- Kategori
- Siyaset
Samimiyet
Düşünüyorum acaba insanların dışında akıllı bir canlı olsaydı dünyada ne olurdu?
Bu dünyayı insanlar paylaşmıyorken başka bir akıllı medeniyet kurabilen canlılarla nasıl bir ilişki içinde olurduk?
Şimdi ülkeler arasında ve ülkemiz içinde kurumlar arası o kadar samimiyetsizlik var ki herkesin önünde iyi insan rolü oynayanlar gerçekte nasıl bir samimiyet içindeler bilemiyoruz. Karşısındaki bir insan..
Tüm insanlar eğer samimi ise sadece bir bebeğin saf temiz yüzüne bakıp düşünsünler bu insan nasıl cani kural tanımaz kötü bir insan olabiliyor. Bu insanı yanı saflıkta eğitmek varken içine ne sokuyoruzda samimiyetten uzak kötü bir varlık oluyor.
Şu bir gerçek ki insanlar robot değiller. Kendine özgü farklı düşünceler içinde olabilir. Ancak mutlak doğru etrafında samimi olarak kişisel değil gerçek doğruya ulaşmaya çalışan insanların oluşturduğu toplumlarda başarı kaçınılmazdır. Çünkü gerçek doğrularda buluşmak daha kolaydır. Bugün işine gelen yanlışı doğru kabul edip o doğru ile hareket edenler yarın o yanlışın zararını görürler. Bizler daima doğru ile hareket edersek ve bunun zararı olursa bize bunun telafisi mümkündür. Ancak yanlışın telafisi mümkün değildir.
İnsanları gerçek doğrular etrafında toplamalıyız. Şimdi denilebilir ki gerçek doğruyu nasıl bulabiliriz. Doğru kişiye göre farklıdır, Toplumlara göre farklıdır gibi bir çok sözler gerçeği yansıtmaz. Kim ne düşünecede olursa olsun aslında gerçekleri görürler ancak değişik etkenlerden dolayı bunu ya inkar eder yada görmemezlikten gelir. Kişiye yada topluma göre doğru olmaz. O düz bir çizgidir. O çizgiye ne kadar yaklaşırsak o kadar uyumlu doğru ve başarılı toplum oluruz. Mutlak doğruyu yaşamak belki zordur. Ancak doğrulara ne kadar yakın olunursa o kadar iyi yaşanabilir insancıl bir medeniyete sahip olmuş olunur.
Yazımın başlığı samimiyet.. Evet eğer dünyada tüm ülkeler samimi olsalar dünya nasıl olurdu? Her ülke de önce insan denir ama açlıktan ölenlere kayıtsız kalınır. Silaha harcanan paranın belkide dörtte biriyle tüm açlar doyar. Adalet getiriyorum diyen ülkeler bu ifadelerinde ne kadar samimiler. Gerçek niyetleri başka değil mi? Bir tarafta hayvan hakları diye yasalar çıkartırken bir başka yerde ölen insanları nasıl görmezler. Bir zamanlar barbar türkler diyenler günümüzde yapılan zulmü nasıl vicdanlarında kabulleniyorlar.
Bu dünyada olduğu gibi ülkemizde de doğal hale gelmiş. Samimiyetten uzak bir dünyanın içinde samimiyetten uzak toplum olmuşuz.O eskiden köylerde var olan samimi ortamları arıyor insan. İnsana huzur veren ne? İnsanlarda ki samimiyet değil mi? Oradaki kişiler arasında ki sevgi. Ve bu sevgide samimiyet. Aile olsun toplum olsun. Bir söz söylenmişse günümüzde acaba deniyorsa o ortamda samimiyetten uzaklaşılmış demektir.
Günümüzde ilişkilerde bile sevgi sözcüğünden bile şüpheler var.Bu aileye sonra topluma ve toplumlara kadar uzanan bir samimiyetsiliğin temelini oluşturmaktadır.
İşte doğru olan samimiyettir. Kişi tek başına olduğunda da toplum önünde aynı olabiliyorsa, vicdanı ile barışık yaşıyorsa samimidir. Sadece bir ayrıntı var ki, yeni nesile gerçek doğruları öğretmezsek onlar yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar. Bu da insana yakışan bir medeniyeti oluşturabilmeye engeldir.
Arabadan sigara izmaritini yola atarken bunu yanlış diye düşünmüyorsa hatta bunu görüp ikaz eden kişiye kafa tutuyorsa böyle kişilerin oluşturduğu toplum ne kadar başarılı olur?
Toplumu oluşturan kişiler benim devlete maliyetim ne diye düşünmeli. Ben çevremi temiz tutuyorum, sorun çıkaran problemli biri değilim, üretiyorum, çevreme yararlı biriyim diye gurur duymalı. Attığı her adımın ülkesi için nasıl sonuçlar doğuracağını iyi hesap etmeli. İşte her toplumda ülkesine maliyeti az olan doğrulara ulaşmaya çalışan samimi insanların oranı ne kadar çoksa o toplum o kadar daha başarılıdır.
Ülkemizi ele alırsak yıllardır belli kalıplardan dışarı çıkamadık.Samimi olmayan bir siyasi tablo her zaman bizi yönetti. Yıllardır toplumu oluşturanların içinde guruplaşmalar oldu. Asker polis düşmalığı yaşadık. Siyasetçilerimiz kendilerini toplumun üstünde gördüler. Bürokratlar sahip oldukları makamları kaybetmemek uğruna toplum değerlerini önemsemediler. Yıllarca zaman zaman gizli yada aşikar her güç elinden geleni kendi çıkarı için yaptılar. Ne zaman kalkışa geçeceğiz bir şekilde engeller çıkarıldı. Öyleki tam uçağın kalkma anında yapılan bir engelleme şeklinde oldu. Bir oy için ne yalanlar duyduk. Basına bakarsan aynı haber 5 ayrı gazetede 5 farklı yorumla çıkmış. Halbuki haber yorumsuz olmalı objektif olmalı. Yorumu yazarlar yapmalı. Eskiden reklamların reklam olduğu belliydi. Etkili bir reklam biçimi var haber reklam. İşte artık haberlerde de reklamları görmek mümkün.
Peki ne oldu? Ülke olarak kaybediyoruz. Gelecekte çocuklarımız bugünlerin tarihini okurken şuan sorun sandıklarımıza birbirimize tahammül edemediğimiz konulara gülüp şaşıracaklardır. Bugün bizler bir tarih yazıyoruz. Gelecek bugünlerin üzerine inşa ediliyor. Bir çok yanlış adımlar toplum içinde kendi insanlarımıza tahammülsüzlükler olumsuz yönde geleceğimiz etkileyecektir.
Dünyada artık her alanda olduğu gibi para konuşuyor. Ekonomin zayıfsa rejimden hürriyetten özgürlükten bahsetmen zamanla zorlaşır gün gelir onlardanda fedakarlık etmek zorunda kalırsın. Kazanılmış kanla kazanılmış değerlerimizi satmayalım. Toplumumuzu oluşturan insanlarımızın her biri bu ülkeyi dost sandığımız ülkelerden kıyaslanamayacak kadar çok sevmektedir. Kimseyi ülkesine milletine kırgın hale getirmeyelim.
Bana Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmek çok mantıksız geliyor. Bu ülkenin insanı bu ülkede mağdur ve bunun hakkını veremiyoruz.İşte kişiye göre doğru olmaz. Bizler gerçek doğruları yaşarsak o zaman kim nereye gdierse gitsin sonuç aynı olur.