​ Sarıkamış felaketine giden yola döşenen taşlar. / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '16

 
Kategori
Tarih
 

Sarıkamış felaketine giden yola döşenen taşlar.

Sarıkamış felaketine giden yola döşenen taşlar.
 

*Kendi ağzından. (19 Ocak 1915- Felaketten hemen sonra)

" Hastaların yemekleri ve hali bir türlü düzelmiyor. Bugün yine birçok adam dövdüm ve zannederim, artık düzeliyor derken yine bir feleket karşısında bulundum.

Hastahane yanında bir hastamız titrek ayaklarıyla matarasını doldurmaya gidiyor!

- Niçin gidiyorsun! Sordum.

- Ne yapayım efendim, para ile su satıyorlar. Benim param yok!

- Kim satıyor?

- Dirk.

- Dirk kim?

- Hademe.

- Haydi göster.

- Yürüdük. Zavallı, cenaze gibi. 250 metreyi beş dakikada katetti. Hastahane denilen ahıra girdik. Yine iki ölü var idi. İçeride bir telaş! Su değil, ekmek satılıyordu. İri yarı bir çavuş 60 para-5 kuruşa ekmek satıyordu. Öldüresiye dövdüm. Taşla kafasını ezdim. Firara koyuldu. Yanımda küçük Münir (mülazim), yetişti. Münir herifi altına aldı. Bir kasatura buldum, kafasını gözünü parçaladım....

Of, hele muhacirlerin sefaleti. Ağlayan, el-ayağı donmuş, çocuklar, ihtiyarlar, kadınlar, ihtiyarlar...

Yarabbi! Ben bu sefalete sebep olmadım, ben bu harbi tehir için çalıştım. Ben bu muzafferiyeti tam yapmak için uğraştım."

Yukarıdaki satırlar Sarıkamış Harekatının hazırlanması ve uygulanmasında önemli rolü olan bir komutanın günlüklerinden alınmıştır. (1)

Hafız Hakkı Paşa.

Kendisi Kurmay Yarbay rütbesiyle Genelkurmay İkinci Başkanıyken 25 Kasım 1914 tarihinde Ordunun durumunu yerinde görmek ve incelemek üzere Erzurum'a gönderilmiştir.

7 Aralık'ta Albaylığa terfi ettirilerek harekatı yürütecek 3 ana birlikten birisi olan 10 ncu Kolordunun Komutanı olmuş ve harekatta bu Kolorduya komuta etmiştir. Anılan Kolordu Allahüekber dağlarını geçmeye çalışırken donan kolordudur. 8 Ocak 1915 tarihinde, yenilginin kesinleştiği gün, eşi emsali görülmemiş bir biçimde, bir ay içinde ikinci kez terfi ettirilip Paşa olarak Ordu Komutanı olmuştur.

19 Ocak günü yaptıklarına bakılırsa Paşa büyük bir yıkım içindedir. Kabahat işleyen bir askeri kendi elleriyle parçalamıştır. Manen perişan bir durumdadır. Savaşlar kazanılabilir de kaybedilebilir de. Ordu Komutanı seviyesindeki bir askerin her durumda sağduyusunu koruması beklenir. Üzüntü başka bir şeydir, suç işleyen bir askeri kendi eliyle cezalandıracak kadar yıkılmak başka bir şeydir.

Böyle bir yıkım ancak kişinin kendi vicdanında kendisini suçlu bulması halinde mümkündür. Kendine olan bir kızgınlığın ve pişmanlığın, vicdan azabının dışa yansımasıdır.

Bu blog yazısında amacım Sarıkamış Harekatının askeri yönünü incelemek değildir. Bu konuda yazılmış çok değerli kitaplar vardır. İsteyen onları okuyabilir.

Ben konunun başka bir yönünü irdelemek istiyorum ki bu bence bu yön yukarıdaki yıkıma da neden olan yöndür. 

Sarıkamış Harekatına giden süreçte ve harekat esnasında, asırlardan beri sağduyusu ve ihtiyatlı felsefesiyle temayüz etmiş Osmanlı Askeriyesi, sağlam askeri argümanlarla "olmaz, başarı şansı yoktur, yapmayın", diyen bütün karşı çıkmalara rağmen neden bu harekata girişmiş ve neden harekat sırasında akıl almaz hatalar yapmıştır?

Konuyu olgulara bakarak, yalın bir mantıkla değerlendirmek istiyorum. Deyim yerindeyse akıllar neden tutulmuştur da göz göre-göre felakete davetiye çıkarılmıştır? Ortak akıl yerine subjektif ve hayalci kişisel değerlendirmelere dayanılarak harekata nasıl girişilebilmiş ve harekatta en temel askeri kuralların tümü neden ihlal edilmiştir?

Hafız Hakkı Paşa'ya tekrar dönersek, ruh hali öylesine bozulmuştur ki, aynı tarihte, 16 Ocak'ta, günlüğüne şunları yazabilmiştir:

" ....Ah Enver! Ah! Bu kış seferini ta'cil etmek, sonra da bu parlak taarruzda 9 ncu Kolordu'yu dörtnala kaldırmakla yüz bin masumun kanına girdin! Allah seni affetsin."(1)

Hafız Hakkı Paşa'nın kış seferini Enver Paşa'nın aceleyle başlattığı söyleminin gerçeği tam yansıttığını söylemek güçtür. Adı geçen Komutan kendi günlüklerinin ilk sayfalarına baksa bunun doğru olmadığını, kendisinin karargahta bu harekatın hemen yapılmasını destekleyen kişi olduğunu görebilirdi.

Enver Paşa'nın 9 ncu Kolorduyu dörtnala kaldırmakla yüz bin masumun kanına girdiği şeklindeki değerlendirme ise muhtemelen harekatın seyrine referans yapmaktadır. Harekat planına göre, kuşatmayı yapan 9 ve 10 ncu Kolorduların eş zamanlı olarak Sarıkamış'a varması gerekiyordu. 9 ncu Kolordu erimiş olarak da olsa planlanan zamanda Sarıkamış'a ulaşmış, Hafız Hakkı Paşa'nın komutasındaki 10 ncu Kolordu dört gün gecikmiştir. Bu gecikme nedeniyle 9 ncu Kolordu dört gün Sarıkamış önlerinde tek başına savaşmak zorunda kalmıştır. Gecikme harekatın zaten sınırlı olan başarı şansını yok etmiştir. Ruslar kuvvetlerini hızla takviye etmişlerdir.

Diğer bir deyişle 9 ncu Kolordu hızlı gitmemiş, 10 ncu Kolordu yavaş kalmıştır. Yavaşlığın nedeni Hafız Hakkı Paşa'nın kendi kendine orijinal harekat planından saparak Allahüekber Dağlarını aşmak zorunda kalması, Enver Paşa'nın da plandan sapmalara müdahele etmemesidir.

Günlük 16 kasım 1914- Harekattan 1 ay önce.

"İnsanların ahval-i ruhiyesi ne kadar gariptir. Bugün bulunduğumuz vaziyette muvaffakiyetin mütemadiyen icraat ve şiddetde olduğunu kabul edecek dimağlar ve yürekler maateessüf pek nadir. En değerli, en metin gördüğümüz insanlar, en zeki, en anlayışlı kafalar hep şunu söylüyorlar:" Bu ordu ilerleyemez. İaşe müşkülatından, menzil noksanından bu ordu durur. Batum, onu zaptetmek tamamen hayaldir." Bronsart (Osmanlı Devletinin Alman Genelkurmay Başkanı Y.N.) öyle söylüyordu ve el'an müteredditir.

... Bereket versin ki Nazırın (Enver Paşa'yı kastediyor. Y.N.) azmi kırılmıyor.

... Bana gelince:

Geçen sahifelerde yazdığım gibi bu vaziyetin hallini ancak cür'et ve şiddette görüyorum. Harp başlamadan evvel son derece ihtiyatkar olduğum halde şimdi artık bütün şidetle cüretkar davranmak lüzumunu hissediyorum ve bütün mantığımla ve zekamla bu esası yürütmeye çalışıyorum ve hamdolsun yürütüyorum. Bereket versin Bronsart gayet zeki ve yumuşak. Onun için esaslı fikirleri vasi bir mantıkla anlatınca kabul ediyor ve sonra Nazır'ın yanında kendi fikri diye müdafaa ediyor. Binaenaleyh orada biz iki fikir oluyoruz. Esasen, cüret'kar kararlara Nazır daima taraftar. Yalnız Bronsart'ı daha önce hazırlamamış isem o zaman Bronsart'ın fazla itirazları Nazır'ı tereddüde sürüyor. Herhalde, Cenab-ı Hakk'a çok şükrettim. Kanaat-i vicdaniye ile doğruluğuna kani olduğum kararlar aynen tatbik ve icra ettiriliyor."(1)

Görüldüğü gibi Hafız Hakkı Paşa Sarıkamış Harekatının karargahtaki yegane destekçisidir. Bronsart'ın itirazları askerlik bilgi ve tecrübesinin yansımasıdır. Kolay ikna olması ise iki nedenle açıklanabilir. Devlet sizin, Ordu sizin bana ne, ne isterseniz yapın diye düşünmüş olabilir. Sarıkamış'taki bir askeri harekatın Avrupa'daki Alman Ordusunun yükünü azaltma olasılığı olduğunu düşündüğü için de kolay ikna olmuş olabilir.

Bir Alman subayının böylesine stratejik bir konuyu kendi ülkesinin milli menfaatleri açısından değerlendirmesi ve ülkesinden alacağı talimata göre hareket etmesi, akıl ve mantığın gereğidir. Ödünç alınan akıl ve borç alana değil verene hizmet eder. 

Tarih boyunca, bir ülkenin Genelkurmay Başkanlığının başka bir ülkenin askerine verildiği  hiç olmuş mudur, bilmiyorum.

* Enver Paşa tipi komutanlık.

Gelelim tüm yetkileri elinde bulunduran "Nazır" Enver Paşa'ya.

12 Eylül 1914 günü 3ncü Ordu Komutan der ki:

"3ncü Ordunun er mevcudu 160.000 civarındadır. Bunun ancak az bir kısmı elbiseli olup kalanı başıbozuk kıyafetindedir. Bunların giysileri de don ve gömlekten ibarettir"(2)

13 Kasım 1914 günü Başkomutanlık 3ncü Orduya der ki:

"Ümit olunur ki ordumuzun çabuk hareketi halinde Rus topraklarında yeteri kadar yiyecek bulursunuz. Askerin yiyeceğini sağlamak için ulaştırma araçları yeterli değilse, bütün ahaliye sırtında erzak taşıtarak ana ambarlar açınız"(2)

Savaşta olağandışı yöntemlere başvurulabilir. Ancak başvurulan yöntemler uygun ve uygulanabilir olmalıdır. Doğu Anadolunun kışında ahali sırtında erzak taşıtarak ordu beslemeyi düşünmek akıl dışıdır. Çabuk hareket edip düşman ülkenin toprağındaki yiyeceklere el koymak ise hayalin varabileceği son noktadır.

Ordu Komutanına güvenmeyen Enver Paşa 12 Aralık 1914 günü Erzurum'a gelmiştir. 

Kuşatma harekatını yapacak olan 9 ve 10 ncu Kolorduların Komutanları Enver Paşa tarafından harekattan hemen önce değiştirilmiştir. 10 ncu Kolordu Komutanlığına Hafız Hakkı Paşa getirilmiştir. Taarruz fikrini benimsemeyen 3 ncü Ordu Komutanı da 18 Aralık günü görevden alınmış, Ordu Komutanlığını Enver Paşa bizzat üstlenmiştir. Taarruzun başlamasına dört gün vardır.

Böylelikle koca Ordu, bölgeyi bilmeyen, birliklerini tanımayan üç yeni komutanın komutasında büyük bir harekata girişmiştir. Bu bir akıl tutulmasıdır. Temelsiz aşırı güven ve ben yaptım oldu yaklaşımıdır. Bozgundan sonraki ruh halinin nedenlerinden birisidir.

Ordu'nun sol kanadında kuşatma harekatına katılacak 10 ncu Kolordunun Komutanlığı Yarbay Hafız Hakkı'ya çok çekici gelmiştir. Bölgeye yeni intikal eden ve yıpranmamış durumda olan bu kolordu ile kısa zamanda büyük başarılar kazanmayı ummaktadır.

Sonuçta tüm karşı çıkışlara rağmen 22 Aralık ta taarruzun başlamasına karar verilmiştir. Kış mevsimi başlamış, yoğun kar yağışı vardır. Erlerin giyim, kuşam ve teçhizatları mevsime uygun değildir.

Artık 10 ncu Kolordu Komutanı olan Albay Hafız Hakkı, 21 Aralık günü, harekattan bir gün önce, yaptığı arazi incelemesine dayanarak Ordu Komutanlığına adeta yeni bir harekat planı önermiş, kendisinin Kolordusunu bu öneriye göre yürüteceğini bildirmiştir.

Ordu Komutanlığı bu öneriyi sessiz kalarak onaylamıştır.

Artık ortada kendi kafasına göre giden bir 10 ncu Kolordu, orijinal plana göre giden bir 9 ncu Kolordu ve ne yaptığını bilmeyen, kolordularının hareketlerini izleyemeyen, muhabere bağlantısı olmadığı için rapor alamayan ve gelişen durumlara göre emir verip koordine sağlayamayan, sadece en öndeki birlikle birlikte yürüyen bir Ordu Komutanlığı vardır.

"Albay Hafız Hakkı'nın kolordusu ile kuşatma harekatını yapmayı tasarladığı bölgede arazi, dağlık ve yolsuz olup, mevsim itibarıyla da çetin kış şartları hüküm sürmekteydi. Yeterince giydirilmemiş, ikmal kolları noksan kıtalarla, düşman kanadından 60 km. uzaklaşarak ve araya geçit vermeyen büyük dağları alarak yapılacak bu geniş kuşatma harekatından başarı beklemek büyük bir iyimserlik olurdu."(2)

Sonuçta Sarıkamış Kuşatma Harekatı Albay Hafız Hakkı'nın tasarladığı plana göre yapılmış ve 10 ncu Kolordu, Sarıkamış önündeki muharebeye zamanında yetişememiştir.

23 Aralık günü (harekatın ikinci günü) 10 ncu Kolordunun iki tümeni düşman sanarak biribirleriyle savaşmışlardır. Şehitler verilmiştir. Komutanlıkların kendi komşu birliklerin harekatından bilgisi yoktur. Çünkü haberleşme yoktur.

"Kolordu Komutanı Hafız Hakkı bir an önce hedefine varmak ve Sarıkamış'ı işgal etmek için, askerin çevikliğini artırmak nedeniyle birliklerin çanta ve kaputlarını çıkarttırmıştır ki kaputlar bile askeri soğuktan korumaya yetmiyordu. Hastalık ve ölümler arttı." (2)

3 ncü Ordu Komutanlığı, 10 ncu Kolordunun harekatı hakkında zamanında ve yeteri kadar billgi alamamaktaydı. Zaman zaman alınan raporlarda ordunun planına amacına uymayan hareketler vardı. Enver Paşa duruma müdahele etmiyor sadece izliyordu.

9 ncu Kolordu 26 Aralık günü Sarıkamış'a vardı taarruza başladı. Birlikler bitkindi. Tümen ve alay komutanları en ileri hattaki birliklerle birlikte muharebeye katıldıysa da sonuç değişmedi. Kolordu tükenmişti. Kış Kolorduyu tüketmişti.

10 ncu Kolordu ise görünürde yoktu. Allahüekber dağlarında karla boğuşuyordu ve en az üç günlük yoldaydı.

Enver Paşa harekat boyunca 9 ncu Kolordu ile birlikteydi. Fiiliyatta Enver Paşa ve Albay Hafız Hakkı harekat boyunca bağımsız iki kolordu komutanı gibi hareket etmişler, işbirliği yapmamışlardır. 

9 ncu Kolordu'da düzen Enver Paşa tarafından bozulmuş, kolordu iki komutanlı olarak muharebe etmiştir.

"25 Aralıktan beri yapılan muharebelerde emir ve komuta durumu tamamen zedelenmişti. Başkomutan Vekili Enver Paşa, kolordu ve tümen komutanlarına önem vermeyerek, kendi karargah subaylarıyla kıtalara emirlerini bizzat göndermekteydi. Kolordu, tümen ve alay komutanları en ilerideki avcı hatlarına kadar gönderilerek erleri taarruza teşvik etmeleri ve örnek olmaları isteniyordu. Bu durum subay ve komutanları üzmekte, hem de erlerin üstlerine karşı güvenini azaltmaktaydı." (2)

9 ncu Kolordu Komutan İhsan Paşa esaretten dönüşünde yapılan soruşturmasında bu durumdan çok ağır şekilde yakınmıştır.

Kolordu Komutanının karargahıyla birlikte nasıl esir ettirildiğini birazdan anlatacağım.

9 ncu Kolordu 27 ve 28 Aralık günleri Sarıkamış'a taarruzuna devam etmiş. Birlikler tükendiği için taarruzlar başarısız olmuştur. Aslında ortada taarruz edecek bir güç kalmamıştır. Ruslar ise kuvvetli takviyeler almakta ve kuvvetlerimizi kuşatmaktadır.

3 ncü Ordu Komutanı Enver Paşa yayınladığı günlük emirlerde düşman kuvvetlerinin dağıldığını ve zayıfladığını söyleyerek taarruza devam edilmesini emretmektedir.

29 ve 30 Aralık günlerinde 9 ncu ve kısmen bölgeye ulaşan 10 ncu Kolordu Kolordu Sarıkamış önünde ölüm kalım mücadelesi yapmaktaydı. Birlikler erimişti ama kalan kahramanlar destan yazmaya devam ediyorlardı.

" ..... 9 ncu Kolordu Pasinler mıntıkasından ileri yürüyüşe başladığı 22 Aralık 1914 günü muharip piyade kuvveti 21.000 ve kollar hariç olmak üzere genel mevcudu 28.000 idi." (2) 

10 ncu Kolordunun da yaklaşık olarak aynı güçte olduğunu kabul edebiliriz. 30 Aralık günü itibariyle:

" 9 ncu Kolordunun genel insan mevcudu 700, 10 ncu Kolordunun 1800 kişiydi" (2)

Ordu Komutanı Enver Paşa 31 Aralık günü için tekrar taarruz emri verdi. Ölüm kalım savaşı devam ediyordu ama başarı şansı kalmamıştı.

9 ve 10 ncu Kolordudan ümidini kesen Enver Paşa şimdi  ne durumda olduğunu bile bilmediği 11 nci Kolorduya bel bağlayarak savaşı ümitsizce sürdürüyordu.

Kısaca söylersek, harekatın 3 ana birlikle yapıldığını belirtmiştik. İki kolordu (9 ve 10) kuşatarak Rusların arkasına düşmeye çalışırken, bir kolordu cepheden düşmana taarruzla Sarıkamış'a kuvvet kaydırmasına engel olacaktı. Bu birlik 11 nci Kolorduydu.

Enver Paşa harekat süresince 11 nci Kolorduyla hiç ilgilenmedi. 11 nci Kolordunun 3 ncü Ordu Komutanlığıyla çabuk ve sağlam bir muhabere bağlantısı yoktu. Kolordu Komutanı Sarıkamış bölgesinde meydana gelen olaylardan vaktinde bilgi alamıyordu. 28 Aralık günü Ordu'dan Kolordu'ya 9 ncu Kolordu karşısındaki Rus kuvvetlerinin yenilerek çekildikleri bildirilmişti. Halbuki bu sırada 9 ncu Kolordu erimişti ve en buhranlı günlerini geçiriyordu. 11 nci Kolordu Komutanının da neler olup bittiğini öğrenmek ve bir an önce yardıma gitmek veya karşısındaki Rus kuvvetlerinin Sarıkamış üzerine çekilmelerini önlemek için ciddi bir çabası görülmüyordu.

Çaresiz kalan Enver Paşa şimdi 11 nci Kolorduya ulaşmaya çalışıyordu.

"Başkomutanlık Vekaleti tarafından 10 ncu Kolorduya gönderilen tarihsiz, imzasız ve küçük bir defter kağıdına yazılmış bir emirde; cephe gerisindeki İslam ahaliden itimada layık birinin 11 nci Kolorduya gönderilerek, bizim Sarıkamış civarında düşmanla muharebe ettiğimizi, 11 nci Kolordunun süvari tümeni ile süratle hareket ederek bize yardım etmesinin bildirilmesi istenilmişti" (2)

Çaresizlikten başvurulan bu tür sağlıksız yöntemlerin yaraya merhem olma olasılığı yoktu. Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da böylesine önemli bir konu için bir subayın bile görevlendirilmemiş olmasıdır.

Enver Paşa erimiş birliklerin Sarıkamış'a taaruza devam etmesini emrederek kendisi 11 nci Kolorduya ulaşmak söylemiyle Sarıkamış'tan ayrılmıştır. Ayrılırken bölgedeki tüm kuvvetlerin komutasını Tuğgeneralliğe yükselttiği Hafız Hakkı Paşa'ya bırakmıştır.

Enver Paşa 11 nci Kolorduya ulaşamamış. Geride bıraktığı ve bilinen tüm askeri kuralları çiğneyerek geri çekmediği bir avuç kahraman Türk evladı kıyas kabul etmeyen sayıda Rus kuvvetleriyle boğuşarak tükenmiştir.

Hafız Hakkı Paşa gerçeği 4 Ocak 1915 günü gördü ve 9 ncu Kolorduya şu emri verdi:

"Artık her şey bitmiştir. Kalanı kurtarmak lazımdır. Dün akşam keşfettirildiğine göre, orman içinden Çermikköy'e dar bir yol vardır. 10 ncu Kolordu bu akşam bu yoldan kuzeye çekilecektir. 9 ncu Kolordu da bu akşam bu yoldan çekilmeli." (2)

Hafız Hakkı Paşa kendi yetkisini kullanarak doğru bir karar vermiş ve kalan birlikleri esaretten kurtarmıştır. Bu emir verildiğinde saat 14.00 tü.

Ancak 9 ncu Kolordu Komutanı ve karargahı için artık çok geçti.

"Saat 15.30'a doğru 9 ncu Kolordu karargahı ilerisinde bir karışıklık başlamıştı. Durumu düzeltmek için 29 ncu Tümen gerisinde bulunan ihtiyat bölüğü arandı. Bölük elden çıkmıştı. Karargah 28 nci Tümen üzerine çekilmek istemişse de bu tümenin de esir olduğu öğrenildi. Bu sırada başlarında subay bulunan bir Rus birliği kolordu karargahının önünde belirdi. Kolordu Komutanı İhsan Paşa karargahıyla beraber teslim olmak zorunda kaldı."(2)

Enver Paşa İstanbul'a döndü. Yola çıkmadan önce İstanbul'a çektiği telgrafta harekatın gizli tutulmasını istedi. Felaketi kamuoyundan gizledi.

Hafız Hakkı Paşa Ordu Komutanı olarak bölgede kaldı. 15 Şubat 1915 tarihinde maalesef tifüsten vefat etti. Bu hazin olay da Ordunun imkan ve kabiliyet açısından ne kadar zor durumda olduğunu belgeleyen bir örnektir. Ordu Komutanını bile tifüsten korumak mümkün olmamıştır. Kendisinin yaralı ve hasta askerlerin şartlarını iyileştirmek için yoğun çaba gösterdiği anılarında belgelidir. Bu çabaları esnasında hastalık bulaşmasından kendisini koruyamadığını söylemek mümkündür.

Planlanması ve uygulanmasıyla askerliğin hiç bir temel kuralına uymayan bu harekatı planlayan ve icra edenler için ne söylesek boştur. Vatan sevgilerinden hiç kimsenin şüphe duymadığı bu iki komutanın neden böylesine büyük bir hata yaptıklarını açıklamak da kolay değildir.

İyi niyetle ülkelerine hizmet etmeye çalışmış olan bu insanlara eleştiri okları yöneltmek hoşuma giderek yaptığım bir iş değildir. Onun için eleştirimi çok kısa tutuyorum.

Bence temel neden, anılan komutanların, üst kademelerde görev yapmak için geçmeleri şart olan basamakları geçmeden ve o basamakların kendilerine vereceği mesleki tecrübeyi edinmeden, siyasi ve kişisel mülahazalarla hızla yükseltilmiş olmalarıdır. Osmanlı'nın devlet düzeninin bozulması nedeniyle; hızla yükselen ve askeri konularda tek yetkili olan Enver Paşa, ortak aklı devreden çıkarmış, ben ne yaparsam o doğrudur mantığıyla inanılması güç askeri strateji hatalarına imzasını atmıştır.

Yazmaya çalıştığım resmi yalın gerçeklere bakarak herkes kendi değerlendirmesini yapabilir.

Son zamanlarda, Enver Paşa için tarihi hiç bir gerçekliği olmayan yüceltici değerlendirmeler yapılarak  ATATÜRK gibi eşsiz bir askeri ve siyasi deha ile kıyaslanmak istenmektedir.

Bu kıyaslama, bugün nereden ne bulsak da ATATÜRK'ü eleştirsek, mantığıyla yaşayanlarca yapıldığından konu tarih değerlendirmesinin dışına çıkmaktadır. Böyle bir kıyaslamanın aslında nedeni de mantığı da yoktur. ATATÜRK de bizimdir Enver Paşa da.  ATATÜRK'ü eleştirmek için Enver Paşa'yı yüceltmeye çalışmak mantık dışıdır. Bu iki komutan bir tahtıravellinin iki ayrı ucunda oturan insanlar değillerdir ki birisini aşağıya çekince öteki yukarı çıksın.

Tarihe bakışımız durduğumuz yere göre değişebiliyor. Olabilir. Ancak bir şeye çok dikkat etmek gerektiğini düşünürüm. Belgelere sadık kalmalıyız. Belgeleri görmezden gelirsek tarihi tarih olmaktan çıkarırız. İş dedikoduya döner. Belgeler esas alınmak kaydıyla herkesin yorum hakkı saklıdır. Saygı duyarım.

Sondan bir önceki sözüm kahramanlara. Dünya var olduğundan beri savaşan askerler arasında  bir kahramanlık ve fedakarlık sıralaması yapmak mümkün olsaydı, Sarıkamış kahramanları şüphesiz kendilerine müstesna bir yer bulurlardı. Kahramanlıklarını sözcüklerle anlatmak mümkün değildir. Destanlar yazılmalıdır.

Selam olsun onlara. Ruhları şad olsun.

Enver Paşa ders aldı mı?

Enver Paşa Sarıkamış Harekatından ders almış gibi görünmemektedir.

Sarıkamış Felaketinden bir yıl sonrasına gidelim.

"1916 yılı başında, 3 ncü Ordunun iaşe ve ikmal durumu müşkül bir dönemdedir. Karadeniz'de üstünlük Ruslarda bulunduğundan, bu yönden ulaştırma kaçamak yapılmakta ve ihtiyacı karşılayamamaktadır. 700 km.'den fazla bulunan Ulukışla-Sivas-Erzincan menzil hattı nakliyatı da güçlükle ağır ve yetersiz yapılabilmekteydi." (3)

"Ordunun sıhhi durumu çok elimdir. Ölümler muharebede yaralanmadan ziyade tifüs ve dizanteridendir. Ordu hastahane kapasitesi yetersiz olduğundan (5000 yatak) bir çok hasta ve yaralı hastaneler haricinde yatırılarak tedavi edilmektedir. (3)

"3 ncü Ordu Komutanı Mirliva Mahmut Kamil Paşa, Başkomutan VekiliEnver Paşa'nın isteği ile ilkbaharda yapılması kararlaştırılmış olan taarruz hazırlıkları hakkında görüşmek üzere 7 Ocak 1916'da Erzurum'dan karayolu ile İstanbul'a hareket etti" (3)

Etti de ne yazık ki Orduyu bir sürpriz bekliyordu.

Ruslar 10 Ocak günü büyük bir taarruz başlattı. 

14 Ocak'ta Rus taarruzları bütün şiddetiyle gece-gündüz devam etmektedir. Zayıf mevcutlu birliklerimiz olağanüstü fedakarlıklarla direnmektedir.

Başkomutanlık Vekaleti, devam eden Rus taarruzunu bir gösteriş taarruzu olarak değerlendirmektedir. Değerlendirmeye göre; Ruslar, 3 ncü Türk Ordusundan İran ve Irak'a kuvvet gönderilmesini önlemek maksadıyla ve İngilizlerin baskısı ile taarruz etmektedirler. 3 ncü Ordunun gücü Rus taarruzlarını geri atarak karşı taarruza geçmeye yeterlidir.

3 ncü Ordu Komutanı tarruzun gösteriş taarruzu olduğu değerlendirmesine katılmamaktadır. Ruslar Ordumuzun 6 misli büyüklüğünde bir kuvvetle saldırmaktadırlar.

"Başkomutanlık Vekaletinin düşman imkan ve kabiliyetleri ile kendi imkan ve kabiliyetimizi değerlendirmede büyük bir yanılgı içinde bulunduğu görülmektedir." (3)

"...Olaylar Türk Başkomutanlık Karargahında istihbarat faaliyeti olmadığını kanıtlamaktadır." (3)

Bu yanılgı Ordunun gücünün tekrar tükenmesine ve Erzurum dahil büyük ölçüde vatan toprağının işgal altına girmesine neden olmuştur.

3 ncü Ordu Komutanı Mirliva Mahmut Kamil Paşa 4 Şubat 1916 tarihinde, Rus ve Türk kuvvetlerini mukayese ederek Başkomutanlık Vekaletine çok ağır bir eleştiri ve uyarıda bulunmuştur.

"Düşman karşısında, cephede bulunan ordu komutanının bildirdiklerine değil de Rusların Erzurum'a taarruz etmeyecekleri hakkındaki Atina kaynaklı haberle, Tan Gazetesi yazısına inanmanın doğru olmayacağını Başkomutanlık Vekaleti'ne bildiren 3 ncü Ordu Komutanı, saptanan belirtilere göre Rusların bu günlerde Erzurum hazırlanmış mevzilerine taarruza geçeceklerini bildirmekte ve bölgenin Rus istilasından korunması için, 3 ncü Ordunun 60.000 tüfekli beş piyade tümeni ile takviye edilmesini istemektedir" (3)

Bu rapor Enver Paşa tipi komutanlıkta sözün bittiği yerdir.

 

(1) HafızHakkı Paşa'nın Sarıkamış Günlüğü              Murat Bardakçı

(2) Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi

Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekatı cilt-1           Genelkurmay Basımevi 1993

(3) Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi

Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekatı cilt-2           Genelkurmay Basımevi 1993 

 
Toplam blog
: 82
: 1739
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..