- Kategori
- Yurtiçi Tatil
Saklıkent Kanyonu, Tlos Antik Kenti ve Ölüdeniz - Belcekız Plajı

Yazın bir çok kişi Ölüdeniz’e, hücum ederken, bazıları da son zamanlarda tanıtım afişlerinde boy gösteren doğa harikasına Saklıkent kanyonuna gidiyor.
Fethiye içinden minibüs ve özel araçlarla Fethiye-Kaş karayolundan ayrılarak ulaşılan Saklıkent kanyonunda, yüksek duvarları andıran kaya aralığına nehir üstündeki asma yaya yolundan giriliyor. Diz boyu suları geçenler kanyonun derinliklerine doğru çeşitli kademeleri ve kaya basamaklarını aşarken, oldukça zevkli, aynı zamanda da tabanının daraldığı bölümlerde zorlaşan bir çeşit trekking yapıyorlar... Bu da serüvenciler için bir tür “arınma”...
9 km’lik kanyon aralığının bir bölümünü yürüyenler gökyüzünün görülmez, gölcüklerin ve setlerin aşılmaz olduğu bölümlerden geri dönerken, şifalı olduğu söylenen çamurları da yüzlerine sürmeyi ihmal etmiyorlar...
Saklıkent kanyonundan ayrılanların uğrak yerlerinden biri de Kaplıca yöresi. Fakat yörede bulunan görkemli Tlos antik kentiyle, ulu çınarların gölgesinde ve şelalelerin serin sularının arasında yemek yiyen ziyaretçilerine keyifli anlar yaşatan Yakapark, çevre gezilerine katılan turistleri memnun ediyor.
Arkadaşım kamerasından çok ilginç bir görüntüyü izletiyor bana...
Siz hiç içki içerken bardağınızı koyduğunuz taş barın içindeki kanalda dolaşıp, kadehinizin yanına gelince kendini başından kuyruğuna dek sevdiren alabalık gördünüz mü?!...
Öpülecek şirinlikteki bu balıklar, Fethiye Saklıkent Kanyonu ve Tlos Antik Kenti yakınında bulunan “Yakapark Restoran”ın barının tezgahında yaşıyorlarmış...
“Kanallardan taşarak akan suyun ve hışırdayan yaprakların sesleri arasında; bahçenin ortasında kurulu ızgarada pişen etler, mısır ununa bulanmış alabalıklar, çöp şişler ve közlenmiş patlıcanlar da güzelliğin cabası” diye yazmış buraları gezen arkadaş...
Eşen Çayı, Saklıkent Kanyonu içinden çıkıp gün ışığı ile kucaklaşarak ovaya yayılırken; çayın kenarlarındaki dinlenme terasları, köşk, çarşı ve barlar ziyaretçilerle dolup taşıyor... Esas serüven ise, hınca hınç dolu kanyonun ağzında başlıyor. Dışarıya taşarcasına çıkan sular, bu bölümde geçit vermezken, daha 80’li yıllarda kanyon içine kurduğu restoranda turizm yapmayı kafasına koyan Ekrem Uçar’ın kayaları delerek açtığı yol ile sular üzerinden geçiş sağlanıyor.
Yolun bundan sonrasında Eşen Çayı kıyısına gelince, dizinize kadar yükselen buz gibi soğuk suları yürüyerek aşmanız gerekiyor. İşte tam bu noktadan sonra, her 10 metrede değişik bir yapı sergileyen gizemli kanyonun derinliklerine doğru yol alıyorsunuz... Bazen çatlak iyice daralıyor, hatta gökyüzü görünmez oluyor. Zeminde çamur rengi sular, yer yer odacıklar ve kademeli yükseklikler, 18 kilometre boyunca sürüyor.
Bu yolculuk sırasında güzellik uğruna koyu renkli çamurları kol ve bacaklarına süren ziyaretçiler; bir yandan da son derece dikkatli adım atıp, kayalara çarpmamaya ve düşmemeye çalışıyorlar... Fotoğraf çekenler, çamura buladıkları parmaklarıyla duvara yazı yazanlar, kameralarıyla belgesel hazırlamaya çabalayanlar, hepsi ama hepsi bir arada...
Köpürerek çıkan sularda serinleyip çayın karşı yakasına geçenlerse, doğayla ettikleri bu mücadelede zafer kazanmanın sarhoşluğu içinde, su üzerine veya yanına kurulu ahşap masalara yerleşiveriyorlar. Sadece su sesinin duyulduğu restoranda, alabalık ve ızgara çeşitleri yenirken, içki de içilebiliyor. Masa yerine yer sofralarını tercih edenler, ayaklarını suya sarkıtanlar ve sırt üstü yatanlar saçılıyor etrafa...
Dışarıya oranla 10-15 derece daha serin olan kanyondan çıkanların uğrak yeri, kurulu tezgahlar. Bal, kekik, nar ekşisi, meyve ve hediyeliklerle dolu çarşıdan ve merkeze yaklaştıkça giderek sayıları artan kır lokantaları arasından geçenler, yedi kilometre uzaklıktaki Tlos Antik Kenti’ne varıyorlar...
Tepede bulunan kale, kaya mezarları, odalar ve lahitler yer alıyor. Zirveye yaklaşırken kayalar oyularak yapılan taş basamaklarla çıkılan tepede, muhteşem bir manzara sizi bekliyor.
Manzara demişken, Ölüdeniz ve yamaç paraşütünün yapıldığı Babadağ’ı, gün boyu ziyaretçi akınına uğrayan Ölüdeniz’deki Belcekız Plajı’nı da unutmayalım...
Kumburnu sahillerinde denizin tadını çıkaranların bir bölümü ise, sahilden kalkan ve 5 km uzaklıkta bulunan Kelebek Vadisi’ne düzenlenen tekne turlarına katılıyorlar yazları... Ölüdeniz yakınlarında bulunan kilise kalıntılarının görüldüğü Ayanikola Adası ve Gemile Koyu da en az diğer gezi yerleri kadar ilgi görüyor...
Çevrede gezilebilecek daha birçok yer bulunuyor: Kaplıcalar, Kaunos, Pınara, Letoon, Xantos, Patara gibi antik kentler, kaya mezarları, Fethiye tiyatrosu ve müzesi, Kayaköy, Ölüdeniz Milli Parkı, Katrancı, Kızlar Koyu, Göçek ve Kaş gün içinde gidip dönülebilecek uzaklıktaki turistlik merkezler...
Dudaklarımızda Edip Cansever’den “İçinden Doğru Sevdim Seni” şiiriyle, yüzlerce yıldızla aydınlanan Fethiye’nin büyülü akşamına karışıyoruz...
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
7 Şubat 2006, Salı