​ Savaş ve Para / Ekonomi - Finans / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '09

 
Kategori
Ekonomi - Finans
 

Savaş ve Para

Savaş ve Para
 

1913 yılında Federal Rezerv (ABD Merkez Bankası – FED) kurulduğundan beri, birçok büyük ve küçük savaş yaşandı.Bunların en çok bilinenleri 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı'dır.


1. Dünya Savaşı.


1914 yılı, Avrupa'da savaş İngiltere-Almanya merkezinde başladı. Amerikan halkı savaşa dahil olmak istemiyordu, zaten Başkan Wilson da ülkenin tarafsızlığını açıkladı. Halbuki Amerikan yönetimi kimseye sezdirmeden, savaşa girebilmek için herhangi bir bahane arıyordu. Eyalet Sekreteri William Jennings'in bir gözlemine göre: "Büyük yatırımcılar, dünya savaşıyla yakından ilgileniyorlar, çünkü savaş, yüksek kar getirecek fırsatlar demek."

Uluslararası bankerler için meydana gelebilecek en karlı şey, savaştır. Çünkü savaş ülkeyi, Federal Rezerv Bankası'ndan daha çok faizli borç almaya zorlar.


Woodrow Wilson'un baş danışmanı ve müşaviri Albay Edward House, savaş isteyen uluslararası bankerlerle yakın ilişkiler içinde olan biriydi. Müşavir Albay House ve İngiltere Dışişleri Sekreteri Sir Edward Grey yazıya da dökülmüş bir görüşmede, Amerika'yı savaşa nasıl sokacaklarını tartışırlar.


Grey sorar:

"Eğer Almanlar, içinde Amerikalıların bulunduğu bir gemiyi batırırsa Amerikalılar ne yapar?

House cevap verir:

"İnanıyorum ki bu kıvılcım birleşik devletleri sarsacak ve tek başına bizi savaşa sürüklemeye yetecektir."

Ve 7 Mayıs 1915 yılında, Sir Edward Grey'in de önerdiği gibi, Lusitania adlı bir gemi kasıtlı olarak Alman kontrolündeki ve Alman Deniz Kuvvetleri'nin geçeceğini bildiği sulara gönderilir. Beklendiği gibi, bir Alman U-Bot'u gemiye torpido yollar, gemideki cephanenin de patlamasıyla 1200 kişi ölür.

Şimdi bu tezgahın doğasını daha iyi anlayalım: Alman Konsolosluğu olaydan sonra New York Times'a ilanlar vererek, Amerikan halkına gemiyi kendileri adına risk oluşturduğu için batırdıklarını, Amerika'dan İngiltere’ye savaş sahasından gidecek her geminin, batırılmayı göze alması gerektiğini söyledi. Beklendiği gibi Luistania'nın batırılması, Amerikan halkında büyük bir öfke dalgasına neden oldu, ve Amerika kısa süre sonra savaşa girdi.

1. Dünya Savaşı 323.000 Amerikalının ölümüne sebep oldu. J.D. Rockefeller, bundan yaklaşık 200 milyon dolar kazanç sağladı. Amerika'ya mal olan ve tabi ki faizli borç olarak Federal Rezerv Bankası'ndan alınan 30 milyar doları saymıyoruz bile, ki bu para da uluslar arası bankerlerin kazancı olmuştur.

2. Dünya Savaşı


7 Aralık 1941'de, Japonlar Pearl Harbour'daki Amerikan üssüne saldırdılar, ve Amerika savaşa girdi. Başkan Franklin D. Roosevelt saldırı gününü, "Alçaklık içinde anılacak bir gün" olarak nitelendirdi. Gerçekten de alçak bir gündü, ama Pearl Harbour'a yapılan sözüm ona sürpriz saldırıdan dolayı değil. 60 yıl sonra ortaya çıkan delillere göre, Pearl Harbour'a yapılacak saldırı haftalar öncesinden biliniyordu, yapılması istenmişti ve provoke edilmişti.

18. yy'dan beri ailesi New York'da bankacılık yapan ve amcası Fredrik'in, Federal Rezerv yönetim kurulunda bulunduğu başkan Roosevelt, uluslararası bankerlerin istediği şeye çok sıcak bakıyordu ve istedikleri bu şey savaştı.Ve daha önce de gördüğümüz gibi hiçbir şey, bu bankerler için savaştan daha karlı olamazdı. Roosevelt'in Savaş Sekreteri olan Henry Stimson, Roosevelt'le yaptığı bir konuşmada şöyle söylüyordu : "Sorun şuydu ki, onları ilk kurşunu atmaya nasıl zorlayacaktık.Bu olayı kesinlikle Japonların yapacağından emin olmak istiyorduk bu şekilde kimin saldırgan olduğuna dair geriye hiçbir şüphe kalmayacaktı."

Pearl Harbour saldırısı yaşanmadan önceki aylar boyunca Roosevelt Japonları kızdırmak ve kışkırtmak için elindeki bütün gücü kullandı. Japonlara petrol ihracını durdurdu. A.B.D'deki bütün Japon yatırımlarını dondurdu Nasyonalist Çin'e halk yardımı ve İngiltere'ye de askeri yardım yaptı ki her iki devlet de Japonya'nın düşmanıydı.. Bunların hepsi uluslararası savaş kurallarına tamamen aykırıydı.

Ve 4 Aralık günü, yani saldırıdan 3 gün önce, Avustralya istihbaratı Roosevelt'e, bir Japon saldırı kuvvetinin Pearl Harbour'a doğru yaklaştığını bildirdi.

Roosevelt umursamadı.

Sonunda istendiği ve izin verildiği gibi, 7 Aralık 1941'de Japonya Pearl Harbour'a saldırdı, ve 2400 askeri öldürdü. Pearl Harbour saldırısından önce Amerikan halkının %83'ü savaşa karşıydı. Pearl Harbour'dan sonra 1 milyon erkek savaşa gitmek için gönüllü oldu.

Önemli bir nokta da şuydu, Nazi Almanya'sının savaş hareketi iki kuruluş tarafından destekleniyordu, ve bunlardan biri I.G. Farben'di. I.G. Farben Almanya'nın patlayıcılarının %84'ünü ve toplama kamplarında milyonları öldürmekte kullanılan Zyklon B gazını üretiyordu. I.G. Farben'in adı geçmeyen ortaklarından biri de, J.D. Rockefeller'ın Amerika'daki Standart Petrol Şirketi'ydi. Hatta Alman Hava Kuvveti uçakları, Rockefeller'ın bu petrol şirketinin ürettiği özel katkı maddesini kullanmadan uçamazdı. Örneğin Londra'nın Naziler

tarafından ağır bombalanması, I.G. Farben'in, Rockefeller'ın petrol şirketinden satın aldığı 20 milyon dolarlık yakıt sayesinde yapılabilirdi.

Bu, Amerikan iş dünyasının 2. Dünya Savaşı'nda her iki tarafı da nasıl finanse ettiğini gösteren ufak bir örnek sadece. Söz konusu bir diğer kuruluş da, New York'taki Birleşik Bankacılık Kurumu'ydu. Hitler'in güçlü yükselişini tetikleyen birçok yatırımı finanse etmekle kalmadılar, ayrıca savaş boyunca birçok materyal gibi, Nazi paralarını da bankacılık yoluyla akladılar. Yani milyonlarca dolar Nazi parasını kasalarında tuttular. New York'taki Birleşik Bankacılık Kurumu, düşmanla ticaret prensiplerine tamamen aykırı hareket etti. Tahmin edin Birleşik Banka'nın başkan yardımcısı ve yöneticisi kimdi? Prescott Bush, yani George W.Bush'un büyükbabası, ve tabi ki eski ABD başkanı George Bush'un babası. Bush ailesinin ahlaki ve politik kararlarını sorgularken bu detayı da aklınızda bulundurun.

Vietnam.

Birleşik Devletler, Kuzey Vietnam'a resmi olarak 1964 yılında savaş ilan etti, yani Tonkin Körfezi'nde Vietnam PT botlarının A.B.D destroyerlerine saldırdığı iddiasından hemen sonra. Bu olay Tonkin Körfezi Olayı olarak bilinir. Bu tek basit olay, çok büyük bir asker sevkıyatına ve topyekün savaş haline girilmesine neden oldu. Yalnız bir problem var. PT botlarının ABD destroyerlerine saldırısı, hiçbir zaman olmadı. Bu tamamen savaşa girmek için hazırlanmış düzmece bir olaydı. Eski Savunma Sekreteri Robert McNamara yıllar sonra, Tonkin Körfezi Olayı'nın bir yanlışlık olduğunu söyledi, ve birçok yetkili ya da subay ortaya çıkarak bu açılamanın bile törpülenmiş olduğunu, aslında olayın tamamen bir orta oyunu, büyük bir yalan olduğunu söylediler.

Yine tamamen iş icabı, savaşa girilmişti. Ekim 1966'da, başkan Lyndon Johnson Sovyet bloğuna uygulanan ticari ambargoları kaldırdı, çünkü çok iyi biliyordu ki Sovyetler, Kuzey Vietnam'ın askeri ihtiyacının %80'ini karşılıyordu. Sonrasında Rockefeller Yatırımcılık, Sovyetler Birliği'ndeki bazı fabrikaları finanse etmeye başladı, ki bunlar Kuzey Vietnam'a gönderilen askeri mühimmatların üretildiği fabrikalardı. Halbuki, her iki düşmanı da finanse etmek madalyonun sadece bir yüzüydü. 1985 yılında, Vietnam'da uygulanan askeri yetki mevzuatı deşifre edildi. Bu mevzuat, Amerikan askerlerinin savaşta neyi yapıp neyi yapamayacağını belirtiyordu.

Şöyle absürdlükler vardı:

Kuzey Vietnam uçak savar sistemleri, tamamen aktif oldukları doğrulanmadan bombalanmayacaktı.

Laos ya da Kamboçya sınırını geçen hiçbir düşman takip edilmeyecekti.

Hepsinden önemlisi, yüksek ordu komutanlığı tarafından onaylanmadıkça hiçbir stratejik hedefe saldırı yapılmayacaktı.

Bütün bu komik kısıtlamaların hepsi bir yana, Kuzey Vietnam'lılar bu mevzuatı biliyordu ve bütün stratejilerini Amerikan güçlerinin bu kısıtlamaları çevresinde şekillendiriyorlardı. Bu yüzden savaş bu kadar uzun sürdü ve ana fikir şuydu:

Vietnam Savaşı asla kazanılmamalı..

Sadece uzatılmalı.

Savaş sonunda 58.000 Amerikalı ve 3 milyon Vietnamlı öldü.

Peki şimdi nereye geldik?

11 Eylül, dünyayı yönetenlerin büyük planının başlangıç noktasıydı. Hazırlanmış bir savaş bahanesiydi, tıpkı Lusitania'nın batırılması, ya da Pearl Harbor ve Tonkim Körfezi olaylarının provoke edilmesi gibi.

Aslında 11 Eylül örneklerinden farklı olarak, hesaba katılmayan savaşlara da araç oldu. İki beklenmeyen yasadışı savaşın çıkmasına neden oldu. Biri Irak'a, diğeri de Afganistan'a. Ama 11 Eylül aslında başka uygulamaların bahanesiydi. Politikaların devamını sağlamak için Amerikan halkını baskı altına almak. Bunun için Vatanseverlik Kanunu, Ulusal Güvenlik, Ordu Süreklilik Kanunu ve bunun gibi birçok kanun halkın tamamen kişisel özgürlükleri yok etmek ve yakında gelecek saldırıya (İran) karşı direnci kırmak için tasarlandı.

Şu anda Birleşik Devletler'de yaşayan Amerikalıların evde olmasalar dahi izin gerekmeksizin evleri aranabilir, üzerlerinde hiçbir suçlama dahi olmasa tutuklanabilir ve avukatlarıyla görüşme izni olmadan süresiz hapse atılabilir ve işkence görebilirler. Yeter ki terörist olarak şüphelensinler. Aslında bu yöntemi Hitler de kullanmıştı.

Şubat 1933'te Hitler düzmece bir saldırı tertipleyerek, Reichstag adındaki Alman Parlamento binasını yaktı ve bunun sorumlusu olarak komünist teröristleri gösterdi. Birkaç hafta sonra Alman halkının bütün kişisel özgürlüklerini ortadan kaldıran Uygulama Kanununu parlamentoda kabul ettirdi. Daha sonra bir dizi saldırının yapılmasına izin vererek Alman halkına, ulusal güvenliğin sağlanmasının gerekli olduğu izlenimini verdi

"Bu büyük ulustaki her erkeği, kadını ve çocuğu tehdit eden bir şeytan yaşıyor. İç güvenliğimizi sağlamak ve topraklarımızı korumak için doğru adımlar atmalıyız." Bu söz kime ait olabilir? George Bush mu? Hayır. Halka Gestapoyu tanıtan Adolf Hitler'e ait bir söz.

"Düşmanımız radikal terörist şebekesi ve onları destekleyen tüm devletlerdir." George Bush

Kitleler, özellikle politik alanda yaşanan gerçekleri öğrenme yetisine sahip değiller. Gerçeği topluma söylemeden, düşünmemizi istedikleri şeyleri kurnazca empoze ediyorlar.

Örneğin, Amerika halkının çoğunluğu Irak istilasının her geçen gün kötüye gittiğine inanıyor ve mezhep çatışmalarının sona ermeyeceğini düşünüyorlar. Amerika halkının ve dünyanın göremediği şey ise, Irak'taki işlerin, devletin arkasında bulunan adamların tam da istediği gibi gittiği.

Bu savaş uzamalı ki; bölge parçalanabilsin, petrol şirketleri kurulabilsin, silah üreticileri için karlı sözleşmeler devam edebilsin ve en önemlisi, İran ve Suriye gibi petrol sahibi diğer aykırı ülkelere zıplama tahtası olarak kullanılabilecek kalıcı askeri üsler kurulabilsin.

Irak'ın yapılandırılmasının ve sivil savaşın maksatlı olduğuna dair kanıt göstermek gerekirse; 2005 yılında 2 üst düzey İngiliz SAS subayı, Arap gibi giyinip arabayla sivillerin üzerine ateş ettikleri için Irak polisi tarafından yakalandı. Tutuklanıp Basra hapishanesine götürüldükten sonra, İngiliz ordusu derhal askerlerinin serbest bırakılmasını istedi. Basra hükümeti bunu reddedince, İngiliz tankları geldi ve hapishaneyi yıkarak askerleri oradan çıkardı.

"Eğer bir bölgeyi yok etmek isterseniz, bunu nasıl yaparsınız? Bunun iki yolu var: oraya gidip bombalama falan yaparsınız, tabi bu çok da etkili bir yöntem değildir. Yapmanız gereken şey, orada yaşayan insanlara birbirlerini öldürtmektir ve bu şekilde onların yaşadıkları bölgeyi, tarlalarını yok edersiniz. İşte o bölgede de yapılan bu. Bir düşmanı yok etmenin yolu, onun kendi kendini yok etmesini sağlamaktır, bunu da askerlerini ikiye bölerek yaparsınız. Sonra iki tarafı da beslersiniz, çift taraflı çalışan ajanlarınız her iki tarafı da kışkırtır. Ve birbirlerini öldürürler. Artık bazılarımızın bu gerçeğe uyanmasının vakti geldi. Anlamanız gereken şey, imparatorluklar kurmak isteyen bazı insanlar, fethetmeye çalıştıkları insanları yönlendirerek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar." - Lyndon LaRouche

Amerika’nın mevcudiyetinin yegane temeli savaşmaktır. Ve savaşarak imparatorluğu büyütmek, geliştirmek ve dünya hakimiyetini devam ettirmektir. İmparatorluk derken de elbetteki şirketokrasiden bahsediyoruz.

“Ben Dünyaya barış getireceğim” diyen bir insanın, Amerika’nın başkanı olabilmesine imkan yoktur. Eğer bu hedefe gerçekten inansa ve bu amaç için çalışsa bile buna izin vermezler. Bu tür başkanlar ya bir şekilde yola getirilir veya yok edilir.

Amerika'nın içte de devamlı sorunlar çıkarılmadığı takdirde yönetilemeyeceği yolunda bir yönetim felsefesi de vardır. (Bazıları buna 'Şok terapisi yoluyla yönetmek' diyor.)

Halkı büyük medya organlarıyla sürekli korku ve sorunlarla oyalarsınız ve bu sayede istediğiniz kanunları, kuralları senatodan geçirerek Amerikaya ve dünyaya hükmetmeye devam edersiniz.

Şu ana kadar hep Amerika'dan bahsettik. Çünkü dünyayı yöneten süper gücün nasıl yönetildiğini incelemeye çalıştık. Aslında dünyanın herhangi bir bölgesinde düşük yoğunluklu veya yüksek yoğunluklu bir çatışma, savaş, adına terör denen silahlı mücadele varsa orada birilerinin ceplerine giden milyar dolarlar veya terfi ederek belli koltuklara yerleşen askerler vardır.

Mesela, İspanya ETA terör örgütüyle uzun yıllar mücadele etti. Türkiye’nin PKK ile olan mücadelesinde olduğu gibi çok kan döküldü. İspanya’nın ETA ile olan savaşında dönüm noktası El Lobo (Kurt) kod adlı José María Loygorri isimli ajanın örgütün içerisine sokulması olmuştur. Bu ajanın gösterdiği yüksek performans ile çoğu üst düzey örgüt yöneticileri olmak üzere 150 militan polis tarafından ele geçirilmiştir. Zaten bu olay yönetmen Miguel Courtois tarafından 2004 yılında El Lobo adıyla film olarak beyazperdeye aktarılmıştır.

Film de Kurt ile İspanya Gizli Servis Şefi arasında ilginç bir diyalog var. Kurt şefin odasına elinde 30 kişilik örgüt listesi ile girdikten sonra Şef’ten övgü alır

Şef : -“ Sen bu işte gerçekten iyisin, Kurt.”

Kurt : -“ Daha fazlasını yapabilirim. Planım örgütü tamamıyla parçalayabilir."

Şef : -"Ama operasyon bitti. Kabul et ve emekliliğinin tadını çıkar.”

Kurt : - “Eğer Fransa'ya geri dönebilirsem müzakereleri yeniden başlatabilir ve onları Asier'ın fikirleri doğrultusunda politik bir hareket hailine dönüştürebilirim.

Şef : - “Sen bittin. Seni bulduklarında ne yapacaksın? Seni asacaklar.

Kurt : -“ Eğer tekrar kaçarsam, hayır. Beni ayağımdan vuracaksın. Eğer Fransa'ya yaralı dönersem kimse benden şüphelenmez.

Şef : -“ Gerçekten mi? Kafayı yemiş olmalısın. Ama artık bitti.

Kurt : “-Eğer yapmazsak öldürmeye devem edecekler. Bask bölgesini parça parça ayıracaklar ve demokrasiye engel olacaklar.

Şef: - “Biz de onlarla mücadeleye devam edeceğiz. Sorun ne?

Kurt : “-ETA'yı tamamen bitirebiliriz, aptal herif!

Şef : “ - Ya ondan sonra biz ne yapacağız? Bakkal dükkânımı açalım? Bu ülkede birçok şey değişmek üzere. Terörizm olmazsa, solcular çok fazla şey ister. Geçiş sürecini hafifletmek için teröre ihtiyacımız var.

Kurt : “Ama öldürmeye devam edecekler!”

Şef: “Onlar kendi işini yapıyor, ben de benimkini. Biz şu anda anti-terörizm uzmanlarıyız. Herhangi bir hükümet için biz vazgeçilmeziz.

Kurt : “Hayatımı uğrunda riske attığım şey bu mu?

Şef : "Senin görevin bitti. Hayatını yeni baştan kurman için sana yardım edeceğiz."

İnsanlık varoldukça savaşlar hep olacak. Çünkü küçük mutlu azınlığın iktidarı için fakir ve yönlendirilebilir ülkeler ve milletler ölmeye ve kan dökmeye devam edeceklerdir.

 
Toplam blog
: 8
: 1016
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Mersin Anamur, 1976 doğumluyum. Erciyes Ünviersitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum ve özel bir ..