​ Ricky / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '08

 
Kategori
Sinema
 

Ricky

Ricky
 

imdb.


1990 öncesi Hong Kong filmlerinin çoğu birer ‘kitsch’ abidesidir. Yaşı uygun olanlar, Wang Yu, Jackie Chan, Bruce Lee dizisini bilirler ama genelde yalnızca birini tanımış olurlar, çünkü bir tanesini seyredecek süreyi geçince, artık büyümüşlerdir.

Adam tek el parmağının üzerinde amudda yürür, taşa vurdu mu elinin izi çıkar, vd, vb...

(1990 sonrası Hong Kong filmleri, Japon animeleri gibi, ‘Killer’den sonra, tuhaf bir başkalaşım geçirdi. Yol öyle yerlere vardı ki sonunda Oskar bile kazandılar.)

Ricky, 1991 yapımı bir film ama herşeyiyle 1980’lerin özelliğini taşıyor: O tuhaf renklilik, senaryo, abartının groteski geçen had safhası, vd, vb....

Ricky bayağılıkta bunları da aşıyor. Bunun birkaç nedeni var:

Filmin özgün seslendirmesi Çince (Kantonca olması gerekli, o yıllarda Hong Kong daha çok onu kullanıyordu). İngilizce altyazı var. Üstüne bir de Türkçe altyazı var.

İşin en uçuk yanı bu Türkçe altyazılar.

Divx Planet sakinlerinin 10 cümlede 1 tanesini, o da tümüyle yanlış olarak çevirmeleri gudubetliğinin dışında bir durum sözkonusu.

Altyazı çevirmeni tam anlamıyla bir uçuk. Filmi genel olarak, bir porno film havasında, kendi uydurduğu özgün altyazısıyla çevirmiş. Argo muazzam. Çince bilmediğine emin olduğum halde, Çince yazıları bile kendince çevirmiş (ki bu zaten internet üzerinden bulunabilecek bilgiler demek). ‘So So’ adını, ‘Sok Sok’ diye çevirmiş örneğin (çocukluğumuzun esprisi ‘Çong Song Tung Çeng’ gibi)...

Beni yaran espri şuydu: 2 metre boyunda, 150 kilo ağırlığında, kel, şişko bir katil var. Adı ‘Sumocan’. Resmen koptum o anda... (Bilmeyenler için not: Sumo, 250-350 kilo ağırlığındaki güreşçilerin birbirini, 5 metrelik bir dairenin dışına, yalnızca gövdesinin ağırlığıyla ittirerek attığı, geleneksel bir Japon sporudur. Yavaş çekimlerde, o korkunç kas ve yağ yığınının, nasıl tam, hatta istiab haddinin üzerinde çalıştığı açıkça görülür. Can ise, 12 Eylül 1980 sorasında doğan bebeklere Emekcen, Eylemcan gibi abidik gubidik adlar verildi, espri oradan geliyor.)

Bizim Ricky, Sumocan’a bir yumruk atıyor, Sumocan’ın barsakları aşağıya dökülüyor. Bu gerçek, yani filmde öyle gösteriliyor. İnanmamak serbest. Ben bekliyordum, yarılmadım. Ondan önce, hapishaneye girerken, metal dedektöründe, vücudunda hatıra olarak sakladığı bir sürü kurşun çıkmıştı da ondan... Abartı had safhanın üzerinde...

Filmin 20. dakikasında derin bir soluk almak için, ara verdim, Gerisini seyredebilir miyim bilmiyorum. Küfürbazımdır ama çevirmen beni çook aşmış...

Filmdeki bayağılıkların özgün olanı, yani filme ait olanının en tuhafı, senaryo icabı, özel sektöre devredilen hapishanelerdeki tüm görevliler Müslüman, yani Müslüman adı, yani Türk adı taşıyor. Acaip olan durum, ‘Hasan’ Arapça’da ‘Hassan’ olarak telaffuz edilirken, Türkçe’de ve filmde ‘Hasan’ olarak telaffuz ediliyor. Yaşamımda ilk kez Türk anti-nasyonalisti bir Çin filmi gördüm. ‘Musa’da (Kore yapımı), Andrey Rublov’da (Rus yapımı), ve ‘Yer ve Gök Savaşçıları’nda (Çin yapımı) Türkler, Türklük ve Türkçe oldukça asil ve çekici bir formatta sunulmuştu.

Çin’in Türkistan sorunu, dolayısıyla düşmanlığı başından beri var ama bunun popüler kültür ürünlerine taşındığını ilk kez gözledim.

Tüm bunları, filmi izlemeniz için değil, izlememeniz için yazdım.

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..