- Kategori
- Öykü
Sakal'ı Sünnet'e uymayan adamın helâl dünyası...

Yorum yok!
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam, dükkanın kapısını kilitleyip akşam helâl paralar ile alınmış gıdalardan müteşekkil sofranın, helâl karılarının ortaklaşa hazırladığı leziz yemekleri düşünerek yola koyuldu.
Helâl paralar ile alınmış Jeep otoparkta hazır bekliyordu.
Otoparka doğru yürürken eli yüzü birbirine karışmış günlerdir yıkanmadığı her halinden belli olan adama yukarıdan baktı.
Adam “Açım!” diye fısıldadı belli belirsiz.
O, akşam yemeğini ve hangi helâl karısı ile birlikte olacağını düşünüyordu, duymadı bile fısıldayarak söylenen adamı.
***
Ayşe, güzelliği ile köyde konuşulan muhtarın biricik kızıydı.
Delicesine bir tutku ile sevdiği çulsuz Ahmet’in iş güç sahibi olmasını çok istemişti ama kader sakalı sünneti geçmiş adama yar etmişti onu.
Üç çocuk doğurmuş, güzelliğinden eser kalmamıştı.
Televizyonlarda sevda temalı diziler gösterildiğinde dört karılı sakalı sünnet’i geçmiş adam kumandayı eline alır kanal değiştirirdi.
Ayşe’nin hülyalı bakışları uzaklara giderdi. Kanal değişikliği soğuk duş etkisi yapardı. Dört karılı sakalı sünnet’i geçmiş adam ; “Bir yorgunluk kahvesi getirin içelim.” Dediğinde en genç olanı serçe gibi mutfağa seğirtmek için hamle yaptığında dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam :” Sen dur, Ayşe yapsın.” diyerek Ayşe’yi düşlerinden iyice koparırdı. Gözlerini gücü elinde bulundurmanın, sahip olmanın garip ışığı kaplayan dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam kazanmanın verdiği keyif ile bir türlü vazgeçemediği sarma tütününden bir sigara daha yakar yaşamının film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesini üfürdüğü dumanda izler gibiydi.
Ayşe, isteksiz olsa bile çocuklarının ve ilk eş olmanın verdiği sorumluluk ile çaresiz kalkar, içinden: “Zehir zıkkım olsun !” diye geçirerek bir sürü daha bilmediğim bedduayı sıralayarak bakır cezveyi ocağa yerleştirirdi.
***
Hatice, mahallelerindeki camiye imam olarak gelen ve aslında imamlığı bile tartışmalı kim bilir hangi tarikatın beyni yıkanmış kuklası Helim efendinin kızıydı. Aslında zeki bir kız olmasına rağmen babası:”Kadının yeri evidir.” demiş ilk okuldan sonra okutmamıştı. Fatih’te kurslara, toplantılara giderek dini eğitim almıştı.
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam, Hatice’nin ve ailesinin o zamanlar kaldıkları imam evini beğenmemiş: “Koskoca imam efendi burada oturur mu!” diye apartman dairesine yerleştirmişti
Hatice okuyamadığı için beyaz atlı prens hayalleri kurarken varlıklı sakalı sünneti geçmiş dört karılı adamın ikinci karısı olmayı seçmişti.
***
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam arkadaşlarının tavsiyesi ile yanına aldığı Fatma’ya ne zamandır farklı bir göz ile bakıyordu. Her fırsatta onun yanına geliyor, ilgili ilgisiz konulardan sohbet etme olanağı yaratarak vakit geçirmek için olanak yaratıyordu.
İşler ne zamandır iyiye gidiyordu. Ege sahillerinde paçalı don ile denize giren garip talebelerden bu güne memleket bayağı yol almıştı.
Sohbet konuları dinsel eksende devam ediyordu etmesine fakat, iş bir noktada gelip evliliğe, sevgiye dayanıyordu. Ağzı iyi laf yapan Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam sekreterin pembeleşen yanaklarını, titreyerek ve hayranlıkla bakan bakışlarını kavradıkça umudu daha bir artıyordu.
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adamın üçüncü karısı olarak buldu kendini.
***
Fatma’nın aile dostu genç kız üniversite okumaya geldiği İstanbul’da her fırsatta ziyaret için uğruyordu. Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam dinlenmek için bir gün evde tek başınayken dört odalı saray yavrusu evin zili çaldı.
Mine kapıyı Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adamı karşısında görünce dili tutuldu, kekeledi. Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adamın “Hoş geldin, buyur, hoş geldin.” demesiyle kendini toparladı.
“Hoş bulduk.”
…
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adamın olağan dışı ilgisine daha fazla kayıtsız kalamadı.
***
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam televizyonda Hüseyin Üzülmez’in on dört yaşında kız çocuğuna tecavüz ettiği ile ilgili haberleri duyunca “Komplo!” dedi.
“Komplo, kartel medyasının işi!”
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adam Mine’ye “Ben yatıyorum.”diğerlerine ise “Allah rahatlık versin.” dedi. Kalktı dişlerini fırçalamak için banyoya doğru yürüdü. İşi bittiğinde Mine elinde havlu bekliyordu. Elini ağzını kuruladı, helâl paralar ile aldığı evinin yatak odasının merdivenlerini tırmanırken, bir taraftan fısıltılı ses tonu ile Tanrı’ya şükür ediyordu.
…
Dört karılı sakalı sünneti geçmiş adamın dördüncü karısı mutluydu.
***
Ayşe ise Çulsuz Ahmet’i düşünüyordu, Hatice, Fatma…
*Fotoğraf Milliyet
27/04/2008 Ankara.N.Tüfekçi