​ Şamarı yemek... Ya da! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
 

Şamarı yemek... Ya da!

Şamarı yemek... Ya da!
 

Kaç çocuklu bir ailede büyüdünüz, bilmiyorum. Ama eğer, örneğin en azından iki çocuklu bir ailede yetişmişseniz, ya bu yazıda söylenenlere hak verme olasılığınız yüksek.

Neden mi?

İşte şundan:

Diyelim ki, iki çocuktan, küçüğü sizsiniz. Ağabeyiniz, sizden daha iri kıyım, daha güçlü.

Çocuksunuz, oynayacaksınız... Zamanı gelecek bir tek elmayı bölüşeceksiniz.

Bir takım “sorun”lar çıkacak önünüze.

Ağabey, muhtemelen, basacak yumruğunu ve alıverecek elmanın her iki yarısını da...

Ya da topla o daha çok oynayacak, bisiklete o daha çok binecek...

Bu öncelik nereden geliyor ve hangi sebepten kaynaklanıyor?..

Güç dengesinin ondan yana ağır basmasından.

Bu durumda geleceğiniz, iki temel faktöre şekillenecektir:

Ya aileniz, sizin haklarınızı adilce koruyacak ve gerekli zamanlarda, sizden yana bazı şeylere müdahale edecektir...

Veya aileniz, sizi ağabeyinizin şamar ve haksızlıklarından korumayacak ve kaderinizi doğanın vahşi yasalarına terk edecektir...

Ve büyük balık küçük balığı ezecek ve siz, haksızlıklara uğramış, ezik, mutsuz bir birey olarak toplumdaki yerinizi alacaksınız.

Gelelim bu yazının ikinci perdesine...

Sanayi devrimi olgusunun tarihsel olarak dışında kalmış bir ülkesiniz.

Adamlar, koca koca ağır sanayilerini kurmuşlar; dünya ekonomisinin dümenine kurulmuşlar...

Çağımızda, zengin ülke olmak demek, sanayiini kurup, ürettiğin malların pazarını da bulabilmek demek...

Sanayi ülkesinin dar-nüfuslu pazarı bu dev mekanizmayı doyurmaya yetmez.

Ne olacak?

Sanayi ülkesi, ürününü satacak, dış pazarlar bulacak.

Nasıl bulacak?

Eline “<ı>Özgürlük” tabelasını alacak, sağa sola sallayacak; bu tabeladaki görkemli ideali savunacak... Elinde özgürlüğün meşalesi, heykeller donatacak...

Kimin özgürlüğü... Neyin özgürlüğü?..

Sanayi ülkesine, dış ülkelerde, gümrüksüz satış imkanı; serbestçe örgütlenme imkanı; o ülkelerdeki yasal düzenlemeleri tayin etme ve belirleme imkanı ve kendi ekonomik gücünün Pazar-ülkelerde serbestçe yayılma, palazlanma, karını ve ana sermayesini serbestçe geri götürme imkanı, vergi muafiyeti, teşvikler, siyasi rant elde etme imkanları ve daha aklınızın yetişemeyeceği düzlemlerde çok sayıda “<ı>kolaylık”, “racon” ve “<ı>avanta”nın... <ı>özgürlüğü!..

İşte liberalizmin özü ve esası budur!

Ağabeyin, küçük kardeşini evire çevire pataklama özgürlüğü!..

Eğer siz, henüz yeterli seviyeye gelmemiş (<ı>bu düzen içinde de gelme imkanınız mafiş!) olan sanayiinizi ve yerli üretiminizi korumaya kalkarsanız, müdahaleci ve devletçi olursunuz...

Onlarca yıldır devam eden beyin yıkama ve yağlama stratejisi sonunda, genç kuşaklar (<ı>ve toplumun beyni çalkalanıp güzelce taranmış bir bölümü), devletçiliği ve devletin ekonomiye müdahalesini tü-kaka!, bellemişlerdir bir kere...

Vurun abalıya!.. Götürün malı...

Küçük kardeş bir tokat daha yesin... Büyük kardeş bisiklete de, topa da, elmanın her iki dilimine de hep kendisi sahip olsun... <ı>Devlet “baba” işe karışıp, bu dünyada adalet diye bir kavram var. Durun bakalım, diyemesin.

Ağabeyin, küçük kardeşin elindeki her şeyi kendine yontup, küçücük bir itirazda da şamarı ağzının ortasına savurması ile ilgili bir özgürlüktür liberalizm!..

Bugünün dünyasında, eğer insanlığın değerlerinin geliştiğini ya da gelişeceğini bilip, savunuyorsak, 19. Yüzyıl’ın bu cenaze namazı kılınmış canavarını hortlatmayalım...

O’nu, modern bir yenilik(miş) gibi, yeni bir kase içinde yeni baştan tezgahlamak isteyen dış kaynaklı çıkar odaklarına izin vermeyelim.

Ülkemizi, ekonomimizi, halkımızı ve devletimizi koruyalım.

Ya da, bugün Vaşington, yarın Brüksel ve bir başka gün de, bir başka “<ı>amca”dan şamarı yiyelim..

Ne dersiniz?

 
Toplam blog
: 913
: 485
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..