​ Savunma Savunması / Basketbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '09

 
Kategori
Basketbol
 

Savunma Savunması

Sayın okurlar basketbolu seviyorum. Ama bu kadar çok basketbol ve savunma üzerine yazmamın nedeni değişime, yeniliğe olan olağanüstü direncimiz ve sistematik düşünme biçimimiz. Aşağıdaki yazının benzeri daha önce de bu ortamda yayınlandı. Ama benim savunma basketboluna -ben savunma yapılmasın demiyorum, ama sadece savunma yapılarak ana hedefe varılamaz diyorum- muhalefetime o kadar muhalefet geliyorki veya bir başka deyişle savunma o kadar çok savunuluyor ki bir kez daha bu konuda yazmak istedim.

Pazar günü Beşiktaş Cola Turka- Fenerbahçe Ülker maçı vardı, basketbol severler izlemişlerdir. Yorumcu Sn. Çetin Yılmaz' dı yine. Ben ilk çeyreğin sonuna yetiştim. İlk çeyrek 28-26 bitti. Sn. Çetin Yılmaz' ın yorumu "atan kazanmaz, savunma yapan kazanır" . Maç 110-95 BJK galibiyeti ile bitti. Evet tam 95 sayı yiyen takım kazandı. Çünkü atan kazanır Çetin Hocam. 110 atan kazandı. Çetin hoca' nın bir önceki yorumu da Cibona maçı 8-8 berabereyken "bu takım -Cibona- FB ülker' den en az bir gömlek kötü takım" şeklindeydi. Gerçi sonunda kendi de itiraf etti yorumum neydi maç ne oldu diye. Bir gömlek kötü takımın skorunu anımsatmıyayım. Atan kazandı.

Sayın okurlar spor artık sadece spor değil. Gerçekten bir endüstri. Ciddi bir biçimde spor ortamında başta tekstil, sağlık, sağlık gereçleri, medya vb vb çok ciddi bir ekonomi oluşturuyorlar. Doğal olarak bu ortamdan sanayi-ticaret kuruluşlarıda yararlanmak istiyor. Bu nedenle inanılmaz sponsorluk anlaşmaları devreye giriyor. Unutmayın özellikle de bazı yasakların olduğu bir ortamda Efes Pilsen ' in takımın adının olmasının ve Efes Pilsen' in kabuğunu değiştirmemesine rağmen Efes Pilsen markasına yaptığı ticari katkıyı kim inkar edebilir. 40 dakika Efes pilsen dedirtiyor ve izletiyor olmanın maliyeti sizce ne kadardır ? O zaman artık sporun spor olmaktan çıkıp ekonomik, sosyal ve hatta doğal olarak siyasi areneda boy gösterdiği bir ortamda amaç daha çok ve daha keyifle izlenilir olmak değilmidir ? Bu sayede sahada icra edilen eylemin kendinden çok daha fazla etki elde edilmek istenmez mi ve edilmez mi? O zaman artık amacınız sınırları zorlayarak kısıtlı başarılardan adeta sıradanlaşan -başarı sıradanlaşırsa başarıdır, kalanı tesadüftür- başarılara ulaşmaya çalışmak gerekmez mi? Ve eğer tüm bunlara cevabınız evet ise o zaman daha çok kazanıp daha çok arenada kalıp daha çok izlenmek gerekmez mi? Ve evet sayın okurlar Allahaşkına bugüne kadar savunarak, sadece savunarak ne kazandık? Pasiflik bugüne kadar hangi konuda ne getirdi ?

Zor ama ulaşılması gerekli asıl hedeflere odaklanmak zorundayız. Hedefe bir günde ulaşamazsınız. Ama hedefi bir günde koyarsınız. Sonra o hedefe ulaşmak için hayatı oya gibi işlersiniz. Herkes arada bir maçı, bir seçimi -belki birçok maçı, seçimi- kaybettiğinizde size yine kaybettiler diyebilir. Ama siz bilirsiniz ki doğru hedefe ulaşmak için doğru bir yol izliyorsunuz. Belki olanaklarınız size uzun ve zorlu stratejiler izlemenizi gerektimiştir. Ama önemli olan zaten kendisi de zor olan hedeftir.

İşte bu hayata bir bakıştır. Ben her konuda ülkem için dünya için zor olan şeyleri istiyorum. Her zoru isteyen gibi azınlıktayım. Hele ülkemde iyice azınlıktayım ama olsun. Ben şampiyonluk ve hücum diyeceğim, çoğunluk statükoyu savunacak. Ülkemden emin değilim ama günün birinde her alanda tüm dünyada zoru seçenler kazanacaklar.

 
Toplam blog
: 226
: 558
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

15 Nisan 1959 İstanbul doğumluyum. Marmara üniversitesi siyasal bilimler fakültesi mezunuyum. Ancak ..