- Kategori
- Blog
Sanalım, sanalsın, sanal

İnternet kimliği üzerine zaman zaman yazılar yazılır.
Bazıları takma kimlikten yanadır.
Bazıları gerçek isimle yazılmasını savunurlar.
İşin aslında, İnternet’te yazan herkes, gerçek olmaktan çok sanaldır.
Neden mi?
Bir kere, bir İnternet yazarı, adım şudur diye ortaya çıksa bile, bu ifadenin doğruluğunu nereden bileceksiniz? Bloglara kimlik veya pasaport kopyasının konması diye bir koşul yok ya. İnsan hoşuna giden herhangi bir ismi sunabilir okurlara.
Ayni şekilde kullandığınız resmin de size ait olması şart değil. Kontrol eden mi var?
Hatta, ille de belirttiğiniz cinsiyete de sahip olmak zorunda değilsiniz. Bu da gizli kalabilir. Yazılarınızda dikkatsizlik edip, baklayı kendiniz ağzınızdan çıkarmazsanız tabii.
Yani isim ve soyadı vermiş olsanız bile tamamen sanal kalmanız imkanı mevcut. Buna gizli sanallık diyelim.
Gizli sanallık yalnız bir şekilde işlemez, şayet sizi gerçek isminiz ve yüzünüzle, şahsen tanıyanlar, yazılarınızı takibediyorlarsa, onlar için.
Bir de açık sanallık var ki, onda da herhangi bir takma isim seçersiniz, şu “nick” de denen şey. O takdirde okuyanlar bilir, sizin o takma isimin ardındaki biri olduğunuzu. Bu sefer asıl adınız, cinsiyetiniz ve görünüşünüz resmen saklıdır. Ara sıra yazılarınızdan tahmin edilir, kadın mı yoksa erkek mi olduğunuz, bazen de siz açık edersiniz bunu. Sizi gerçek adınızla tanıyanların da şansı yoktur bu şekilde.
Bir takma isim ardında yazmanın faydalı yönleri olabilir yazar açısından. Normal yaşamında, çeşitli kuralların boyunduruğunda, gerçek fikirlerini ortaya koyamayan bir insan, yazılarında istediği gibi özgürleşebilir mesela. Tabii ki takma isim kullanmanın tek sebebi bu değildir. Hangi sebeple olursa olsun, tercihini takma isimden yana kullanan bir yazar, bir zaman sonra o isimle özdeşleşir, okurları için o isimdir artık.
Böylece her iki türde de sanaldır kişi, ya resmen ya da gizlice.
Bir de ikinci dereceden gizli sanallık var ki, ona da belki “çok gizli sanallık” diyebiliriz. Bu takdirde, asıl adınız ve görüntünüzle yazıyor olabilirsiniz ama yazılarınızda kendinizi olduğunuzdan başka bir kimliğe büründürürsünüz. Nasıl mı? Örneğin hep sevgiden, birlikten, iyi insan olmaktan filan dem vurursunuz, aslında gerçek hayatta hiç de öyle davranmadığınız halde. Ya da toplumda gördüğünüz çarpıklıkları kıyasıya eleştirir, ama eleştirdiklerinizin aynısını kendiniz icra edersiniz.
“Çok gizli sanallık” kolay anlaşılmaz. Sizi çok yakından tanıyıp, nasıl bir insan olduğunuzu bilenlerden, yazılarınızı okuyanlar varsa eğer, sadece onlar bilebilirler gerçeği. Onların da sayısı azdır zaten.
Yalnız zaman zaman, bu tür sanallığın da kendisini ifşa ettiği anlar ortaya çıkar. Bazen, aynı yazarın çeşitli yazılarındaki birbirine uymaz ifadeler, tutarsızlıklar, bazen de yazarın giriştiği tartışmalarda kullandığı tarz, ihanet eder yazara, yazar istemese de.
Bir “Yalan Dünya” deyimi vardı hayatımızda, şimdi bir de “Sanal Dünya” çıktı başımıza..
Ben mi? Tabii ki gerçeğim. Tamamiyle. Yemin edebilirim:)
Sahi, sanal yemin geçerli mi?