Şairini arayan şiir… / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '14

 
Kategori
Blog
 

Şairini arayan şiir…

Şairini arayan şiir…
 

Kitapların kapak fotoğrafları


Çok çekti bu şiir…

Hem şiir hem de şairi hakkında söylenmedik söz kalmadı…

Bir türlü şairini şiirine, şiiri de şairine yakıştıramadılar…

Çok çekti bu şiir… Çook…

Yanlış hatırlamıyorsam 2000 yılında, Didim’ de tatil yaparken çok güzel bir aileyle tanışmıştım. Kısa sürede ahbap olduk. Bir akşam sohbeti sırasında, Recep Tayyip Erdoğan’ı mahkûm ettiren şiirin iddia edildiği gibi Ziya Gökalp’ e değil, babalarına ait olduğunu söylemişlerdi.

Çok şaşırmıştım. Çünkü tüm medya, edebiyatçılar, şairler, tarihçiler hepsi şiirin Ziya Gökalp’ e ait olduğu konusunda hemfikirlerdi. Şiir devlet arşivlerine bile Ziya Gökalp imzasıyla geçmişti.

Ama karşımda oturan; özleriyle, sözleriyle, davranışlarıyla örnek olabilecek insanlar şiirin 1981 yılında vefat eden babaları Cevat Örnek’e ait olduğunu, “Gülün Dikeni” ve “7 Dağın Çiçeği” adlı kitaplarında yer aldığını anlatıyorlardı.

Şaşkınlığıma onlar da hak vermişlerdi. Sözlerini kanıtlamak için Ankara dönüşünde kitapları gösterebileceklerini söylediler.

Bir süre sonra, Ankara’ da, o dönemde hasta olan kardeşleri Ümit Örnek’ in evinde buluştuk. Şiirin gerçek öyküsünü o zaman kendisinden dinlemiştim.

Hala “keşke ses kaydı yapabilseydim” diye hayıflandığım bu sohbette, daha sonra vefat eden, rahmetli Ümit Örnek şiiri babasıyla birlikte yazdıklarını, hatırladığım kadarıyla, şöyle anlatmıştı:

Bir Ramazan akşamında Anafartalar Caddesinde bulunan atölyemizden çıkıp, Kurşunlu Caminin önünde belediye otobüsüne binmiştik.

Otobüsün kalkmasını beklerlerken, Ramazan ayının ve orucumuzun verdiği ilhamla,  Kurşunlu Camii’nin minaresine bakan babam “Minareler süngü olsa” diyerek ilk dizeye başlatmıştı. Ben de aynı ilhamla devamını getirdim: “Kubbeler miğfer…”

Otobüs hareket edip, evde iftar sofrasına yetişene kadar şiirin tamamını bitirmiştik. Yani bu şiiri baba, oğul birlikte yazdık. Düzenlemelerini tabii ki babam yaptı. Ama şunu bilin ki bu şiir asla, bu günlerde tartışıldığı gibi, bir cihad çağrısı değildir!

 Baba, oğulun birlikte yazdığı bu şiir 1966 yılında basıma giren “7 Dağın Çiçeği” adlı şiir kitabının 8. sayfasında ve daha sonra 1974 yılında basıma giren “Gülün dikeni” adlı şiir kitabının 12. sayfasında aşağıda yazdığım şekliyle yer almış.

Özetini verdiğim bu muhteşem sohbetten sonra ellerinde çok az bulunan kitaplardan, daha sonra, birer adet bana gönderdiler. Arşivimin en değerli kitaplarıdır onlar. Sanırım birkaç kitap da kendi ellerinde vardır.

İşte o tarihten itibaren hem internette hem de çevremde şiirin Ziya Gökalp’e değil Cevat Örnek’ e ait olduğunu, bıkıp usanmadan, anlattım. Anlattım ama ben anlatıp, ben dinledim…

En son 2002 yılında, Murat Bardakçı da Hürriyet Gazetesindeki sayfasında şiiri Ziya Gökalp’e aitmiş gibi yazınca, aileyi arayıp düzeltme göndermelerini istedim. Bununla yetinmeyip bir düzeltme de ben gönderdim.

Birkaç gün sonra küçük bir köşede düzeltme yayınladı. Murat Bardakçı daha sonra bir yazı daha yazarak şiirin gerçek sahibinin Cevat Örnek olduğunu belirtmişti.

Nihayet bu derin yanlışı düzeltebildik derken, geçenlerde, Başbakan; "ne yaptım adam mı öldürdüm? Bir şeyler mi çaldım? Ne yaptım? Ziya Gökalp’in Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitaplarında da onaylı şiirini okudum" demez mi?

Üstüne üstlük televizyonda günü değerlendiren ve her şeyi bilen insanlar da aynı yanlışa düşünce, bu yazıyı yazıp, tarihe şiirin öyküsüyle birlikte not düşmek boynumuzun borcu oldu.

Şiirdeki bu karmaşaya nelerin yol açtığını da biliyorum ama sözü uzatmamak için Murat Bardakçı’ nın 2002 yılındaki yazısına bağlantı veriyorum.

Aşağıda şiiri kitaptaki haliyle aktaracağım. Ancak, bu şiirin içeriği okuyanlarda yanlış bir algıya neden olmaktadır.

Cevat Örnek oğlu Ümit Örnek’in anlatımıyla; Atatürk’ü çok seven, Cumhuriyetimize ve ilkelerine sıkı sıkıya bağlı bir insanmış. Tıpkı evlatları gibi…

Bu algının değişebilmesi için, aşağıda, kitabından bir şiirini daha aktaracağım.

Dilerim bu son olur ve şiir, hem belleklerde hem de arşivlerde, gerçek şairini bulmuş olur.

Böylelikle başbakanımızın danışmanları da, bu hatayı bir kez daha yaparak, kendisini yine yanıltmazlar! Sonuçta devleti, milleti yanıltmış oluyorlar!

Ama sakın ola biri çıkıp da, “aman canım, ne olur yanlış bilinirse, çok mu önemli” demesin… Elbette çok önemli! Tarih detaylarla tarih olur, uydurmalarla değil! Sanat da sanatçısıyla sanat olur, yakıştırmalarla değil!

 

İLAHİ ORDU

Minareler süngü, kubbeler miğfer,

Camiler kışlamız, müminler asker,

Bu ilahi ordu dinimi bekler,

Dillerde tevhit, Allahu Ekber

 

Müminler ordusu Hakkın kolunda,

Batılla savaşır dini uğrunda,

Ezelden ebede Kur’an yolunda,

Allahu ekber, Allahu Ekber.

 

Hak dinin rehberi Resülü Ekrem,

İman telkin eder hadisi her dem,

Dinimizde yoktur Gizli ve mahrem,

Doğrudan doğruya Allahu Ekber.

Cevat ÖRNEK

(7 Dağın Çiçeği adlı şiir kitabından aynı şekilde aktarılmıştır)

**

Kitabın önsözünde isminin altına ressam yazan Cevat Örnek’in aynı kitabının 39. Sayfasında yer alan şiirinin son dizelerini ve şiirin önsözünü, düzeltmeden, yayımlandığı şekliyle aktarıyorum:

Büyük halâskârımız Aziz Atatürkün Ankaraya gelişlerinin 40 ıncı yıl Dönümü münasebetiyle.

27/Aralık/1959

(Mustafa Kemal Geliyor)

Kırk yıl önce Atayı bağrımıza basmıştık,

Kurtuluş bayrağını Ankarada, Açmıştık.

 

Minnet ve şükran sana Ey.. Türklerin Atası,

Milletin izindedir, yok içinde tasası;

 

Müsterih uyu atam yattığın ter nur olsun,

Bizlerden bin fatiha ruhun rahmetle dolsun.

Cevat ÖRNEK

**

 

 

Not:Bu yazıyı çoğu köşe yazarı hatta tarihçi gibi, blog yazanlarının da aynı hataya düşmemesi için “Blog Kategorisinde” yayınlıyorum. 

 
Toplam blog
: 90
: 2099
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..