​ Sahte dünya / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '10

 
Kategori
Öykü
 

Sahte dünya

Sahte dünya
 

resim alıntıdır.


Bitkinlik içinde oturdu aynanın karşısına. Derin bir nefes çekti ciğerlerine ve arkasına yaslandı. Boş gözlerle aynadaki aksine dikti gözlerini. Yabancı biri vardı sanki karşısında. Anlamsız bir ifade ile kendisine bakıyordu. Bir zamanlar yıldızların uçtuğu o siyah merceklerde şimdi koyu bir yalnızlık hakimdi. Etrafında onca insan koşturuyordu. Sahneye çıktığı zaman yüzbinler onu alkışlıyordu. Şarkıları dilden dile dolaşıyordu. Bütün bunların karşılığında bu yalnızlık duygusu neden bırakmıyordu yakasını?

Eline aldığı pamuğu kreme batırıp, makyajını temizlemeye başladı. O yalancı görüntünün yavaş yavaş kayboluşunu izledi. Uzun kirpikler çıktı yuvasından. Al yanaklar renksiz görüntüsüne büründü. Etrafı kalemle kalınlaştırılan kırmızı dudaklar daha bir inceldi. İşini bitirdiğinde tekrar aynaya baktı. İşte, şimdi gördüğü gerçek benliğiydi. İçindeki boşluk daha bir büyümüştü artık. O ışıltılı, yaldızlı görüntü sadece seyircilere aitti.

Seneler önce şarkı söylemeye başladığında ne büyük umutları vardı. Ses desen yerinde, güzellik desen endamında. Simsiyah uzun saçlarıyla mahallesinde gezinirken, bir bakan bir daha dönüp bakardı. Daha onüç ondört yaşında görücüler gelmeye başlamıştı. Babası fabrikada işçi, anne orda burada temizlik işlerinde. Bir evin tek çocuğu, anne babasının gözbebeği. Kimselere yakıştıramıyorlar onu. Kızın aklı fikri şarkı söylemekte. Nerde bir eğlence olsun, düğün olsun hemen sahnede. Aldığı alkışlardan beğenildiğini hissettikçe daha bir coşuyor duyguları. Babası inatla karşı çıkıyor ona. Tek evladının böyle bir dünyaya girmesini istemiyor. İyi bir kısmetle evlensin, çoluk çocuğa karışsın. Bunlar yeterliydi, yetmeliydi kızına. Anne ise zaten ben bilmem, beyim bilir durumunda.

En nihayet İzmir’e dayısının yanına gönderiyorlar. İzmir onun için bulunmaz bir fırsat. Tam fuar zamanı. Dayı küçük bir müzikholde klarnet çalıyor. Yeğeni gelir gelmez soluğu patronunun yanında alıyorlar. Adam önce dudak büküyor, böyle güzel çok gördük ifadesinde. Birkaç gün sonra da deneyelim bir diyerek sahneye çıkarıyor onu. Daha ikinci şarkıda salonun coşkusunu görünce cüzdanına girecek paraların hesabını yapıyor adam. Planlarını sıralıyor bir bir. Işıltılı bir isim bulmalı önce. Zehra Sarı oluyor Gönül Çelen. Müzikholün olduğu sokakta büyük reklam panolarına afişleri asılıyor. Onu dinleyenlerin sayısı arttıkça ünü de yayılmaya başlıyor. Şarkı söylediği mekânlar da gittikçe büyüyor tabii.

Şimdi gecenin bir vakti, soyunma odasında ilk adımlarını hatırladığı o günler yüreğini acıtıyordu. Bedenin bütün organları sitem ediyordu ona.Gözyaşları şebnem olup sıralanıyordu çenesine doğru. Şöhrete, paraya ve parlak bir hayata kavuşmuştu ama yalnızlığın girdabına kapılmıştı. Yaşamın terazisinde dengeleri kaybetmişti. Ailesi kızlarının yeni hayatını benimsemediği için mesafeleri hiç kısalmamıştı. Dayısı sadece gelen paranın derdinde sürekli iş peşinde koşturmuştu. Dostları bir bir geride kalmıştı. Ne büyük bir aşk yaşamış, ne de evlenip annelik duygusu yaşamıştı. Sevdaya kapıldıkları reklam uğruna harcanıp gitmişti. Sadece arkadaşız demeçlerinden öteye geçmemişti hiçbir zaman.

Bunca çalışmanın, bunca emeğinin ve kaybettiği değerlerin yanında kazandığı en büyük sermaye kimsesizlik olmuştu sonunda.

 
Toplam blog
: 71
: 569
Kayıt tarihi
: 25.11.08
 
 

1969 doğumluyum. evliyim, iki çocuğum var. Kitap okumayı ve şiiri severim. ..