Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mustafa Çifci Aşk Yazarı

http://blog.milliyet.com.tr/mustafacifci

16 Eylül '13

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Sarı Saçlı Kızın Aşkı

Sarı Saçlı Kızın Aşkı
 

Sarı Saçlı Kızın Aşkı


“Hangi duraktı o, ters yönlere giden otobüslere bindiğimiz

Hangi duraktı o,

Hiç gelmediğin halde seni akşama kadar beklediğim.”

“Bir şey sormak istiyorum”, dedi. “Eğer sizin için çok özel değilse iki şiirinizde de hep bir durak adı geçiyor. Umarım geçmişinizde birisini hep durakta beklemediniz. Sevgi insana her şey yaptırabiliyor bunu anlayabiliyorum ama bu duraklar hep kafama takıldı bu konuda beni mazur görün, oldu mu?”

Sorabilirsin, dedim. Bana her şeyi sorabilirsin. Özel dediğimiz hangi hayatımız var ki? Hepimiz her gün hep aynı şeyleri yapıyoruz, aynı kısır döngüyü yaşıyoruz. Özel dediğin ne olabilir ki? Hiç bir şey aslında. İnsan doğduğu gibi çırılçıplak olabilmeli her zaman. Dünyanın her yerinde ekmek kavgası, acılar, hüzünler, aşkın iyi yanları aynı değil mi? Kentin en zengin yerleri ile en fakir bölgeler arasındaki insan ilişkileri temelde aynı değil mi? Bir yerlerde kadınlar dövülüp sövülürken, kimlikleriyle ezilip horlandıkları doğru değil mi? Buradaki şiddet hemen eğitimsizliği çağrışım yapmış olsa da aslında bazı şeyler eğitimle de çözülemediği yanlış mı? Eğitimi ve kültürü en üst seviyelerde olan kadınlarda kocaları ya da sevgilileri tarafından aldatılarak aynı ezinti, aynı horlanmayı, aynı itilmişliği yaşamıyorlar mı? Erkeklerin eğitimli ve kültürlü hanımlardan daha çok kendi gururlarını okşayacak, daha dişi olabilen kadınları tercih ettikleri de doğru değil mi? Bir zamanlar her şey yolundayken, bakmaya dahi doyamazken sevgiliye, bir zaman sonra azılı düşman olunmuyor mu? Değişen nedir ki? Bana her şeyi sorabilirsin.

Bu tür sorularla düşüncem hızla büyüyor olmasına rağmen benim tek düşünmek istediğim kendisiydi. O an fotoğraflarına bakıyor, bir deniz kenarında o güzel saçlarının rüzgârda gelişi güzel dağılışını hayal ediyordum. Canım diye yazmıştı bana. Daha sonra can diye seslenmeye başladık birbirimize. Sık sık güvenden söz etmeye başladım. Bir şekilde önce güvenini kazanırsam dostluk bağımızda o kadar kolay olurdu. Onunla bir kahve içmek, güzelliğini karşısında doyasıya seyretmek için içimde derin bir arzu duyuyordum. Bir aşk gibiydi. Bir görüşte unutulmayıp akılda kalacak kadar güzeldi. Sizi öylesine karşımda seyretmek doyasıya sarı saçlarınıza bakmak ve öykünüzü dinlemek istiyorum, dedim

“Umarım beni seyretmekten ve dinlemekten bıkmazsınız”, dedi.

Yok, bıkmam, dedim. Ben asla güzelliklere doymam ki... Güzelliği karşısında boyun eğmek zor olsa gerekti ama dostluk belli zaman dilimine sığdırılmış deli dolu bir aşktan daha önemliydi.

Bir gün sonra ofiste çalışırken birden aklıma düştüğünde, şu an sarı saçlı kızı düşünüyorum, diye mesaj attığımda hemen karşılık verdi. “Bende sizin beni düşünüp düşünmediğinizi düşünüyordum.”

Sevindirici bir cevaptı. Mutlu oldum. Dostluğa bir ışık vardı.

Ne zaman aklıma aşka dair bir şeyler gelse onu anımsamaya başladım. Sıcak ve içtenliğini sevmiştim. Benim bir öyküm olur musun, dedim. Hayatını merak ediyorum daha doğrusu seni tanımak istiyorum.

“Seve seve bir öykünüz”, olurum dedi.

İstediğim bir cevaptı. Onunla bir aşka düşmeden iyi bir dostluk kurmak istiyordum. Çevresinde sürekli ilgi gören, onunla yakın olmak isteyen, âşık olan birilerinin sürekli olması normaldi.

“Bir görüşte bir insan âşık olabilir mi?”, dedi. “Bunu bana anlatabilir misin? Bu nasıl bir şeydir? Nasıl bir duygudur?”

Bir anda korktum, huzursuz oldum. Aşka düşerse benimle görüşecek zamanı olmaz, diye düşündüm, üzüldüm. Bir aşka yelken açtığını sanarak, bu ne değişiklik, dedim daha dün aşktan uzak olduğunu söylüyordun.

“Hayır”, dedi. “Hayır, yanılıyorsun Can. Benim bir aşka düşeceğimi nasıl düşünüyorsun. Böyle bir yanılgıya düşmenize şaşırdım doğrusu. İki defa hastası olduğum doktor bana âşık oldu. Ben birini seviyorsam başka birine âşık olmam, olamam. Ben hayatımda yeni bir aşk düşünmüyorum. Hem de uzun bir süre düşünmüyorum. Benim aşk kavramım farklı olduğu için bunu bazı erkekler kaldıramıyorlar, hayatıma uzun bir süredir kimseyi sokmadım.”

“Bu nasıl oldu”, dedim. “Nasıl açıldı sana? Nasıl ifade etti?”

“Dün benden çok etkilendiğini ve hoşlandığını söyledi, sonra benimle yemeğe çıkar mısınız dedi. Ben de siz her gördüğünüz insanı tanımadan, etmeden yemeğe davet eder ve hoşlandığınızı mı söylersiniz dedim ve çıktım hastaneden arkamdan geldi ve sadece gelmekle yetindi.”

Kendimi doktorun yerine koyarak, “Ama siz çok güzel birisiniz”, dedim. “Bir insan size hemen âşık olabilir. Bu kadar terslemeye ne gerek vardı. Çok kötü yapmışsın. Yol ortasında, olmaz ki. Sevilmek duygusu bile insan mutluluk verir. Olmamış...”

“Evet, güzel bir bayanım ama hiç tanımadığım biriyle ya da iki defa adamın beni görmesiyle yemeğe gidecek kadar aptal değilim ya da tabi olabilir hangi yere gidelim diyecek halim de yok yani. Benim yaşadığımı insanlar hayat boyu yaşıyor oysa ben bunları sekiz seneye sığdırdım.”

Bir kez daha çok iyi anladım ki, kadınlar sevmediği bir şeyle asla ilgilenmiyorlardı. Bu ne olursa olsun. Ne kadar duygusal bir ortam olursa olsun fark etmiyordu. Sevmiyorsa, ilgisi yoksa ardına bakmadan gidiyordu. Tıpkı sarı saçlı kız gibi.

“Ben diğer kadınlardan her zaman farklı olduğumu söylerim, sevdiğim insana bağlı biriyim. Sevdiğim kişi yakınım sayılırdı. Çok seviyorduk birbirimizi hala seviyoruz ama o askerdeyken ben evlendim. Sadece bir kavgamız neden oldu ayrılmamıza, bana öfke kaldı. Eşim arkadaşımdı. Hiç sevemedim. O da bunu biliyordu. Evlenme teklifi etti ve bende kabul ettim bir ay içerisinde evlenmiştik. Ben İstanbul dışına gelin gittim. Hiç bilmediğim, benden çok farklı insanlar oldu hayatımdan birden bire. Kültürümüz farklıydı. Buna zamanla alışmak zorundaydım çünkü artık evlenmiştim. Hayatım boyunca hep dürüst oldum. Eşime dedim ki, benim hayatımda böyle biri vardı, seni sevmiyorum, zamanla sever miyim onu da bilmiyorum. Eşim ise; bana eski sevdiğimi unutturacağını söyledi.  Oysa zamanla anladı ki ben gerçekten onu unutamıyorum. Aynı evi paylaşıp sadece farklı pencerelerden bakıyorduk ama istemediğim hiçbir şeyi bana yapmadı. Evliliğim aceleye gelmişti. Zaman ve yıllar böyle geçti. Eski sevdiğimle biz hiç birbirimizi sevmekten vazgeçmedik ama ben artık başkasının olmuştum. Onun düşlediği sevdiği o kıyıp ta bakamadığı yoktu artık. Sonra ben evlendim diye nişanlandı. Evliliğimde çatlaklar oluştuğunu duyunca hemen ayrıldı. Onun evlilik eşiğinden dönmesi benim ona olan sevgimi yüceltti fakat onunla asla bir araya gelmemeyi de yeğlemiştim. Ve birçok şeyi artık içime atmıştım. Sonra benden ona umut gelmeyince tekrar başka biriyle nişanlandı. Sevmediği sırf beni unutabilmek için, sırf beni düşünmemesi için. Çok yakın bir geçmişte nikâhı oldu. O gün kendimi eve kapattım ve kötü oldum. Yalnızlık acısı canımı yakıyordu. İşte bu benim hayatım.”

Bu mektubunu defalarca tekrar tekrar okudum...

Bir akşamüstü çay içmek için buluştuk. Buluşma yerine ondan önce varıp yolun karşısında beklemeye başladım. Heyecanlıydım. Tam zamanında geldi. Meraklı gözlerle çevresine bakınıyor beni arıyor, saatine bakıyordu. Bir kaç dakika onu öylesine uzaktan seyrettim. Büyüleyici bir güzelliği vardı. Çölde bulunmuş bir yudum su gibi doyumsuzdu. Uzun zamandır gördüğüm en çekici, en güzel, etkileyici, en büyüleyici birisiydi. Temiz, saydam, güven verici bir yanı vardı. Sarı saçları bir öykü gibiydi. Büyük büyük küpeleri vardı görülmeye değer. Saçlarını toplamıştı. Sadece göğüslerini sarıp sarmalayan saçları gibi sarı bir kazağı vardı üstünde. Birde tebessümü yüzüne çok yakışıyordu. Düzgün ve temiz dişleri güzelliğini tamamlıyordu. Karşımda bir şiir gibiydi.

“Ben kitapları sondan başlar öyle okurum”, dedi. “Sonucunu merak etmek istemem baştan öğrenirim her şeyi, sonra doya doya o noktaya nasıl geldiklerini anlayarak incelerim. Filmlerde öyle değil mi? Hep sonucunu merak ederek beklemiyor muyuz filmin sonunu?”

“İlginç”, dedim. “Sen farklı birisi olmalısın. Sondan başlamak bir şeye nasıl olur?”

Yüzüme baktı, gülümsedi, göğüs dekoltesini düzeltti, sarı küpeleri sallandı...

Aşkın sonundan başlamak nasıl olur acaba? diye düşündüm kendi kendime. Hiç tanışmadan bir şeyleri nasıl paylaşabiliriz? İlk sevdiğim, ilk aşka düştüğüm kızları anımsadım. Kalabalık ortamlarda sarılmalarımı, kaçamak öpüşmelerimi hatırladım. Hayret, kalabalık ortamlarda nasıldık, baş başa kaldığımızda nasıl? Kalabalık ortamlarda, arkadaşların yanında sarılmalarım ne kadar fazlaysa benim tek gözlü, küçük bekâr odamda buluştuğumuzda o kadar uzak duruyorduk. Bırakın sarılmaları elinden dahi tutmuyordum. Galiba ben hayata başından yada sonundan başlayamamış, ortalardan bir yerlerden başlamıştım. Yarı yollarda kalmıştım. Çoğu zamanda deli gibi sevdiklerim beni yarı yolda bırakıp en yakın arkadaşlarımın sevgilisi olmuşlardı. Bana yazdırdıkları aşk mektuplarıyla en güzel kızların kalplerini çalmışlar, sınıfın aşk çocuğu olarak anılmaya başlamışlardı. Daha da kötüsü benim yazdığım şiirlerle, mektuplarla benim sevdiğim kızlar o şiirlerin etkisiyle başkalarıyla çıkmayı tercih ediyorlardı. Hiç unutmam, o günlerde hayranı olduğum Sevda’ya, bir öğle arası, “çok güzelsin”, dediğimde, “Sen sevgiyi ve aşkı bilir misin? Bunlar farklıdır. Yaşanır ve hissedilir. Bak, böyle yapma son günlerde bir sevenim var, adı H. üstelik senin arkadaşın, arkadaşının sevgilisine, ayıp değil mi? Her gün bana bir mektup bir şiir yazıyor. Seviyor ki yazabiliyor. Ya sen? Sen bilmezsin öyle mektupları. Ben böyle derin bir aşkı bırakıp seninle çıkamam. Kusura kalma. Sen cimrisindir sevdalarda, bana cömert sevdalar gerek”, diyerek dersimi vermişti. Hangi şiir, hangi mektup o dediğin, diye sorduğumda, “Kara gözlüm şiiri”, demişti.  O mektup benim bir gece önce H, ye yardım içi yazıverdiğim mektuptu ama Sevda’ya yazdırdığını söylememişti. Ben bilmeden kendi sevdiğim kıza onun adıyla mektup yazmış oluyordum. Oysa yazdığım kendi duygularımdı. Hiç bir şey söyleyememiştim. Hiç bir şey. “Ben yazdım”, desem bu defa gözünde yalancı durumuna çıkacak, gözünde değersiz bir çocuk olacaktım. Bazen de sevgi ve aşkı özel paylaşımlarda yararıma kullanmadığım için terk edilmiştim. Bunu hayatımın her devresinde yaşıyordum. Çok sevdiğim, canım dediğim, aşkım dediğim sevgilimde beni bir zaman sonra başkalarına tercih etmişti. Ve bir günde bana, “Seni aldattım, sen yaşamın o tatlı yanını hep yarım bıraktın. Doyasıya koynunda bir şeyler yaşayamadım, merak ettim, özlemim oldu, ben de başkasıyla birlikte oldum, kusura bakma, istersen bir daha görmek isteme beni ama bu böyle. Bilirsin, açık sözlü dürüst birisiyimdir ben. Ama onu sevmedim, bu sadece tensel bir tatmindi. Aşk bu mu? Benim aşkım sensin.”, demişti. “Aşk mı?”, demiştim. “Ne aşkı, git başkalarının koynuna gir, bana gel aşktan söz et.”

                İşte o gündür bu yana açık sözlü ve dürüst olmaktan söz edenlerden hep korkar oldum. Dürüstlük aldatmaksa evet, fazlasıyla dürüst sayılırdı.

                “Yaşadığım hayat bana her şeyi öğretiyor”, demişti. Birden aklıma geldi, evet doğru söylemişti, yaşadığım hayat bana da birçok şey öğretmişti. Çok şey öğretmiş ama o kadar da öğretmediği, ipucu vermediği şeylerde vardı. Yalnızlığın ilacı neydi? Severken terk edilmenin acısı tek başına nasıl sarılır, çok istediğin halde uzak kaldığında içinde kalan özlem nasıl söndürülür, bunları öğretmiyordu.

                Sarı saçlı kızında kimi zaman gecenin koynunda kendi yüreğinde bir çeşit yalnızlığıyla baş başa kaldığını, bazen tam yastığına baş koyduğu anda ayrıldığı ve hala seviyorum dediği sevdiğini düşündüğünden emindim. Bazı şeyleri unutmak için kendini zorladığını, sıkıntısını dağıtmak için saatlerce balkonunda tek başına oturduğunu, uzak yıldızları seyrettiğini, tuttuğu bütün dileklerin kayan yıldızlar gibi kaybolduğunu, bazen ağladığını düşünüyordum.

İşte bu dostluğun böylesi tek taraflı acıların merhemi olacağını düşünüp, içimdeki o tatlı sevimli sevgiyle kendi kendime gülümsedim. Onunla iyi bir dost olabilirdik. Ve bu dostluğun hiç kimseye bir zararı olmazdı.

“Beni oradaki durakta bekleyin”, dedi, ayrılırken. “Ben oradan tekrar geçeceğim.” Onu orada dediği yerde eski bir sevgiliyi bekler gibi beklemeye başladım. Gelen giden otobüslere binip gitmedim. Zaten kaçırdığım, binmem gereken otobüslere değilde binmemen gereken yerlere çok binip gittiğim yerleri anımsadım. Az sonra sarı kız geldi. Durakta bekleyenler arasında çok farklı olduğu hemen göze çarpıyordu. Ayrılırken bir bebek gibi narin ellerinden tuttum. Ayrıldıktan sonra yol boyunca yürüdüm, aklımda o vardı. Yeni bir yolculuk gibiydi. Sanki nereye gittiğini bilmediğim bir otobüse binip nereye giderse gitsin gitmeye kabul etmiş gibiydim. Artık ısmarlama, başkalarının aşk mektuplarını yazmak istemiyordum. İstediğim sarı saçlı kızın öyküsünü yazmaktı. 

Bir ara gelmek isterim, dedim çay içmeye. “En kısa zamanda beklerim bir çay içmeye. Hasret kalınmış dostluklarda bir bardak sıcak çayı özlemişiz. Umutlarımızı yitirdiğimiz anlarda çıkıp gelen dostlara selam olsun, her zaman bekleriz”, dedi.

Geceyi deliksiz bir uyku yerine aşkın acısıyla yanıp yıldızların altında uykusuz geçirmek tercihimdi.

 AşkYazarı MustafaÇifci- www.mustafacifci.com 

 
Toplam blog
: 297
: 523
Kayıt tarihi
: 16.04.13
 
 

Yazılarında insanı derinden etkileyen yoğun bir duygusallık, hüzün, karamsarlık ve yalnızlık vard..