- Kategori
- Kültür - Sanat
Sanat dairesi memurları

Hani şu ilk ortaya atıldığında çalkantı yaratan tüm oyuncuları, sanatçıları meydanlara çıkartan bir devlet tiyatroları ve oyuncuları mevzusu vardı.
Her nedense bu hafta gittiğim bir gala bana bu durumu hatırlattı. Devlet sanatçısı olması sanatçının oyuncunun devlet garantisi altında olması muhakkak olması ve devam etmesi gereken bir durum. Ama bu işin içine “memur zihniyeti” girince o işin içinde sanattan pek eser kalmıyor. Oyunlar belediye, devlet, piyasa ya da sanat ve sanatçı ruhundan uzak bir el değince bir başka hale geliyor. Daha doğrusu oyunculara el değmiş oluyor. Sadece oyun seçimi bile hatanın başlangıcı olmakla kalmıyor oyuncuların aslında ne kadar hareket ederlerse etsinler asla bir yere çarpmadan rahatça davranmaları gereken alanları daralıyor ve oyuncu sahneye çıkana kadar ve sahnede nefes bile alamıyor. Daha da kötüsü bu seyirciye yansıyor sonuçlardan biri de zaten pek de sanata meyletmeyi başaramamış bir toplumu sanattan tamamen kopan bir hale getiriyor. Ve perde dendiğinde usta oyunculardan okul müsameresi tadında işler izler gibi hisseden bir sürü seyirci gerçek göremeyeceği kadar örtüldüğü için sanattan tiyatrodan uzaklaştığıyla kalıyor.
Yetkili merciler, konunun özüyle ilgisiz yorumcular, bir şekilde konulara yön vermeyi başarmış popülariteler el atınca sanata, sanatçıya, oyunu kendi seçiyor. Ve bu seçim ne seyirciye hitap ediyor ne de sanatçıya özgürlük tanıyor. Aksine seyirciyi de oyuncuyu da kısıtlayarak köreltiyor. Kraliyet oyuncularının “mih mah moh” ları bile aranır hale geliyor.
Memur zihniyetli oldurulmaya zorlanan oyuncular, bu işe sanatı seçen her insan gibi en başından gönül verip bu yolda kendi tercihi gayretleri ve uğruna feda ettiği birçok şeyi geride bırakarak geldiğinden geri de dönemiyor ve sadece MECBUR olduğu için öylesine oynamak zorunda bırakılıyor.
Özel tiyatrolarda da devlet tiyatrolarında da kısaca tiyatronun neredeyse her halinde her şeklinde durum farklı değil.
Oyuncu özgür olmalıdır gerçeğini kabullenmeye zaman bile ayıramayanlar işin ciddiyetini anlamamak da öyle diretiyorlar ki sadece politik durumlara uygun, geçerli partilere sözü geçen adamlara uygun olsun onlara hitap etsin diye seçiyor sanki oyunları. Oyuncu ne yapacak? Sanatı sanat ya da toplum için ya da en olmadı kendim için yapıyorum lüksünden –ki muhtemelen sadece bu ülkede bu durum lüks olarak tanımlanıyor- tamamen ve mecburi halde sıyrılarak sanatını ekmek parası için yapacak hale düşürülüyor.
Hal böyle olunca sanat sadece popüler olana yontuluyor ya da siyasete kurban gidiyor.
Oldum olası karşı durduğum protokoller doluyor ama protokole ayrılan koltuklardan arta kalan halkın oturacağı en köşe bucak tepelerde gerilerde koltuklar oyunun ikinci yarısında tamamen bomboş oluyor. Çünkü sanatın icra edilmesi gerektiği halk meydanının sanatın halk ile paylaşıldığı salonların koltukların en güzelleri protokole ayrılıyor. Yani onlar için yapılan sanat sadece onların izleyebileceği oyunların sunulduğu sahneler sadece onların oturacağı koltuklar.. Geride ise ilk perdeye zar zor sadece sanata ve oyuncuya saygısından tahammül edebilen 10 dakikalık ara verildiğinde ise o aranın 5 dakikasını oyun hakkında yorum yaparak, neden bu oyunun seçildiğini düşünerek ve aynı oyuncuları daha önceki oyunlarda ne kadar başarılı bulduğunu ne kadar beğendiğini oysa şimdi daha farklı gördüğünün nedenini arayarak geçiriyor. Sonraki beş dakika ise taksi bekleyerek.
Bu son cevap aradığı sorunun gerçeği, oyuncunun kendini bozması değil, oyuncunun canının sıkkın olduğu bir geceye denk gelmiş olması da değil, oyunun kötü olması muhtemelen hiç değil. Sadece oyuncunun mutsuz olması. Ama sahneye çıktığında kaç derece ateşi olduğunu ya da belki de birkaç dakika önce kimin ölüm haberini aldığını silmesi ve tümünü oyun boyunca ertelemesi gerçeği değişmedi. Mutsuzluğu sahnede olduğu saatler arasında. Mecburiyetinde, sıkıştırılmışlığında, en olmaması gereken kişi ya da kuruluşlara alet edilişinde.. ve daha bir sürü aklınıza gelemeyecek yakıştıramayacağınız nedende..
Bilemem tabi belki de ben yanılıyorumdur. Belki gerçekten görülmeye gösterilmeye zannedilmeye çalışıldığı gibi tüm oyuncular sanatçılar dert üstü murat üstüdür de ben durumu abartıyorumdur. Belki de ben yanlış yerden bakıp doğruyu kaçırıyorumdur. Bilemedim.
Ama artık o çok eski yıllardaki gibi her hafta sadece var diye her yeni oyuna gidip izleyip oyun hakkında saatlerce sohbet ettiğim keyifli yıllara karşılık artık gittiğim gideceğim oyunları seçerken bu kadar ince eleyip sık dokumak gerektiğini düşünüyor olmam sadece tesadüf olmayabilir…
Bir ülkenin özgür ruhunun simgesi olarak gördüğüm sanatçının öyle kalmasını dileyip geçeyim o halde..
Ferhan PETEK
Köşem Sultan ®
http://www.facebook.com/pages/Ferhan-Petek/40815501931
https://twitter.com/#!/Fername
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!