Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '15

 
Kategori
İnançlar
 

Rabbimiz geriyi değil ileriyi işaret eder

Yaşadığımız bu zaman geçmişten ileri, gelecekten geridir. Geçmişi yaşadık, geride kaldı. Şimdiki zamanı, geçmişten ileri yaşıyoruz. Geçmişten ve şimdiden ileri geleceği yaşayacağız.
Rabbimizin hikmetlerinden biri, çoğunluğu teşkil eden muhafazakar toplumlar hep tarihin çarklarını geri çekmeye çalıştıkları halde tekamülü engelleyemediler ve  hep ileri gittiler.
İslam coğrafyasında çöl gericileri kılıçlarını, Zülfikarlarını çekip tarihin çarklarını geriye çevirmek için çok fazla işgüzarca direndikleri halde de Rabbimizin tekamül kudretine güçleri yetmedi.
Kah develerin arkasından sürüklendiler, kah çağın araçları arkasından sürüklendiler hızlı koşan zamanı durduramadılar.
Gericilerin sadece sarıkları ve cübbeleri değil, hurafeleri, kanlı duruşları yaşamın üzerine karanlık olarak çöker.
İnsanlar onları gördüğünde  ya yalana dayalı korkulara kapılıp sadakat gösterileriyle önlerinde secdeye duruyorlar ya da geriliğe karşı tepki göstererek ileriye daha kararlı yürürler.
Tekamülün farklı coğrafyalarda farklı biçimde zuhur ettiği dikkat çekicidir. Toplumların tarihi antropolojisi, insan-doğa ilişkileri, etnik ve sosyolojik özelliklerinin farklılığında tekamül farklı biçimde sonuç verir.
Bu yüzden bilim ve teknoloji her ülkede farklı gelişir ve bilimin girmediği karanlıkta kalmış toplumlar çok geride kalır.
Biz gerçekleri yazarken veya anlatırken eski siyaset biçimi olan dinlere veya yeni din diyebileceğimiz  siyasetlere saygıyı hiç düşünemeyiz. Yani, dalkavukluğun tekamüle müspet etkisi hiç olmamıştır.
Dalkavukluğun tekamüle katkısı olsaydı, bilim adamı ve şair Ömer Hayyam içtiği şarabıyla dertleşirken mutlaka şiirlerinde buna vurgu yapardı. Parazit sınıf havada bulup tavada yiyenler olarak, korku vererek veya ikna ile dünya genelinde topluma istediği istikameti verememiştir.
Eğer tesir edebilseydi insanoğlu hala ağaç kovuklarında ve mağaralarda yaşamakta olacaklardı.
Gerçekler ne ekmektir ne de ekmeğe katık olur. Sadece insana yakışan bir duruşa katkı olur. Bu yüzden savunulan doğrular kitleler tarafından cazip görünmez.
Doğrular beğeniler için değildir. Doğrular insanları tekamül ettiren vasıtalardır. Galileo savunduğu gerçekler için ölümle burun buruna geldiğinde kitlelerin % kaçı onu anlıyordu ki?
Hatta muhafazakar kitleler müşrik olmayan Galileo’nun meydanda yakılmasına seyirci olmanın heyecanını tatmak istiyorlardı. Çünkü Galileo Rabbimiz adına kutsal kitaplara yazılan yalanları deşifre etmişti, yalancıların iddialarının aksine Dünyanın Güneş’in etrafında dönüğünü iddia ediyordu.
İlkel cemaatin  çağdaş seviyeye tekamül etmesi için zaman ve imkan faktörleri belirleyicidir. Siyaset ve din,  kalbur üstü sınıfların hem ekmeği ve hem de ekmeğin katığıdır.
Bu sınıflar bir tarafı mağdur ederken muzaffer olduklarını iddia ederler fakat gelecekte hesap vermeye hazır hale gelirler. Bilim adamları fiili olarak gerilikten ve gericilerden hesap sormuşlardır.
1400 yıllık veya 2000 yıllık dine dayanan yaşam biçiminde ömrünü geçirenler dirilip günümüzün çağdaş biçimiyle yeniden yaşama dönemezler. Günümüzün insanları da eski dinsel yaşama biçimine geri dönemezler.
Katolik istibdatçılar geriliği topluma dayattı, dünyaya rezil oldu. Şimdi selefi anlayışıyla Müslümanlar aynı geriliği dayatıp yine acılara neden oluyorlar. Rabbimizin yaradılış kuralları vardır.
Her geçen saniye geri gelmez, zaman hep ileriye akıyor. İnsanoğlu geçirdiği tekamülden geri dönmez. Bakın Müslümanlar  eskiyi dayatan selefi Müslümanların zulmünden kaçıp çağımızın demokratik uygar sistemlerine sığınıyorlar!
Rabbimizin yardımıyla sonsuzluğa kadar çıktık, sonsuzluğa matematiksel bir anlam yükledik. Aynı zamanda eksi sonsuzluğa giden istikamette ve artı istikamete sonsuzluğa giden bir sonsuzlukla karşılaştık. Alemler alemler içindedir, her parçacık bir galakside güneş sistemine benziyor. Biz rabbimizin eseri olarak bir canız ama sonsuz canları ihtiva ediyoruz, bizde sonsuz alemler vardır, hepsi mükemmel bir nizamdadırlar…
Rabbimizin yarattığı kainatı ve kainatın tüm teferruatları olan canlı ve cansızlara doğru bakmak, baktığını doğru görmek, doğru gördüğünü doğru anlamak insanı hakikatle buluşturur.
Rabbimizi doğru anlamak için O’nun tüm eserlerini doğru anlamak gerekir. Bu eserlerin hakikat olarak zuhur etmesi, onlar hakkında doğru düşünmeye sebep olur.
Gayri hakikat ile hakikat mevzusu, taklit ile tahkik şeklinde insan hayatında ortaya çıkar.
İnsanın tekâmül etmesiyle beraber fikriyatta meydana gelen tekamül ile beraber taklidin yerini tahkik alarak insanın şuurlu davranışları ortaya çıkar.
Burada doğru amelin, şuur ile münasebetli olduğu hakikati vardır. Çöl barbarlık sistemi tahkik değil her zaman dini şahsiyetlerin taklidinde yaşadılar. Bu yüzden gericilik bir yaşam biçimi olarak kalıcılaşıyor ve tarih sürekli tekerrür ediyor.
Doğru düşünce ve yanlış düşünce ile kötü amel ve iyi amel her zaman birbirileriyle hem tezatlıdır hem de kendi aralarındaki münasebetle birbirilerine tesir ederler. Biri diğeri için bir ibret veya tahrik unsuru olabilir.
 
 
Toplam blog
: 4
: 220
Kayıt tarihi
: 02.09.15
 
 

İktisadi ve Ticari İlimler mezunu, emekli. Yaşadığımız coğrafyada ezbere ve taklide dayalı yaşam ..