Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '09

 
Kategori
Söyleşi
 

Ressam Zeliha Demirel ile söyleşi

Ressam  Zeliha  Demirel ile söyleşi
 

Zeliha Demirel (ressam - inşaat mühendisi)


Zeliha Demirel, bu yıl 9 Ocak- 3 Şubat tarihleri arasında Edebiyat Koop'da açtığı resim sergisini hayranlıkla biraz da ürpererek gezdiğim değerli bir ressam ve mühendis sanatçımız. Sergi fotoğraflarında Zeliha Demirel'in resimlerini görebilirsiniz. Kendisi sergiye özel bir ad vermemişti. Zeliha Demirel Kişisel Sergisi yazıyordu davetiyede. Resimlerindeki kadın bedenlerinin kıvrımlarında, eğrilişinde, bükülüşünde ve renginde katmanlı acıların ve hüznün canlanışını gözledim. "Acının ve hüznün estetiği" diyebilirim ben bu resimler için. Açılış günü şair dostumuz Yelda Karataş çok anlamlı bir açılış sunumu yaparak Zeliha Demirel'in resimlerini sanatçı duyarlığı ile derinlemesine yorumladı. Ben de daha sonra Zeliha Demirel ile yaptığım söyleşiyi sizlere sunuyorum:

Ezgi Umut : Sevgili Zeliha Demirel kendinizi tanıtabilir misiniz?

<ımg alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/17/fft16_mf222506.Jpeg" align="right">



Zeliha Demirel : Konya Akşehir doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunuyum. On yılı aşkın süredir aktif olarak resim yapıyorum.

Ezgi Umut : Sizi resme yönlendiren ilk duygulanım nasıl başladı? Resim yapma arzunuzu kışkırtan özel bir yaşanmışlık var mı? Sizi resim yapmaya yönlendiren bir kişi ya da ressam oldu mu ailenizde?

Zeliha Demirel : Bir sabah etkisinden kurtulamadığım bir rüya ile uyandım. Çocukluğumdan beri hep uzun saçlıydım. Çocukken rüyamda saçlarımın her bir teli ayrı bir renge boyanmıştı ve her telin uçlarından kendi rengi akıyordu. Yürüyordum ve yürürken gökkuşağına inat yer kuşağı çiziyordum akan renklerle. İçimi tuhaf bir renk coşkusu kaplamıştı ve bu coşku günlerce sürdü. Bu rüya beni öncelikle resim yapmaya ardından da yazmaya itti. Zaman zaman boyuyor zaman zaman da yazıyordum çocukca. Bu arada ilkokuldan itibaren liseyi bitirene dek karnemdeki en kötü notum her zaman resim oldu. Ortaokula giderken Nasreddin Hoca resim yarışmasında ulusal çapta ikincilik ödülü almıştım da resim öğretmenim ödülden utanıp tam not vermişti bir kez. Ailemde ya da yakın çevremde resimle ilgilenen kimse yok.

Ezgi Umut : Resim çalışmalarına ne zaman başladınız? Kaç yıldan beri çalışıyorsunuz?
Resim çalışmalarınıza ailenizin tutumu ne oldu?

Zeliha Demirel : On yılı aşkın süredir aktif olarak resim yapıyorum. Öncesinde mühendislik alanında çalıştım. Ailem tabii ki tamamen resme yönelmemi tepkiyle karşıladı. Onlara göre resim çerçevelenmiş manzaradan ya da karakalem çizilmiş portreden ibaretti.

Ezgi Umut : Güzel Sanatlarda resim eğitimi yerine neden mühendisliği seçtiniz?

Zeliha Demirel : Bilinçli bir seçim değildi. O yıllarda, yetiştiğim coğrafyada ve kültürde resim pek de ciddiye alınacak bir uğraş değildi. Ailemin yönlerdirmesiyle mühendislik eğitimi aldım. Eğitimin çok çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Hani derler ya “akacak kan damarda durmaz” diye, içinizde varsa bir gün mutlaka ortaya çıkıyor.

Ezgi Umut : Şimdiye değin hangi konularda yoğunlaştınız?

Zeliha Demirel : Politik bilinçlenme süreciyle birlikte rahatsız olduğum her şey içimde hergün biraz daha katlanarak kanadı. Bir şekilde bunları dile getirmeliydim. Öncelikle popüler kültür yaşamının getirdiği ve indirgediği içi boşalan her şey çok canımı acıtıyordu, hala da acıtıyor. Fast-food yaşam biçimi, her kavramın çabuk tüketilmesi ve hızına yetişememek, v.s. Bütün bunların yanında kadın sorunları, sokak çocukları, en dipte yaşayanların (fahişeler, eşcinseller, tinerciler, meczuplar, ...) sadece yaşayabilmek için verdikleri mücadele ile sıradan insanların orta sınıf olabilmek için çevirdikleri entrikalar arasındaki uçurum ve steril yaşamlar...

Ezgi Umut : Ressamlık yolunda ilerlerken devam ettiğiniz bir atölye oldu mu?

Zeliha Demirel : Evet. Açı Sanat Galerisi'ne devam ettim iki yıl. Daha sonra Kent Kültürü ve Sanat Hareketi adıyla kurulan oluşumun uzantısı olan Atölye Mavi'de çalışmalarımı sürdürdüm. Bu atölyede hem özgürlük hem de özgünlük adına koşullar çok besleyiciydi. O dönem soyut resim çalışmalarımda en yoğunlaştığım dönemdi ve umudu üretebilme adına çok başarılı çalışmalar yaptığımı düşünüyorum. Günde on saat ortalama ile çalışıyordum ve farklı malzemeleri deniyordum. Zaten resim ve heykel sanatları çağlar boyunca atölye sanatları olarak varolmuştur. Büyük ustaları atölye eğitimi ortaya çıkarır.

Ezgi Umut : Bu son serginizde ki özel ad vermemişsiniz ve Zeliha Demirel'in kişisel sergisi ismi ile duyuruldu , kadın bedeni üzerine çalışmışsınız? Hangi duygularla yola çıktınız bu seriye başlarken? Çizdiğiniz kadın figürlerinde hayalinizde canlandırdığınız kadın kendinizin çeşitli duygulanım durumlarına mı karşılık yoksa bir gözlemci olarak genel olarak kadın sorunlarına mı yöneldiniz ?

Zeliha Demirel : Adlandırma ve anlamlandırmanın bazı çalışmaların sunumunda izleyici açısından daraltma yarattığını düşünüyorum. Kaldı ki adlandırdığımız her şey adlandırdığımız andan itibaren değer kaybetmeye ya da eskimeye başlar. Hemen hepimiz yaşamımızın bazı dönemlerinde çeşitli travmalar yaşarız. Böyle bir sürecin içinden doğdu bu resimler. Kadın sorunlarını kadın bedeni üzerinden dile getirmeyi seçtim. Belki yanlış bir anlatım diliydi; hala soyunuk olmakla çıplak olmanın ayırdımında olamadığımız bilinç düzeyindeyken... Fakat başkaca da sarsıcı etki yaratacak bir dil o dönemde bulamadım.

Ezgi Umut : Günümüzde kadın gözüyle kadın ruhuna bir yolculuk diyebilir miyiz son Zeliha Demirel Kişisel Sergisi için? Seçilen renkler içinde kırmızı ve yeşil baskın. Seçtiğiniz bu renklerin dili bize neler söylüyor?

Zeliha Demirel : Diyebiliriz tabii. Aslında kadının pek de dile dökemediği yaşama dair her şey belki de daha doğru bir ifade olur. Kadın bedeninde kırmızıyı kulanmamın pek çok nedeni var. Kırmızı içinde pek çok kavramı ve anlatıyı barındıran renktir. Herşeyden önce göze en fazla ışın gönderen renk olması sebebiyle izleyicide rahatsızlık uyandırır. Aşkı, sevdayı, şehveti barındırdığı gibi acıyı, şiddeti, kanı, canı doğumu, ölümü, ... herşeyi içinde barındırır. Kieslowsky'nin üçlemesinde kardeşliktir. Uğruna Panama'nın fethedildiği “azize” nin saçlarıdır çoğu zaman kırmızı...Izdırap ve acının en yoğun yaşandığı çağın içinden geçiyor insan ve acıyı açık yara gibi derinden hisseden ve taşıyan da kadınlar diye düşünüyorum. Yeşili kırmızının kontrastı olduğu için kullandım. Renkleri genelde cromasını kırmadan tüpten çıktığı gibi kullanmayı seviyorum. Ancak böyle şiddetli etkiyi verebildiğimi düşünüyorum. Bilmiyorum belki de bir yanılsama bu.

Ezgi Umut : En çok beğendiğiniz ressamlar geçmişte ve günümüzde ve nedenleri?

Zeliha Demirel : Kendimi ressamlardan daha çok heykeltraşlara ve matematikçilere yakın hissediyorum. Rodin' de takılıp kalmışımdır mesela. Ya da modern heykelde Brancusi... Aslında Dadaizm'in yıkıcılığını da severim içten içe. Marchel Duchampla yatar kalkarım. Hala onun çalışmalarının yarattığı şok etkisine ulaşılamadı sanatta. Bu gün ne yaparsak yapalım Pisuvarı sanat galerisine gönderdiğindeki etkiyi yaratamayız. M.C.Escher'i severim. Günümüzde panoromik fotoğrafın daha yeni yapabildiğini o resimde yapmıştır önceden. Perspektifte farklı kaçış noktaları kullanarak insanı hem mekana ait hem de mekanın dışında algılatmıştır. İnsan, mekan, obje, nesne bağlantısına farklı bir bakış açısı getirdiğini düşünüyorum. Bu büyük dehalar bende dördüncü boyuta göz kırptıkları düşüncesini çağrıştırır her zaman. Tabi kendine özgü anlatım diliyle kadın sorununa çok birebir eğilen Georgia O'Keffe, Pat Andrea ve Frida Kahlo'yu da çok severim ve hala incelemeye devam ediyorum. Etkilendiğim ve ilgi duyduğum öyle çok sanatçı varki şimdi buraya sığdıramam. Ayrıca geometriye çok yakın ilgi duyuyorum bir de kaos teoremiyle ünlü matematikçi Poincare'e.

Ezgi Umut : İstanbul'daki sanat ortamı için ne düşünüyorsunuz? Bu büyük metropolde sanatların ve sanatçıların hak ettiği yeri ve ilgiyi bulduğunu düşünüyor musunuz?

Zeliha Demirel : Ne yazık ki her zaman hakeden hak ettiği yerde olamıyor. Ne yazık ki paraya para kazandıran kurumlar da tanıtımları için sanatı kullanıyorlar. Yaratıcı çalışma tamamen entelektüel bir faliyettir. İyi ve doğru yapılan işler, değer derecesiyle zaman içinde ölçülür.

Ezgi Umut : İstanbul'un sanatçıya özellikle de sizin resminize kattığı şeyler var mı?

Zeliha Demirel : Var tabii. Kesinlikle İstanbul, özellikle sanatçıyı besleyen her şeyi içinde barındırıyor. Tortu kent adeta. Yaşadıkça derinleşen katmanları var.

Ezgi Umut : Özellikle 2010 yılında Avrupa başkenti seçilmiş olan İstanbul'daki sanat etkinlikleri için düşünceleriniz?

Zeliha Demirel : Sansürlenmemiş ve kısıtlanmamış etkinlikler olması en büyük dileğim fakat bu konuda endişeliyim. Hala heykelin bile tabu olduğu kültürel düzlemde yaşıyoruz...

Ezgi Umut : Sanatçıların İstanbul'a katkıları neler olabilir?

Zeliha Demirel : Şu ana kadar doğanın, insanın ve nesnel araçların resmedilme hali milyonlarca çerçeve içine alınmıştır. Buna salt karşıtlıktan kaynaklı değil, yeniyi üretmek adına; mekan, çizgi, renk, biçim, ... sınırlamasına gidilmeden kendi uzamımızdaki varlıkları hayal gücümüzle sezgi zorlamasına götürmek sanatçının işi olmalı diye düşünüyorum. Artık dünya üç boyutlu dönmüyor...


Ezgi Umut : Siz kuratör olsaydınız 2010 yılı için neler önerirdiniz?

Zeliha Demirel : Kül kedisi'nin ayağına ayakkabıyı oldurmazdım.

Ezgi Umut : Okullarımızdaki resim ve müzik eğitimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zeliha Demirel : Hem eğitimin hem de eğitmenin yeterli düzeyde olmadığını düşünüyorum. Memuriyetin sanat anlamında sanatın hangi dalı olursa olsun üretim dinamiklerini kısıtladığını düşünüyorum. Sanat kendi içinde sınırlarını aşan özgür bir yaratım ağına denk düşebilir ancak. Malevich “...kendimi biçimin sıfır noktasına dönüştürdüm ve akademik sanatın çöple dolu boya havuzundan dışarı çıktım...” der. Sanatın işlevselliğini henüz kavrayamamış bir toplum olmamızdan kaynaklı olarak gerek ilköğretimde gerekse akademide yeterli sanat eğitimi verildiğini düşünmüyorum.. Neden matematik haftada 5 saat de resim ya da müzik 1 saat?

Ezgi Umut :Sanatçıların İstanbul'daki sanat etkinliklerinden yeterince yararlanabildiğini düşünüyor musunuz? Sabancı müzesindeki Salvador Dali sergisini görme olanağınız oldu mu?

Zeliha Demirel : Zaman ve olanaklar ölçüsünde yararlandıklarını düşünüyorum. Bizde hala tiyatro ve sinema ile opera bale ve klasik müzik etkinlikleri gelir dengesiyle kıyasladığımızda pahalı. Kendi adıma çok yararlanamıyorum. Salvador Dali sergisini gördüm ve çok heyecanlandım. Hatta bu sergiyi yazdığım dergilerden birinde anlattım. Ben katıldığım her sergide amatör bir heyecana kapılıyorum.

Ezgi Umut : Daha önceki sergileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Zeliha Demirel : Daha önce Ege'de ve Akdeniz'de çeşitli kişisel sergiler açtım. Karma sergilere katıldım. Festivallere katıldım ve performans resim çalışmaları yaptım. Aslında sergi açmanın da yoğun heyecanını yaşıyorum ve sergi bir anlamda kendimi deşifre olduğu için bunun yankılarından ürküyorum. Bana kalsa belki de hiç sergi açmayacağım. Günümüzde sergiler amacının çok dışında artık. Özel galeriler, ticaret merkezi gibi çalışıyor. Sanat karakteri gereği para meselelerinden uzak olmalıdır.

Ezgi Umut :Çalışacağınız konuları nasıl belirliyorsunuz?

Zeliha Demirel : Benim için resim ya da diğer sanat dalları yalnızca estetik haz vermek işlevinde değildir. Aynı zamanda derdimi söyleme biçimidir. Belki inciterek, belki acıtarak ama en çok da rahatsız ederek...

Zaman ayırarak söyleşi sorularımı sabırla yanıtlayan sevgili Zeliha Demirel'e çok teşekkür ediyorum. Resim çalışmalarının mutlulukla ve keyifle sürdürmesini diliyorum.





 
Toplam blog
: 566
: 1338
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..