- Kategori
- İnançlar
Recep Ay'ının en belirgin niteliği; “Ben’ e saygıdır”

Hicri takvime göre üç ayların başlangıcı olan Recep Ayı aynı zamanda “Allah (c.c.)’ın ayı” olarak bildirilmektedir.
Tasavvufi bir tanımlama olan “Fenâfillah (Allah’ta yok olma)”; bireyin, Allah’ın isim ve sıfatlarının özelliklerini kazanabildiği doruk bir nokta olarak bilinmektedir. Bu yetiler ile donatılmış her bir fert “Ben” diyebilme ayrıcalığı kazanmıştır. İnanç doktrinlerinde her ne kadar söylemi sakıncalı olarak görülmekte ise de “Ben; esas anlamı ile “ALLAH (c.c.)” demektir.
“Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti. (Hicr Suresi – 28.29.) Diyanet Meali.
Ben, diyebilmek aynı zamanda mutlak yaratıcıya olan Allah’a saygı ve de hürmettir. Bu oluşum sadece ibadet ritüelleri ile sınırlı düşünülmemelidir. Yaşamın her alanında dik bir duruş sergileyebilmektir. Ben, demek, bireyin ruhunda bulunan özgür yaratılışın gereklerini yerine getirmesi ile haksızlıklar karşısında “Hakk” arayışında bulunmasıdır, aynı zamanda.
Ne yazıktır ki, İsyan ile hak arayışı birbirine karıştırılan kavramlar haline gelmiştir. Hak ararken sınırlarını korumak ve de hak arayışında bulunanların arayışlarına saygı göstermektir, doğru olan. Hüküm makamında bulunan iktidar sahipleri “ben kendi ruhumdan üfledim”, ilahi beyanını, ikazını görmezden gelirler ise “zalim” sıfatına bürünürler. Bunun yanında kendi olağanüstülüğünü görmezden gelip haklı olduğu noktalarda ezikliği tercih edenler de kendileri ile birlikte yaratıcıya en büyük “ihaneti” yapmış olurlar. Bu denge sağlıklı bir şekilde farkındalıkla korunmalıdır.
Peygamberler öncelikli olmak üzere bu donanımı kazanabilme yani Allah’ın sıfatları ve isimlerine sahip olma ayrıcalığı her bir âdem evladı için geçerlidir. Halife olma özelliği her bir birey için bildirilmektedir. Bununla birlikte elbette ki, bu kazanımları elde edebilmek için çalışıp çabalama, bilgi sahibi olma ve de bildiklerini yaşamsal olarak sergileyebilme gereklilikleri kaçınılmazdır. Maddi kazançlarda olduğu şekliyle manevi kazançlar için de çalışma zorunluluğu esastır. Yol ve yöntemleri inanç ritüelleri ile bildirilmektedir.
&&&&
Kutsal olarak bildirilen Recep Ayı (Allah’ın ayı)’na saygı ve hürmet duymak ve de kazanımlarından, ikramlarından dolu dolu istifade etmek isteniyorsa; “Ben” diyebilmelidir, birey. Emekçiler emeklerinin karşılığını isteyebilmelidirler. Hak sahipleri legal metotlarla çaba göstermekten, mücadele vermekten çekinmemelidirler. Dinsel terim olan “razı olmaktan” "kulluk ve kölelik" anlaşılmamalıdır. Başta Resülullah (s.a.v.) olmak üzere; yaşam koşulları ile her durumda çözüm odaklı pozitif bir algı ve yaşam sergilemeleri ile birlikte hiçbir peygamber köleliği kabul etmediler. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali ve evliya olarak nitelendirilen toplum önderlerinin inanç eksenli yaşamları doğrultusunda köleliğe, haksızlığa karşı bir duruş sergiledikleri bilinen gerçeklerdir.
&&&&
Alanı ne olursa olsun, yetki ve sorumluluk sahibi bireylerin kişisel çıkarlarını koruma amaçlı dini terimleri gündem etmeleri kadar sakıncalı hiçbir durum olamaz. Buna inançlı olmak değil “inancı istismar etmek” denir. Kavramlar, bilinçli ve de çıkar amaçlı olarak çarpıtılmamalıdır. Yerli yerinde doğru anlamları ile kullanılmalıdır. Benzer şekli ile çalışan, yönetilen bireyler de çıkar, kazanç, maddi ve manevi gelecek endişesiyle öz kimliklerinden, kişiliklerinden, inandığı değerlerden ödün vermemelidirler. Böyle olmaları durumunda zalim ve haksız olarak nitelendirilenlerin bu işlevlerine katkıda bulunmaktan başka bir şey yapılmamış olunmasının yanı sıra şikayette bulunma özgürlüklerini kendi duruşları ile yitirmiş olurlar.
Her bir olumsuzluk sonrası "takdiri ilahi" söylemi ile kabulleniyor görünmek, razı olmak değil aksine zoraki bir içe atıştır. Beyanlar bu doğrultuda olsa dahi "Rıza Makamı" bu değildir. Bunun adı olsa olsa "riya" ve ardından gelen "ezikliktir". "Allah sabredenlerle beraberdir" ayeti kerimesinin pısırıklığı, miskinliği, nemelazımcılığı öneren ilahi bir buyruk olarak değerlendirilmesi durumunda, kişisel çıkarlar uğruna ayetler çarptırılmış ve de yaratana en büyük ihanet yapılmış olur. İster din görevlileri, isterse yöneticiler olsun kim böyle koşullu bir bakış ve duruş sergilerse mutlak yanılgıdadırlar. Ve uyarıya tabidirler.
“Beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğuma inanın. “Onu ilk inkâr eden siz olmayın. Benim ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın. Ve yalnız benden sakının.” (Bakara Suresi – 41) Yaşar Nuri Öztürk Meali.
“Allah’a verdiğiniz sözü, taahhüdü servet, makam, mevki gibi geçici dünya menfaatlerine, birkaç pula değişmeyin. Eğer bilirseniz, Allah katındakiler sizin için daha hayırlıdır.” (Nahl Suresi – 95) Ahmet Tekin Meali.
En büyük ikram ise insan olunduğunun farkına varabilmek ve bu niteliği gerektiği şekilde yaşayabilme ayrıcalığıdır.
&&&&
Fenafişşeyh, Fenafirresul, Fenâfillah. Manevi yükselişini (miraç) tamamlamış olup Rabb’i ile tanışmış olan kişi bu aşamadan sonra özgür ruhlu bir birey olma ayrıcalığına kavuşmuş olarak yaşantısına devam eder. Bu kazanım bilinçli, farkındalıkla ya da farkında olmadan gerçekleşebilmektedir. Farkındalık olursa kişi eğitici ve öğretici olarak yeniden görevlendirilir. Elçi, haberci, resul, peygamber, mürşit, baba, dede, hoca vb. unvanlar kazanılır.
Bu tanışıklığın ardından bilinmelidir ki, bireyin inançları adına vereceği her bir taviz elde ettiği her bir yetiyi, donanımı kaybetmesi anlamını taşımaktadır. Yaşamın her anındaki düşün ve ideadır, inanç. İnanç: İnanış. Kanaat. Akide. Kanı. Felsefe. Kanış. İnan. Din. Tarikat. Kült. İdeal. Güven. Güvenirlik. Kuram. Düşün. Mantalite. Cesaret. Güvence. Emanet etmek. Güven vermek. Yaşam tarzı. İnandığı gibi yaşama tercihi. Özgür bilinç.
İçsel bir kabullenişten bağımsız olarak "sabrediyorum, razı oldum" kandırmacası, işte bu tanımlamaları ve daha kapsamlı özelliklerini yitirmek demektir. Gerçek anlamı ile kendi iç dünyasında tamamiyle kabullenmiş olan bir kalp razı olmuş demektir. Bunun en belirgin betimlemesi ise çaba gösterip, mücadele verip dik bir duruş sergilemenin ardından hak ettiğini alıp almama konusunda bireyin, tüm korkularından arındıktan sonra gönül rahatlığı ile kendi kararını kendisinin vermesidir.
Kısacası; zoraki bir kabulleniş rıza değil, korkaklık ve ezikliktir. Bu da köleliği doğurur.
&&&&
Şunu belirteyim ki; ben, toplumu isyana yöneltmiyorum. Aksine inandığı değerlere sahip çıkmalarını öneriyorum. Ne var ki, inanç söylemleri ve davranışları ile kişi ve toplum aleyhine gelişen tüm yanlışları bilgim ve görgüm doğrultusunda dile getirmekten, yazmaktan ve de yaşamaktan geri duramayacağımı belirtmek isterim. Ayrıca böyle bir amacım olsa dahi gereği ne ise yapmaktan bir an olsun çekinmem. Yaratıcıya isyan edeceğim kulundan mı çekineceğim?
&&&&
Yaşamın her bir alanına ilişkin yazılar kaleme almak olmam ile birlikte İslam merkezli (daha çok tasavvuf) örneklemeler sunmakta olmamın nedenleri;
1.) İslam inancı üzerine olan bir bireyim. Ve tasavvufa âşık bir insanım. En azından öyle olduğumu düşünmekteyim.
2.) Toplum çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede yaşamaktayım. Anlatılarımın çok daha kolay anlaşılacağı kanaatindeyim.
3.) İslam dinini esas almakta olduğunu belirten siyasi bir yönetim bulunmaktadır.
4.) Ne yazıktır ki, iktidar partisi yetkililerinin yaptırımlarından çekinip İslam adına doğruları söyleyemeyen, olması gerektiği haliyle dik bir duruş sergileyemeyen sözde din âlimlerinin oluşturdukları boşluklar nedeniyle böyle bir zorunluluğu gerekli gördüm. Sarık takıp cübbe giymekle toplumun hamisi olunmuyormuş, şahsım adına bunu da anlamış oldum.
Özetle; bireysel, toplumsal ve yönetim organları tarafından hem anlayacağım hem de anlaşılacağım dilden yazmayı daha uygun buluyorum. Ayrıca, “Arife tarif gerekmez”.
&&&&
“Hacılar hocalar kamu geldiler,
Kitapların bir yana koydular,
Sen bu ilmi nerden aldın dediler?
Bir mürşidi kâmile varmazsan olmaz.”
Yunus Emre
Mürşit; İkaz ve irşat metodu ile ahlaki eğitim veren, nefis terbiyesi ile eğiten, Allah'ın ahlakı ile ahlaklandıran, rüşt sahibi kimse. Mürebbi, şeyh, eğitimci, bilen, bildiren, Rabb. Günümüze kadar bu metot tasavvufi ekoller ile birlikte yaşam bulmuştur. Mürşitliği bir başka makalemde kaleme almak üzere, mutlu kalın.