​ Sahibinden Satılık Eşek: "Bir Üst Model Katır Almak İçin, Emektar Eşeğini Satılığa Çıkardı" / Mizah / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '18

 
Kategori
Mizah
 

Sahibinden Satılık Eşek: "Bir Üst Model Katır Almak İçin, Emektar Eşeğini Satılığa Çıkardı"

Sahibinden Satılık Eşek: "Bir Üst Model Katır Almak İçin, Emektar Eşeğini Satılığa  Çıkardı"
 

       Piyasada bir durgunluk mu var? Eşeğini şimdi satan satana. Biz böyle düşünürken,  işin rengi sonradan anlaşıldı. Face’de gördüm ilanı. Adam eşeğini satıyor ama, bir üst model katır alacakmış.

Eşek deyip geçmemek lazım. Bu sevimli hayvanlar hem çilekeş, hem de cana yakındır. Katırın yanına yanaşamazsınız, teper. Eşeğe sorarsanız, en yakın dostu attır.  Eşeğin dayısı olur at.

       İnsanlar, asırlar boyu, onlarsız yapamaz  “Hafiflemek”istediklerinde, eşekleri,  “can-ı gönülden” anarlar. Birbirlerine ilkten “eşşoğlu eşek” derken, kızgınlık derecesine göre de eşeğin  “ş” sini çiftleştirerek, mübareği öyle anarlar. “Eşşekoğlu” diyerekten. Zavallı hayvanların, “genleri ile” oynarlar.

  Facebook’ta bir eşek ilanı vardı, epey oluyor.  Satabildi mi adam eşeğini acaba?  Eşeğin sahibi diyordu ki:   “ Eşeğin temiz kağıdını aldım,  bir üst model katır alacağım için, sevgilieşeğimi satıyorum”diyor ve bir bir özelliklerini sayıyordu. "Sahibinden satılıktır" levhasını okuyunca, ilkten anlayamadım. Satılık emlak zannettim. Meğersem eşekmiş.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ata binen insanlar, at ve yazı

 ŞÖYLE BİR NOT DAHA VAR: " NOT.  SEMER, RUHSATA İŞLİ DEĞİLDİR. 2O19 MARTINA KADAR DA MUAYENE İSTEMEZ.. İKİ LİSAN BİLİR. ÇİFTE ATMA HUYU REHABİLİTE EDİLMİŞTİR. AZ YER, ÇOK ÇALIŞIR.. ÖNDEM ÇEKİŞLİDİR. AYRICA VİTESE GEREK YOKTUR.   

Eşek sahibi, eşeğin üstüne  para ekleyip, altına gıcır gıcır bir  Chevrolet çekecek.  Bakmayın siz  “katır”alacağım dediğine.

       Sonracığıma. Bilmemiz lazım ki, bu eşek, geçmişte mutlu muymuş? Kendi sınıfının haricinde, bir başkası, arkasından hiç dolandığı olmuş mu? Geçmişi travmalılar, biliyorsunuz, şirret olur. Uyumsuzdur. Psikologlar  “mutluluk veya mutsuzluk, yetişme çağındaki psikozlarda saklıdır” derler.

       İlk  izdivacı görücü usulü ile mi olmuş. Dur ve çüş’ten ayrı kaç lisan biliyor? Şimdiye kadar kaç Km. yapmış. Sicili nasıl? Şimdiye kadar kaç kişiyi tepmiş. Veya sırtından atmış!  İşte bütün bunlar eksik o  satış ilanında. Eşek deyip de geçmeyelim. Bu gün eşek eşeği bile “ödünç” kaşırken, biz,  iltimas yapmayalım. Bakmak lazım. Sonracığıma bu satıştan,  KDV.  istenecek mi?

       Eşeğin sahibine ulaşabilseydim işte bunları konu yapıp cevap alacaktım röportaj gibi. Bayağı da heveslendim. Konu çok hoş zira.

       Ben Attila İlhan’ın yanında yetiştim. Onun öğretilerini yabana atamam. O, haberi şöyle tarif eylemişti: “Haber, bir mini etek gibi olmalıdır ve içine her şeyi almalıdır” derdi. O bakımdan kendimi eşekle röportaj yapmağa alıştırıyordum evvelinden. Ki, eşek sahibinden  tık ses yoktu.

       Röportajda, her ihtimaller karşımızdakine sorulurdu elbet. Eksik bırakılamazdı sualler ve merak edilenler.

Öyle ya. Eşeği beğenip aldık. Huyunu bilmeyiz, suyunu bilmeyiz. Park sorunu çıkıyor ortaya. Ama diyeceksiniz ki, eşek, bu. Kendi kendini park eder. Gık’ı çıkmaz. Uysaldır. Park ettiği yerden, insanoğlu gibi kaldırımlara kadar taşmaz. Cürümü kadar yer yakar. “Ağzı vardır, dili yoktur”

       Tabi daha soracaklarımız var satıcıdan. Tam teşekküllü hastaneden doktor raporu var mı bakalım. “O niye”diyeceksiniz. Bütün gün onunla haşir neşir olacağımıza göre, ya  hormonlu samanları yediyse. Saman memleketiydik, şimdi  dışarıdan saman alıyoruz. Değil mi?  Eşeği aldık, başımızın üzerine koyduk diyelim. Bir de hormonları eve  niye taşıyalım! Öyle ya!  Bakmışsın  bir gecede, merdiven altında duran eşeğimiz, koskoca bir boğa oluvermiş. Veya, yedi başlık bir dinazor. Ayıkla pirincin taşını!...Patlıcanlardan,  Ayşekadın fasulyelerinden biliyoruz. Neredeyse buzdolabını delip dışarı çıkmıyorlar mı? Hele hele o hıyarların sergilediği marifetyler?  Dolabı delip geçmediği kalmıştı bu hormondan.

        Hem belli mi  olur canım. Aaaa! Tedbirli olmak gerek. Bu memlekete şaibeli etler de girmedi mi? Besmelesiz denip yüz çevrilmedi mi?  Ne kadar tirtitiiziz, anlayın. Kara gözlümüze, hjaliyle titizleniriz elbet. Değil mi ya.

       Bir arkadaşımız vardı. Öyle keskin gözleri vardı ki, Aladağ’ın tepesinde otlayan eşeğin, dişi mi, erkek mi, olduğunu, 5 Km. öteden anlardı. Dahası var. Eşeğin yaşını bile bilirdi. Daha daha, eşeğin kara kaşını, kara gözünü,  suratındaki benleri bile sayabilirdi. Öyle ki, Aladağ'ın eşeklerinden de namlıydı. Bartın'da, "Eşekçi Ayhan" denirdi ona.

       Taaa uzaklardan eşeğin göz rengini nasıl bilebilirdi. Gözleri şehla mı bakıyor, baygın mı bakıyor, seksi mi bakıyor, vallahi onları da bilirdi. Bana da baktırırdı . Bakardım dağın tepesine ama, ben onların hepsini  otalayan "inek" görürdüm. Bakarken zorlanırdım. O, gök gözleriyle nasıl görürdü öyle?!

       Kendisine “ Gök gözlü dovuz” derdik.”Domuz”yani. Domuz gibi koku alırdı. Gölbucak'lılar, eşeklerini başından savmak için, bu dağa “dehlerlerdi.” Lazım olunca da tutup getiremezlerdi.  Başıboş kalan bu hayvanlar dağda kendi başlarının çaresine baka baka vahşileşmişlerdi. Bu azgın eşeklerin sahipleri, onları, çoktan gözden çıkarmış olurdu.

       Bir arkadaşım daha vardı: Muzaffer İzgü. Geçenlerde kaybettik. İyi arkadaşımdı. İlkten bisiklete binerdi. Sonraları bisikletine takma motor taktırdı. Daha sonraları, onu motorsiklette gördüm. En son da bir vosvos almıştı.. " Bundan sonra neye kısmet?" dedim. Güldü: " Eşek alacam" dedi. Niye dedim?  " Söz dinler "  de ondan dediydi. Eşeğin söz dinlemesine de vurgu yapıyordu  adaşım İzgü.

       Alın size, marifetleri hakkında bir fıkra: Eşek deyip de geçmeyin ha! “Amerika'dan mühendis getirttiğimiz1950'lili yıllar. Amerikalı mühendisler gelmiş Türkiye'ye. Kayseri'de bir kısım imar çalışmaları var. Türkiye'de o zamanlarda yol güzergâhını belirleyecek alet ve eleman yokmuş.

        Türk mühendisler eşeği yokuşa sürüyor, arkasından elemanlar şeritmetre  çekiyorve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış. Bunu gören Amerikalı mühendis pratiği kavrayamamış ve sormuş.- Ne yapıyorlar böyle?
Türk mühendis cevap vermiş,
- Rampada yolun güzergâhınıbelirliyorlar.
- Anlayamadım?
- Eşek rampayı en uygun yoldan çıkar, biz de eşeğin izinde kazık çakıp rampada yol güzergâhı belirliyoruz..
Amerikalı katılarak gülmeye başlamış.. Yatışınca da sormuş,
- Peki eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?
Türk mühendis, bizdeki eşek bolluğuna rağmen, bozuntuya vermeden cevap vermiş,
- Amerika'dan mühendis getirtiyoruz..”

                                                   &&&

       Biz bunları görüşürken bir feryat bir figan koptu ki, yürekler dayanmaz.. Ben sandım ki, Amerikalıya gülüyor millet. Değilmiş. Adamın biri, eşeğini, istasyondaki  vagonlardan birine bağlamış. Şimdi de ara eşeği yok yok. Çalmışlar.

       “Yanımıza kadar da geldi ve “Bu, Kayseriliye yapılır mı?” diye de ağlıyor zavallı. Çaldırmış eşeğini. Sonradan anlaşıldı ki, adam eşeği, mola vermekte olan trenin son vagonuna bağlamış.   Eşek , bağlı olduğu  vagonla trenin peşinden gitmiş.  İyi mi?! Zavallı eşek. Yollarda ne kadar da koşmuştur  kim bilir.

       Ört ki, ölem!

       İlahi Kayserili. !

 

 

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..