- Kategori
- Siyaset
Sağlıkta dert bir değil ki tümen tümen!

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep AKDAĞ
SAĞLIK işleri 'düzeldi, düzelecek' diyoruz ancak bir türlü durulmuyor ortalık. İşin içinden ihaleler, fizik tedavi vurgunları, iki yıllık protez süresinin dört (4) yıla çıkartılmışlığı dökülüveriyor ortalığa. Bir de bakıyorsunuz tuzu kurular ile yeni zenginler dışında kalan en az %80'lik toplum 'adil paylaşım' diye yırtınırken başta yeni kurulan makam erbabı ile doktorların maaşları en üst düzeye çıkartılıvermiş.
Sağlık sosyolojisi alanındaki yayınların kısırlığı içerisinde olduğumuzdan sorunun hastalıklar, hastalar, sağlık çalışanları, doktorlar, ameliyatlar, protezler, iyileşme süreleri, beklentiler, yatırımlar, ölümler, yaralanmalar, can kurtaran hizmetleri, hastaneler ile özel sağlık kuruluşlarının trafik yükü, eczane ile hasta ilişkileri gibi konularda ne tür açmazlar içerisinde boğuşulduğunu bilemiyorum.
Bakan Akdağ’ın başını çektiği Sağlıkta Dönüşüm bu mu değil mi?
Gözlemlerime ve duyumlarıma göre bu konuda kendimce yorumlamalarda bulunmak istiyorum. Kaldı ki Sağlık Bakanlığının her bir doktorun önüne yerleştirdiği bilgisayar alanında kendilerine gelen hastaların hastalıklara göre dağılımını gösteren bir çizelgeye bile ulaşılmasının ne kadar zor olduğunu da öğrendiğim için doktorlar da ben de ne kadar bilgi yoksunu bir durumdayız bunu da belirteyim. Şimdi gelelim sağlık alanındaki ‘sağlıksız’ durumlara.
Temel Sağlık Hizmetleri ile Koruyucu Hekimlik işleri kimi sermayedarlar ile ihale vurguncularına gerekli yararı sağlayamamış olacak ki yan etkileri bilinen yoğun ilaç kullanımına yöneltilmiş doktorlar. Bakan Akdağ'ın Sağlıkta Dönüşüm adlı cedit (yeni icat) uygulamaları için 'adeta devrim' yakıştırması, bir de bakıyorsunuz kendisinin editörlüğünü yaptığı İngilizce bir kitabın içinden kısa adı IMF olan Dünya Para Fonu'nun bir tavsiyesi olarak çıkıveriyor karşımıza. Hastalar için katkı payı adı altında bindirilen salmalar ile bilgisayar ortamında olası bir vurguna karşı güvensizlik aldı başını gidiyor!
Hastalara dayatılan ‘teahhütnameler ne oldu?
İyi ki çoğu özel sağlık kuruluşlarında hastalara, imzalattırılan (!) kopyasız ve yapılan işleri göstermekten yoksun ‘teahhütname’ tuzağı da uygulamadan kaldırılmış. Bu da Bakanlık ya da SGK’nın bir bildirimi ile değil de yüksekçe bir para cezası (!) ile mümkün olabilmiş ancak. Bu dayatma gelene kadar ol güvenliksiz ortamda kim bilir neler dönmüş; nice hastalar ile Hazine nasıl soyulmuştur, bilemeyiz. Biliniyor ki iş görenler sürekli olarak işlerinin iyi yönlerini, yazar çizerler ile gerçek muhalifler ise nice açmazları, vurgunları ve ayıpları yazarlar.
Doktorlarımıza güveniyoruz. Hepsi de pırıl pırıl insanlar. Ancak öğrendiğimize göre içine sürüklendirildikleri ‘performans’ adlı sözde ‘paylaşım’ (!) hay huyu ile nöbet sarmalı yüzünden bazen yüzlerinden düşen bin parça! Hiç de haksız değiller bence. Birilerinin daha, daha zengin olabilmesi için ne milyonlarca hastanın ne hastalık hastası bir kaç yüz bin kişinin ne sağlık çalışanlarının ne de doktorların üzerine bu kadar yük yüklenilmez ki!? Bunca karmaşayı nasıl oldu da sardınız başına diyorum Bakan Akdağ ile yakın çalışma arkadaşlarına. Gördükleri ve bildikleri ile bir şeyler düşünmek zorunda olanlar artık el insaf denilecek bir aşamaya gelmiş durumdadır. Birbirini tetikleyen bunca olumsuzluklar içinde sağlıkta bir iyileşme beklemek çok zor.
Bu konuda seksenlik annem bile başkaldırdı üç ay önce. Çünkü geçen yıllarda katkı payı ödemediği yüksek tansiyon ilacı için her kutu başına dört (4) TL ödemek zorunda artık. ‘Önceden yoktu be da nereden çıktı oğlum!?’ diyor. Ben de, ‘Döne döne oy verdiğin Hükümet hazineye para kazandırıyor anacığım. Verilen maaş zammı da sudan, elektrikten, ilaçtan geri alınıyor. Zamları biliyorsun. Daha dur neler göreceğiz’ diyerek taşı gediğine koyuyorum. Bazı hastaların yakınmaya başladığı ve özellikle nakit sıkıntısı çeken köylülerimizin ödemekte zorlandığı ‘katkı payı’ karmaşası ne olacak? Bu katkı payının nereye gittiğini biliyor musun, diye sorduğumda bir yurttaşımız, ‘Ben de bilmem sen de bilmezsin. Bir deli bir kuyuya bir taş atmış. Sonra demiş ki, ‘haydi çıkartın bakalım!’
İşletmeci Ahmet Elden, ‘Sosyal güvenlik sistemi her şeyi yutan koca bir kara deliğe dönüştürmeyi başarmıştır’
Bu konulara da değinen Milliyet Gazetesi Blog yazarlarından Ahmet Elden de en az benim kadar dertli. ‘Her şey ne kadar güzel başlamıştı SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devrolmuş, üniversite hastanelerinin, özel sağlık kurumlarının kapıları halkımıza sonuna kadar açılmıştı. Sosyal güvencesi olmayanlara yeşil kart dağıtılmış güvencesiz insan kalmamıştı. Yüce milletim Allah razı olsun diyerek özel hastanelere, polikliniklere doluştu. Herkes halinden memnundu. Fakat bu güzel rüyadan çok çabuk uyandık, yahut uyandırıldık’ diyor yorumunda.
Onun değerlendirmesine göre, ‘Tek çatı altında toplanan sosyal güvenlik sisteminin mali açığı 10 yılda yaklaşık 3 milyar liradan 30 milyar liranın üzerine çıkıverdi. Ne de olsa bu Dünya düzeninde almadan vermek Allah’a mahsustu.
SGK’nın sağlık masrafı cumhuriyet tarihinde görülmemiş derecede artmış, AKP 10 yıllık iktidarı sonunda ülkenin sosyal güvenlik sistemini her şeyi yutan koca bir kara deliğe dönüştürmeyi başarmıştı.’
‘Peki, sonra ne oldu’ diye soruyor Ahmet Elden. Bunun cevabını aşağıdaki açıklamalarında buluyoruz: ‘Hükümet devlet hastanelerine gidenlerden 5 TL katkı payı artı 3 TL vizite ücreti, özel sağlık kurumlarına gidenlerden 12 TL katkı payı almaya başladı. Devlet hastanelerine gidenlerin katkı ücretlerini eczaneler alıyor. Başta eczacılar bu işe itiraz ettiler ancak SGK ile anlaşarak bu toplanan paralar devletin borcuna mahsup edilince yani para eczanede kalınca sorun çabuk aşıldı. Ne de olsa alacaklarının bir kısmını peşin olarak tahsil etmeye başlamışlardı. Devlet de eczane masrafının önemli bir kısmını vatandaşın üzerine yıkmıştı. Özel sağlık kurumlarında da aynı yöntem uygulanmaya başlandı. Ancak bu kadarı yetmezdi tabii. Özel sağlık kurumlarında vatandaş alıştırıla alıştırıla giderek artan ve bugün, katkı payından ayrı, her türlü sağlık hizmetinden %90 oranında fark ücreti alınıyor. 12 TL katkı payı da eklenince AKP iktidarı bu masrafı da vatandaşın üzerine bir güzel ihale ediverdi.’
İşletme Fakültesi mezunu olduğu için ekonomi finans konularında birbirinden zengin içerikli yorumlamalarda bulunan Ahmet Elden yazısının sonunda, 'Hükümet kayıt dışı istihdamın bir türlü önüne geçememektedir. Bu durum ise yeşil kart uygulamasında sürekli spekülasyonlara neden olmaktadır. Ülke nüfusunun 75 milyon olduğu düşünülürse 9 milyon 100 bin kişiye ulaşan yeşil kart uygulamasında ipin ucunun iyice kaçtığı, devletin sırtına hiç yoktan büyük bir mali yük bindiği görülecektir. Sağlık Bakanı’nın televizyon televizyon, Sayın Başbakan'ın da meydan meydan gezerek attıkları hamasi nutukların ardından, AKP iktidarının BÜYÜK SAĞLIK REFORMUNDA gelinen son nokta, işte kısaca bundan ibarettir’ değerlendirmesinde bulunuyor.
Umulur ki günden güne iyileştirilmesi ve sorunlarından arındırılması gereken sağlık işletmeleri toplumun sağlıklı düşünmesini daha da berbat etmeden bir çözüme kavuşturulur. Sahi siz Amerika’yı neden yeniden keşfetmek için eski yelkenliler ile yola çıktınız? Uzay çağındaki gelişmeleri uygulamak varken bu aklı size kim verdi? Yaşanılan sömürü çarkının içinde yer alan Yabancı sermaye Türkiye’ye neden akın akın gelmeye başladı dersiniz? Çünkü Türkiye’de ‘bir koyup beş kazanmak’ işten bile değil de ondan. Çünkü faizler yüksek. Çünkü İMKB’deki dalgalanmalar sürekli kâr sağlıyor. Siz hiç fabrika kuran Yabancı Sermaye duydunuz mu? İşleri güçleri ‘al gülüm ver gülüm!’ Hizmetler kesimi şişiyor. 1960’lardan beri Türkler ucuz işçi!
Bence çözülemeyen yukarıdaki sorunlar ile bilemediğimiz daha başka pek çok nedenler yüzünden Sağlık Bakanı Akdağ ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik arasında büyük bir gerginlik vardır.