- Kategori
- Gezi Rehberleri
Şarap kokan ada, Bozcaada

Bozcaada, Çanakkale, Ab-ı Hayat, Şarap, Bağ Bozumu, Heredot, Rüzgar Gülleri
İnsanlık tarihinin beklide en fazla anlam yüklediği içki olan şarabın hikayesi M.Ö. 1500 yıllarına kadar dayanmakta olup, M.S. 900 ortalarında ekmek kadar gerekli bir ihtiyaç maddesi haline gelmişti.
İlk olarak nerede görüldüğü tam olarak bilinmese de, hakkında farklı kültürlere özgü efsaneler günümüzde dilden dile anlatılııııırrrrr gider.
Bir efsaneye göre; “Pişdadiyan Sülalesinin hükümdarı Cemşid, bol bol asma fidanları dikilerek, meyvelerinin halka dağıtılmasını emreder. Mahsul çok olunca da, kışa saklamak üzere kaplarda muhafaza edilen üzümler acı bir tat alır. Bu suyu zehirli zanneden halk içmez…
Hükümdar Cemşid’in en gözde cariyesi ise şiddetli baş ağrısından dolayı artık canından bezmiştir. Kurtuluşu da bu zehirli sudan içip ölmekte bulur. Fakat içtiği su, onu neşe içinde deriiiiinnnnn bir uykuya daldırır. Uyandığında ise baş ağrısı kalmamış, vücudu ve ruhu dinlenmiştir. Durumu Cemşid’e anlatan cariye, hükümdar ile ömüüüüürrrrr boyu Ab-ı Hayattan (Hayat Suyu) içip, neşeli ve mutlu yaşarlar…”
Dışı boz renkte olup, içi şarap kokan ve bir yerde insanın ömrüne ömür katan Bozcaada’ya gitmek için açıyorum gözlerimi sabah erkenden yeni bir güne, Çanakkale’de..
Merkezden bindiğim minibüs ile yaklaşık bir saat sonra varıyorum, Geyikli Yükyeri Feribot iskelesine.
Veeeee gidiş- dönüş aldığım biletimle bekle beni Bozcaadaaaaa…
M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanan geçmişinde, stratejik konumundan dolayı birçok devletin istilasına uğramış olan ada, 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarına dahil olmuştur.
“İyi ki de olmuş…”
Gerek tarih ve şarap kokan sokakları, gerekse insana huzur ve dinginlik veren havası, pırıl pırıl buuuuuzzzzz gibi denizi ile “illaki hayatımızın bir döneminde gidilesi yer, Bozcaada.”
Adaya yaklaştıkça ilk dikkatimi çeken, defalarca istila edilip tahrip olan ve kalıntıları üzerine yeniden inşa edilen kale; hemen yanında kırmızı çatılarıyla bir iki katlı beyaz evler ve tarihi arkasına almış, kalenin hemen önünde günün tadını çıkaran, kendini denizin berrak ve serin sularına bırakan halk oluyor.
Sabahın erken saatinden dolayı feribotta biraz ürperen bedenim, adaya ayak basmamla sıcaklığı tüm hücrelerinde hissediyor.
Uzaktan yalnızca boz, kırmızı ve beyazı seçen gözlerim ise diğer renklerin de dahil olmasıyla adeta ışıl ışıl parlıyor.
Şu an ben mi?
“Huzuuuuurrrrr doluyum.”
Ve bırakıyorum kendimi, adanın telaşa mahal vermeyen, rengarenk çiçeklerle bezenmiş restoranların, kafelerin ve evlerin olduğu Arnavut kaldırımı sokaklarına…
Arkeolojik Sit alnı olan adada, feribotun yanaştığı yer adanın tek toplu yerleşim yeri. Dolayısıyla da merkezde her yeri sindireeeee sindire yürüyerek gezmek mümkün.
Zamanında, ortasından geçen bir dere ile Rum ve Türk Mahallesi diye ikiye ayrılan kasabada şimdilerde böyle bir ayrım olmasa da, mimari farklılıklardan dolayı hangi mahallede olduğunuzu anlayabiliyorsunuz.
Türk Mahallesi ahşap evleri ve kıvrımlı sokaklarıyla; Rum Mahallesi ise bakımlı evleri, ızgara sistemi sokakları, Meryem Ana Kilisesi ve saat kulesiyle farklılığını koyuyor ortaya.
Özellikle fotoğraf sevenlere güzel kareler veren ara sokaklarda adeta kaybolmak istercesine ilerliyor ayaklarım. Sanırım atmosferi saran kokusuyla, Ab-ı Hayattan içmeden bile mutluyum..
Eğer şaraba ve festivallere merakınız varsa, her yıl Eylülün ilk haftası iki günlüğüne Bozcaada Belediye tarafından düzenlenen “Bağ Bozumu Festivalini” kaçırmamanızı tavsiye ederim.
Ve tabi ki,
2005 yılında M. Hakan Gürüney tarafından “ayrı dil, din ve kültüre sahip iki toplumun bir arada yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini vurgulamak” amacıyla yaklaşık 6 bin obje, kartpostal ve fotoğrafların sergilendiği Bozcaada Müzesini;
Gezerken şarap yapımı hakkında bilgi edinebileceğiniz, şarap fabrikalarını;
Adanın güney kısmında yer alan, çift oluklu tarihi bir çeşme, küçük bir manastır ve yaşlı çınarların bulunduğu, “kutsal su” anlamına gelen Ayazma Manastırını;
Merkezden yarım saat yürüdükten sonra, adanın her yerini kuş bakışı görebileceğiniz ve isterseniz hayatınızın bir günü de burada batırabileceğiniz, Göztepe’yi;
Akvaryum Koyunu, Sulubahçe Koyunu, Tuzburnu Plajını, Habbele Plajını, Ayazma Plajını,
Adanın batı kısmında ise “belki de hayatınızın en büyüleyici gündoğumu ve günbatımına şahitlik edeceğiniz” 1861 de yapılmış Polente Fenerini ve 17 adet Türbinin bulunduğu Rüzgar Güllerine gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.
“Yalnız, arkadaş ya da sevgiliyle; bir kadeh şarap ya da sıcak bir kahveyle o an göreceklerinize, duyacaklarınıza ve hissedeceklerinize bir de kendi pencerenizden bakın” derim.
Dolu dolu geçen saatlerdeeeeennnnn sonra, sıcakkanlı sevecen yerli halkı, ruhumu büyüleyen atmosferi, şarap kokan Bozcaada’yı arkamda bırakırken şunu düşünmeden edemiyorum.
Beklide, Heredot’un dediği gibi “Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsunlar diye Bozcaada’yı yaratmıştır.”
Ne dersiniz?
Süheyla Zarzık
19. 12. 2016