- Kategori
- Siyaset
Sağ partilerin "adalet" sınavı

Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi sağ partilerin bir “adalet” takıntısı var ya da çelişkisi diyebiliriz. Türkiye’de çok partili yaşama geçildikten sonra ortalık partiden geçilmez oldu. Kimi zaman darbeler oldu, kimi zaman muhtıralar, kimi zaman ise sivil harekatlar oldu. Ama her seferinde sekmeye uğrayan siyasi parti girişimleri devam etti.
Ülkemizde ne yazık ki CHP’den sonra kurulan siyasi partilerin kuruluşları aynı. Koca koca takım elbiseli beyler bir masa etrafında toplanır. Ellerinde kağıt ve kalemlerle parti kurarlar. Parti programı, amaçları, tüzüğü, yol haritasından çok belkide en çok kafa yordukları şey partinin ismidir. Çünkü parti ismi, partinin geleceğini tayin ettiği gibi halkın belleğine de işler ve iktidara gelmeye yardım eder.
Türkiye’de şuan etkin olan tam 88 siyasi parti mevcut. Tabii bu rakam dönem dönem daha da yükseklerdeydi. Ama birleşmeler, kapanmalar derken elimizde kalan bu. Mecliste ise 8 siyasi parti bulunmakta ve gündemi belirleyen ise 3 siyasi parti mevcut. CHP, AKP ve MHP. Bugüne kadar parti isimleri içerisinde en çok kullanılan kelime “demokrasi” olmuş. Memleketimizde eskiden olan ama şimdi olmayan. Yani ülkemizin hasret kaldığı bir sistem.
Barış, özgürlük, eşitlik gibi kavramları sol kökenli partiler kullanırken, huzur, refah, kalkınma, milli gibi kavramları da sağ partiler kullandı. Gerçi milli kavramını da ilk kullanan “Milli Petrol” çıkışıyla CHP idi. Bu kavramlara baktığımızda halkımızın nasılda siyasi olarak bölündüğünü aslında anlamaz zor değil. Siyasi partiyi kuran beyler bu kavram etrafında bir kitle toplamaya çalışıyor ve topladığı kitleyide bu kavramın dışına çıkmaması ve girdiği siyasi partinin düşüncesinden başka bir düşünce yaymamasını tembihliyorlar. Öyle ki bir süre sonra vatandaş kendi düşüncesini unutup, siyasi partinin düşüncesini kendi düşüncesi zanneder hale geliyor.
Bu kavramların yanında sağ partilerin en çok kullandığı isim ise “adalet” oldu. 1946 yılında Sosyal Adalet Partisi ile başlayan isim kapmaca en son kurulan Millet ve Adalet Partisi ile devam ediyor. Elbetteki sol partilerde “sosyal adalet” adını, toplumdaki sınıf farkını ortadan kaldırmak için kullandı. Asgari ücrete çalışan ama sarayda oturan trilyonluk adamları savunan gençlerin hayat şartlarını ve yaşam kalitelerini ortadan kaldırmayı anlatmak için kullandı. Başarısı tartışılır elbette.
Peki neden “adalet” kavramı? Sağ partiler neden bunu çok tercih ediyor? Çünkü memlekette özlenilen bir olay olmuştu. Ama bu özlemi yaratanlarda yine geçmişteki sağ partilerdi. Çok partili yaşama geçtiğimizden bu yana 60 seneden fazla oldu. Bu 60 senenin 50 senesinde ise sağ partiler vardı. İnsanları cezbeden, etkileyen, özlemi çekilen bir kavram olmasından mütevellit “adalet” kavramını hemen tabelaların yapıştırdılar.
Dedik ki; 60 senenin 50 senesini isminde “adalet” kavramı bulunan siyasi partiler yönetimdeydi. Her kurulan sağ parti adalet ismini aldı ve bir önceki partiyi kötüledi. Yani içinden çıktığı adaletli ve sağ partiyi. Bugüne geldiğimizde ise Adalet ve Kalkınma Partisi var. Baksanız ya şu iki kavrama “adalet” ve “kalkınma”. Öyle iki kelime ki. Gelde oy verme. 2002 seçimlerinden önce iktidara gelmek için Erdoğan’lı AKP memleketi güllük gülistanlık yapacağını söylüyordu. Yolsuzluklarla mücadele edilecek, kara para piyasadan çekilceke, bankacılık hortumları kesilecek, vergiler kaldırılacak, hukukun çıtası yükseltilecek ve daha adaletli ve adil bir yargı sistemi olacak, seçim barajı kaldırılacak, anayasa değişecek, dokunulmazlıklar kaldırılacak ve adalet yerini bulacaktı. Ardında da memlekette topyekün bir kalkınma gerçekleşecek ve lider ülke konumuna gelecektik. Ama sözde. 1982 Anayasası ile seçilenler o koltuğa oturduktan sonra herşey tersine döndü. Samimiyet sınavı başladı ama AKP sınıfta kaldı. Seçim barajı ve milletvekili dokunulmazlığı AKP için samimiyet sınavıydı. “Adalet” ile çelişip çelişmediğinin bir sınavıydı. Ama olmadı. Gücünü meclisin çoğunluğundan almak hoşlarına gitti ve memlekette at koşturmak “adalet”ten daha önemli hala geldi. Temsili demokrasi yerle bir edildi.
Bir süre sonra ise gerçek anlaşıldı. AKP’de daha önceki “adalet”i kullanan sağ partiler gibi “adalet”i özgürleştirmek yerine kontrol etmek istemişti. Çünkü ülke üzerinde bir ego tatmin etmek, risksiz bir şekilde seçime girmek, cahil halkı “adalet” ve “adil düzen” ile kandırmak daha hoştu. Kalkınma ise varsın olmasın, ne olacak diye düşündüler. Önemli olan “adalet”i adaletsizleştirmekti.
Sağ parti olan AKP’nin “adalet” konusunda ki en büyük sınavı ise 17 ve 25 Aralık Tarihi Yolsuzlukları oldu. Çünkü AKP, o tarihe kadar hala “adalet” kavramı ile ve reform yapmaya hazırlandığını belirtmekteydi. Yaklaşan yerel ve CB seçimleri için yeniden “adalet” vurgusu yapıyordu. Ansızın bir gece yapılan operasyonlarla AKP yeniden “adalet” ile yüzleşmek zorunda kaldı. AKP bu sefer daha önce yaptığının daha da fazlasını “adalet” kavramına yaptı. “Adalet” kavramını sırtından bıçakladı. Mahkemelerde yolsuzlukların üstünü örtmek için takipsizlik kararı çıkarttı. HSYK’nın yapısını değiştirmekle kalmadı, yüksek yargıyı tehdit etti. Binlerce “destan yazmış polis” bir gecede memleketin en ücra köşelerine tayin edildi. Hakimler ve savcılar ihanetle suçlandı ve görevden alındı. Zamanında destan yazanlar hain damgası yedi. Bakanlar için “adalet” hediye olarak nitelendi.
“Adalet” halkın malıdır. Adalete ihanet edenlerin ise en büyük savunması; “bilmiyorduk, nasıl devletin içine sızmışlar, arkamızdan iş çevirmişler, bizi oyuna getirdiler, tuzluklar, ajanlar, paralel yapı, inlerine girmeli, haksızlık yapılıyor” söylemler oldu. Peki bu cemaat denen ticarethaneyi devletin içine “adaleti” çğnercesine kim soktu? Erdoğan ve AKP değil mi? Halkın malı olan “adalete” ihaneti edende AKP ve Erdoğan. Ondan dert yananda Erdoğan ve AKP.
Erdoğan gitti. Artık partinin başında değil. Partinin başına gelen yeni adamda tutturmuş “Yeni Türkiye” diye. Anlaşılan o ki, “yeni” kavramı siyasette yeni bir takıntı olacak. Kim bilir belki de “yeni” kavramını kullanınca “adalet” kavramı da kendini yeniler. Yeniler mi dersiniz. Bence yenilemez. Çünkü o “yeni” kavramının üstünde ülkenin itibarı olarak sayılan ama iktidar sahiplerinin itibar açlığını simgeleyen bir kaçak yapı var. Sağ partiler “adalet” sınavını ne yazık ki geçemiyorlar. Yıllardır aynı yalan ve dolanlarla sınıfta kalıyorlar. Halk ise hayallerinde ki “adalet ülkesini” mumla arıyor.
Son olarak öğrendiğim bir şey daha var. Bir zamanlar “Sosyal Adalet Partisi” diye sol bir parti varmış. 1946 yılında Mürettif İhsan Temelveren tarafından kurulmuş. Partinin kısa adı “SAP” imiş. Kurulduğunda halk arasında bir slogan oluşmuş. Slogan; “bir gün herkes SAP’ı tutak.”mış. O günlerde herkes SAP’ı tuttu mu bilmem. Ama bugün bu millet SAPı tuttu, bunu biliyorum. Hemde adaletli bir şekilde…