​ Sarışelale yollara döküldü / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Sarışelale yollara döküldü

Sarışelale yollara döküldü
 

Bu sefer Sarışelale yollara döküldü.

Soluksuz çalışmalar, stresli günler derken ayaklarımızın sıcak kumlarla buluşması ve dalgaların tenimize tüm serinliğiyle ulaşması için bu kez soluğu Akçakoca’ da aldık. Yıllar evvel bir belgeselde tanıtımlarını izlemiştim. Güneşin batışının en güzel buradan seyredildiğini, hamsikuşunun en lezzetli halinin burada pişirildiğini, melengüç tatlısını -ki ilk defa duydum buraya has bir tatlı (ayrıca tarifini vereceğim)-, mısır ekmeği bal ve tere yağla buluşurken bir taraftan Karadeniz'in serinliğini yanaklarda hissetmenin hoşluğu, yani nemsiz keyifli havasıyla keyif veren atmosferini anlata anlata bitirememişlerdi. Bu övgü dolu sözcükleri işitirken de iştahıma ve hevesime dem vuramamıştım açıkcası. E gün geldi çattı bu güzelliğe imkân vermenin zamanı geldi. Küçük bir organizasyon çalışması, doğaseverleri harekete geçirmek ve bir iki telefon görüşmesiyle otobüs ve otel rezervasyonları ardından kendimizi Akçakoca da şirin bir mekânda bulduk. Üç kafadar elimizdeki bavulları odalarımıza bıraktığımız gibi denize doğru koşmaya başladık. Dalgalar kumları içine alıp, rengini karman çorman hale getiriyor, ama o güzel serinlik ve coşkusuyla neşemize neşe katıyordu. Kumlar küçük küçük kayacıkların dalgalarla eritilmiş halindeydi. Öyle tuz gibi değildi anlayacağınız. Ege sahillerinde de çoğu yerde incecik kum olan sahil burada sanki ağrılara iyi gelsin diye özel olarak fabrikada fırınlanmış taşlar gibiydi. (Bakınız resimdeki kumlara)

Öğle saatindeki mekâna intikalimizin ardından karnımızı bir balık lokantasında doyurduk. Özenle dizilmiş masalar sandalyeleri olan temiz bir yerdi. Güler yüzlü Türküm insanı yine başrolde, bizi nasıl ağırlayacaklarını bilemediler. Kamelya da ki tüm personele teşekkürler. Akşam olmak üzereydi ki merkeze 3km uzaklıktaki kaleye güneşin batışını seyretmeye koyulduk. Yeşillikler, küçük bir kasabanın içindeki muazzam yapılmış değişik mimarilere sahip camiler dikkati çekiyordu. Gümüşi renkli boyalı taşlar tercih edilmişti hemen hemen hepsinde. Ve gün boyu gülümseyen güneş ufak ufak rengini turuncuya ve derken kırmızıya döndürdü. Sonrada el sallayarak bize veda etti. Çok güzeldi ve unutulmazdı. Kaldığımız otelin canlı müzik ile şenlendirdiği mekâna geçtik güneşi uğurladıktan sonra. Ee temiz havada rakı ve mezelerle kaynaşma zamanıydı. Fasıl eşliğinde, otelin yanındaki şelalelin şırıltısıyla deymeyin keyfimize. Trınım trınım ve tatil sarhoşluğu hepimizi sarmıştı. Çakır halimizle ay dedeye de el salladık, yıldızları yastığımıza koyup uykuya daldık. O da ne deliksiz bir gecenin ardında bir horoz sesi kulağımıza sabahın olduğunu fısıldıyordu. Ama ne fısıldamak? Sanırım gırtlağına sahibi yapışmış, tüm ahaliyi uyandırmak için seferber olmuştu. Korkarım hayvancık başka bir sabaha bu kadar coşkuyla uyanamayacak diye düşündüm. Uyanınca durmak olur mu? Havuz başındaki açık büfe kahvaltı yaptık. Akabinde kahvemiz içtik ve gazetelerimizi okuduk. Otel personeli dört dönüyordu etrafımızda. Bu açıdan da tam not olan Akçakoca da havuz ve deniz sefasını tamamlayarak akşam saatinde hoşça kal dedik. Ve ardımızda tatiline devam eden sevimli insanları, o güzelim güneşi bırakarak yine koşmaca trafik ve neme merhaba dedik. İstanbul seni seviyoruz ama arada seni özlemek başka yerleri keşfetmek de ayrı bir güzel oluyor.

Haksız mıyım? Siz ne dersiniz? Güzel günler,

 
Toplam blog
: 93
: 1475
Kayıt tarihi
: 02.02.07
 
 

Elektrik mühendisiyim. Eğitimci bir ailenin kızıyım. Kelimeler ve rakamlarla geçen serüven dolu b..