kaçış: James Joyce / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '18

 
Kategori
Edebiyat
 

Puslu Bir Kaçış: James Joyce

Puslu Bir Kaçış: James Joyce
 

James Joyce


Kaçmak mı kalmak mı arasında bir seçim yapmak gerekseydi bu ne olurdu, nasıl olurdu ya da sonuçları bize nasıl geri dönerdi? Hayatında her adımının hesabını yapıp yirmi dört saatini de bir programa göre yaşayan insanlar için bile hayat bazen o ajandanın dışına çıkmayı, gerçeklerle yüzleşmeyi seçiyor.

Her an, her saniye, artık buralardan gitmek istiyorum, bu hayat bana göre değil, bu şehirden, ülkeden çok sıkıldım diye düşünen milyonlarca insan vardır ama maddi olanaksızlıktan ya da geleceği çok düşündüklerinden olsa gerek bu isteklerini bir türlü gerçekleştiremiyor sadece hayallerinde yer almasına izin veriyorlar. 

Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nde James Joyce bu düşünceleri bizlere hissettirir. Kahramanı olan Stephen Dedalus romanın sonunda her şeyi geride bırakır ve hayallerine doğru bir bilinmeze gider. İrlanda’lı yazar Modern döneme damgasını vuran birkaç isimden biridir.  Kitapta tam anlamıyla insanlığın ortak duygularına yer verilmiştir.  Bir insanın çocukluğundan gençliğine nasıl duygu karmaşaları ile savaştığını ve tam da her şeye karar vermişken nasıl da geçmişi bırakıp geleceğe doğru tam bir cesaret örneği gösterdiğine yer verilmiştir.

 Din, ülkenin durumu, dil, tarih, kişinin çevre ile ilişkisi= Birey; buna eklenmeyen daha birçok madde vardır tıpkı psikoloji gibi…  Dedalus, katolik bir aile ile, ülkesinin durumu ile ilgili konuşmaları dinleyerek, kendi dili yerine İngiliz İngilizcesi konuşarak, yeni okulundaki arkadaşlarına alışmaya çalışarak kişiliğini oluşturmaya çalışıyordur. Başlarda aklında hiç de “kimse ülkesi için çalışmıyor” fikri yoktur, ama her çocuk gibi o da yaşayarak ülkesinin gerçeğini öğrenme başlar. “Bizim olmayan şeylerle oyuncak oynuyoruz, ödünç bir topu patlatmaktan korkuyoruz” fikrini benimsemeye başlar. Bu aşamaya gelene kadar birçok karar verir örneğin; bir ara din adamı olmaya karar verir ama bir anlık düşünce ile bundan vazgeçer. Zamanla kimsenin onun kadar düşünmediğini fark eder, insanlar alışmıştır “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşüncesi tüm toplumu ele geçirmiştir. Arkadaşlarının konuştuğu konular, evde konuşulan konular artık ona yeni kararlar aldırmış ve “uzaklara, çok uzaklara” diyerek ardına bile bakmadan gidiş biletini alma fikrini ortaya çıkarmıştır. Dedalus artık kendini keşfetmek istiyordur ve bu yüzden de geçmişiyle vedalaşır ve ayrılır; her şeyden belki de eski kendinden bile…

Kitap her kelimesiyle bize mesaj verir. Aslında en önemlisi şudur: Asla geçmişe değil geleceğe odaklan; ileriye daima ileriye bak!

İRLANDA’NIN SESİ: DEDALUS

Bunu sadece İrlanda olarak değil de başka ülkelerin egemenliğinde ezilen milletler olarak düşünmek gerekiyor . İnsanları Dedalus’a en çok çeken ise farkı bir şey. Onlara göre Dedalus kaçtı, İrlanda’daki ya da diğer birçok ülkedeki insanlar gibi savaşmadı. Ama gerçek şudur ki savaşamazdı da; gerçek ise cesaret, her ne olursa olsun ülkesinde kalıp savaşmasıydı. Yazarının hayat hikayesini yansıtan Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi eğer farklı bir temada yazılsaydı işte o zaman Joyce bir halk kahramanı değil de bir korkak olacaktı. İrlanda’nın sesi Dedalus oldu, Joyce değil. O sadece kahramanın gölgesinde kalmış bir yazar olarak raflarda yerini aldı.

EZİLENLER

Daha birçok yazar ülkesinin durumunu anlatmak, gerçekleri insanlara göstermek için yıllardır savaş vermektedir. Burada ne kadar isim verilirse verilsin hep bir eksik kalacak ve belki de sadece çaresizlikleri göz önüne serilecek, asıl anlatılması gerekenler anlatılamayacaktır. Lakin tüm bu yazarların ortak amacı kendilerinin olmayan dili, dini benimseyemediklerini, her zaman içlerinin paramparça olarak kalacağını göstermektir. Aslında herkes Joyce gibi, kahramanı gibi gitmek isteyenler kervanında; ama şunun da söylenmesi önemlidir ki biz onların neler yaşadığını, nasıl savaşlar verdiklerini sadece okuyarak, hissederek, empati kurmaya çalışarak anlayabiliriz, yaşamadan anlamaya çalışmak yaşayanların duygularının yanından bile geçemez ve kendi dilini özgürce kullanan toplumlar, başka bir ülkenin egemenliği altında kalmayan toplumlar onların hislerini hiçbir zaman anlayamazlar. Eleştirirken en azından bunlar gözönünde bulundurulursa belki de kötümserlikler birazcık da olsa körelebilir.

 

 
Toplam blog
: 57
: 280
Kayıt tarihi
: 18.07.15
 
 

1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Kara..