- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sahile vuran denizyıldızı olursun.

Deniz sakin. Uzaklarda köpeğini gezdiren yaşlı adamdan başka sahilde kimse yok. Kuma çekilen kayıklar, kışı atlatıncaya kadar ters çevrilmiş. Yaz aylarında açık olan, çay bahçesi kapalı. Etrafta bira şişeleri, eski gazeteler. Denize ağlarını bırakan gırgır, martılar tarafından istila edilmiş. Biri çam ağaçlarından dökülen kozalakları toplamış. Siyah naylon poşetin içerisine koymuş.
İki tane biram var. Biralar bitene kadar buradayım. Her zaman oturduğum banka oturuyorum. Ayaklarımı ileriye doğru uzatıp ilk biramı açıyorum.
Uzaktaki köpekli adam, yaklaşıyor. Köpek mi adamı, adam mı köpeği gezdiriyor belli değil. İkisi de o kadar bitkin ki! Yaşlı adamın, lacivert, kenarları beyaz çizgili eşofmanları var. Fermuarı boğazına kadar çekmiş. Eşofmanın paçalarını çoraplarının içerisine sokmuş. Köpek adamdan daha havalı!
Neden bilmem,
Barış Manço’nun eski bir şarkısı geliyor aklıma. Kendi kendime mırıldanıyorum. “<ı>Bir resmin kalmış bende, tam ortadan yırtılmış. Hani siyahı> <ı>kazaklı biliyorsun değil mi?ı>”
Düşünmeye geliyorum buraya. Hayatımdaki kırılma noktalarına geri dönüyorum. Hani tesadüf yoktur diyorlar ya; Yalan!
Hayatın kendisi tesadüf! Tesadüfen yaşadığım o kadar çok olay var ki. “Tesadüfen yaşamadığım o kadar çok olay var ki.” Pişmanlığım yok ama isyanım da garip, anlatılamaz bir kabulleniş benimkisi.
“Bir bira içtim, halime bak.” İkinci birayı, çakmakla açıyorum. Sonra; sahildeki bankta, bir deniz kabuğuna dert yanmaya başlıyorum...
Haksızlığa uğradığını düşünürsün bazen, yalnız kalmayı istersin çoğu kere... Kimseyle konuşmamak, aranıp sorulmamak, insanların seni, adam yerine koymasını bile istemezsin... Sen de kimseyi adam yerine koymaz sessiz sakin köşelerin müdavimi olursun...
Midye olursun, kabuk olursun... Sahile vuran denizyıldızı olursun. Sonra yosunlar konuşmaya, midyeler dinlemeye başlar... Olursun...