Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '13

 
Kategori
Güncel
 

Sağlığımıza da ipotek koydular

Sağlığımıza da ipotek koydular
 

Hiç kimse yediklerinden içtiklerinden bir şey anlamıyor.

Kimse yediğinin içtiğinin gıda nizamnamesine uygun olduğunu söyleyemez.

Bundan yıllar önceki köylü malı diye tabir edilen ürünlerden hiç eser yok.

Her şey yapay hale, geldi, her şeyin aslı değiştirildi, her şeyin genetiğiyle GDO’suyla oynanmaya başlandı.

Yıllar önce tohumluk olarak ayrılan bir ürünü yıllarca kullanabiliyorduk; ancak şimdi ancak bir defaya mahsus türün tohumunu kullanabiliyoruz. Bir sonraki seneye aynı ürünün tohumunu eksek dahi ürün vermiyor, yetişmiyor.

Yediklerimize ve içtiklerimize çeşitli kimyasal maddeler karıştırılarak raf ömrü uzatılıyor; ama diğer taraftan insanların sağlığıyla oynanıyor.

Bir aydan fazla ömrü olan bir takım gıda maddeleri nasıl oluyor da aylarca hatta yıllarca bozulmuyor, taze kaldığı söyleniyor.

Gıda, yiyecek-içecek konusunun bu hale gelmesinin sebebi aslında çok basit.

Büyüklerimizin zamanında pişirilen hemen hemen her şey tarladan, bostandan, meyve bahçesinden veya meradan geliyordu.

Margarin yerine tereyağı, rafine yağlar yerine zeytin, fıstık veya ceviz yağı kullanılıyordu.

 Masamıza, soframıza gelen yiyecekler, içecekler geleneksel ve doğaldı.

Anneannelerimiz ve birçoğumuzun annesi, binlerce yıl geriye giden yemek tarifleri kullanıyorlardı, ama  hiçbir sıkıntı ve hastalık olmuyordu.

Bir üründen alınan tohum, yıllarca yanı ürün alınmada rahatlıkla kullanıyordu.

Doğal olarak belenen insanlarımızda ne rahatsızlıklar ne kanserler, ne kalp damar hastalıkları, ne şeker, tansiyon, kolesterol gibi insana ömrü buyunca kendisine refakat etmiyordu

Yavaş yavaş bizi bu tarzdan uzaklaştırdılar.

Aklımızı sömürgeleştirdiler.

Öz benliğimize sahiplik etmeye başladılar.

Ne yiyeceğimize, ne içeceğimize onlara karar vermeye başladılar.

Yerli malı tohumlarımızın işe yaramadığını söyleyerek, ne olduğu belirsiz tohumları bizlere ektirdiler.

Kendi topraklarımızda yetişen ürünlerimizi yok ederek, fabrikasyon mallarını bizlere yedirmeye-içirmeye başladılar.

Batı’da olduğu gibi, fabrikalarda imal edilmiş gıdalara, sağlıksız yağlara, hormonlu meyve ve sebzelere yönlendirdiler.

Gıdanın zararlı olmaya, sağlık yerine hastalık sebebi olmaya başlaması, işte bu değişikliklerle ortaya çıkmaya başladı.

Bilinen ve inkâr edilmeyen bir gerek var ki ne yiyorsan osundur.

Kişi ne kadar çok fabrikada üretilmiş, doğal olmayan gıda tüketirse, o kadar çok sağlıksız olacağı bilinen bir gerçek; ancak bir türlü bunu kabul etmiyoruz, kabullenemiyoruz.

Çünkü bu yiyeceklerde etkisinin ne olduğu belirsiz katkı maddeleri, kimyasal ve renklendirici boyalar var.

İçinde rafine yağları ve şeker çeşitleri bulunmaktadır.

Et mi yiyorsun, ot mu yiyorsun, sebze-meyve mi yiyorsun, yoksa tatsız, damak zevki olmayan, insana bir hoş eden başka şeyler mi yiyorsunuz, inanın belli değil.

Marketlerdeki kutu, şişe veya plastik ambalaj gıdalarının tamamı eskidir.

Ne yazık ki evde pişen aşı ertesi gün yemek istemeyenler, aylarca önce fabrikadan çıkan şeyleri bayıla bayıla yiyorlar.

Batı tarzı tabir edilen bu beslenme şekli, insanlarda şişmanlamaya ve birçok öldürücü hastalığa kapı açıp, davetiye çıkarıyor.

Aşırı şişmanlığa(obezlik), şeker hastalığına, kalp ve damar hastalıklarının, bütün kanserlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Mümkün olduğu kadar fabrikasyon yiyecek ve içeceklerden uzak duralım.

Eskiden olduğu gibi büyüklerimizin yaptıklarını yapmaya çalışalım., onların kullanmadığı hiçbir şeyi yemeyelim, içmeyelim.

Sonra, sağlık yönünden geri dönüşü olmayan mecralara gireriz, Alimallah!

Kerim BAYDAK

kbaydak61-artan@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1022
: 214
Kayıt tarihi
: 06.11.12
 
 

Kerim BAYDAK 01.01.1961  ADIYAMAN  doğumlu.. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi  İşletme Fakultesi..