- Kategori
- Futbol
Savunmaya büyük takviye: Kaleci Korcan

Boşver 10 kişi kalmayı, ne alkış alırım şimdi!
Maça yetişmek için Gümüşsuyu yokuşundan koşarken, takımın da aynı heyecanı benimle paylaşacağını umuyordum.. Ne de olsa 1 aylık bir ara verilmiş, en son maçında Galatasaray'a kaybetmiş, şampiyonluk heyecanının neredeyse dışına itilmiş bir takımla bitirmiştik 2008'i. Hele hele Galatasaray'ın Sivas'a kaybetmesi, heyecanı bir üst seviyeye çıkarıyordu. Rakipleriyle puan farkını azaltma hedefi, coşkuyu ve kazanma arzusunu bir üst seviyeye çıkarmalıydı. Bu söylediklerimde ne kadar yanıldığım, maç başlayınca ortaya çıktı.
Denizli, elindeki imkanlarda en iyi kadroyu çıkarmıştı. 'Elindeki imkanlar' sözüne vurgu yapmak gerek, zira ara transferde Batuhan, Aydın, Tuna, Ali Tandoğan'dan vazgeçerek, ligdeki en iyi yedek kadro ünvanını başka takımlara bırakmıştı Beşiktaş.. Öyle ki sadece Bobo, Delgado, Gökhan Zan'ın yokluğunda 3. kaleci Korcan'ı futbolcu olarak yedek soyundurmuştu Mustafa Denizli. Elindeki imkanları elinin tersiyle itersen, 2-3 futbolcunun yokluğunda kaleciden futbolcu yaratmak zorunda kalırsın.
Denizlispor, ligin vasat takımlarından birisi, ne oynadığı, ne amaçladığı belli değildi sahada. Dişe dokunur bir atağı yoktu, Rüştü'yü ve defansı zorlayamadılar bile. Ancak bu takıma karşı oynayan büyük takım Beşiktaş da Denizlispor'dan farklı oynamadı. Koskoca 1 aylık çalışmanın üzerine, ne yapmak istediği belli olmayan, oyun kurgusu belirsiz, keyif vermeyen bir takım görüntüsü vardı Beşiktaş'ın.. Orta sahada Tello'nun bir oraya bir buraya koşturmasıyla, duran toplardan yaptığı ortalarla bir şeyler yaratmaya çalıştılar, ancak o da vasatın üzerine çıkamadı. Gol de tecrübeli futbolcu Kratochvil'in kendi kalesine yaptığı şanssız vuruşla geldi. Kendi adıma şunu söylemeliyim, ben kendi kalesine atılan gollerde yeteri kadar sevinemiyorum, aklım hep kendi kalesine gol atan futbolcuda oluyor, güzel, keyif verici bir gol olmuyor benim için. Tribünlerin de hissiyatı benden farklı değildi sanırım, bir sevinç infialı yaratamadı bu gol..
Beşiktaş gibi büyük bir takımın maçı kendi kalesine atılan golle bitirmeye tav olması, anlaşılır şey değil. Yapılan değişiklikler de bunun bir sonucu gibiydi. Serdar Özkan'ın yerine Cisse, Yusuf'un yerine Uğur İnceman, Holosko'nun yerine Serdar Kurtuluş'u alan Denizli, orta sahası pres yapacak, oyun bozacak, 1-0'i koruyacak bir takımı, yaratıcı oyuncu ile kazanılabilecek bir gole tercih etmişti. Belli ki o da selefi Sağlam gibi 'sağlamcı' bir psikolojiye girmişti! Bu da oyunun kilitlenmesine sebep oldu, ne Beşiktaş maçı 2-0a taşımak için savaştı, ne de Denizlispor 1-1'e getirmek için. Ortaya da biz seyircilere eziyet olan bir kısırdöngü çıktı.
Maçın hakemi Selçuk Dereli oyun olarak keyif vermeyen , sakin geçen bir maçı seyirciyle birlikte bir heyecan kasırgasına dönüştürdü, faul ve kart uygulamalarında standarttan uzaktı, arkadan forma çekmeye sarı kart vermiyorken, faul olduğu tartışılır pozisyonda sarı kartını çıkarmaktan geri durmadı. 2 adım atılan taça yön değiştirtirken, aynısını hatta daha fazlasını yapan futbolcuları görmedi. Taçlarda topu kime vereceğine bir türlü karar veremedi, hep yardımcı ile gözgöze gelip düdükten birkaç saniye sonra maçın yönünü belirledi. Maç sanki, Beşiktaş ile Denizlispor arasında değil de, Selçuk Dereli ile Beşiktaş seyircisi arasında geçti. Seyirci inadına küfür ederken, Selçuk Dereli de inadına standarttan uzak kararlarına devam etti. Çok şükür ki, skoru etkileyecek bir hata yapmadı, ancak oldukça formsuz göründü.
Beşiktaş futbolcuları maalesef kırmızı kart görme hovardalığına bu maçta da devam etti. Cisse, Sivok, Delgado'dan sonra şimdi de Zapotocny. Bir başkan tüm hataları hakeme bağlarsa, ceza vermezse, üstüne üstlük bulunduğu makamın üstünlüğünü unutup MHK Başkanı'na küfür ederse, seyirciler de futbolcular da ister istemez etkilenir. Hiçbir gerginlik, hatalı veya yanlış karar, takımı bir kişi eksik bırakıp sonraki birkaç maçta takımın yanında olmamaya sebep olmamalı. Beşiktaş'ın yabancı futbolcuları, eskiden oynadıkları liglerde, hakemle bu kadar oynuyor muymuş, çok merak ediyorum. Bu şekilde maçın da gereksiz yere gerilmesine, arkadaşlarının ve tribünlerin olumsuz yere etkilenip galeyana gelmesine sebep oluyorlar, işin en tuhaf yanı, kırmızı kart gören oyuncu Beşiktaş seyircisi tarafından alkışlanıyor!! Yapılan gerçekten affedilir değil.
Maçın ne yapacağı 'en merak edilen' futbolcusu Yusuf Şimşek idi, birkaç tane durumu kurtarma pası dışında ortalarda göremedik, Denizli de 70 dakikanın sonunda dayanamayarak çıkardı zaten. En ilginç olan ise, maçın öncesi ve Yusuf çıkarken taraftar tarafından, sanki 40 yıldır Beşiktaş'ta oynuyormuş gibi, ya da 2 asist, 1 gol yapmış gibi alkışlanmasıydı! Yusuf da aynı şekilde alkışlayarak cevap verdi seyirciye. Beşiktaş seyircisinin takımı şampiyon yapmışcasına bir futbolcuya bu kadar destek verdiğini hiç görmemiştim, umarım Yusuf başka arkadaşlarına verilmemiş bu desteği hak eder ve önden avans olarak aldığı alkışlara fark yaratarak karşılık verir. Bunu umarken, umduğuma ben bile inanmıyorum ya, bu da işin garip tarafı.
Beşiktaş'ta işler hala yolunda gitmiyor. Önünde olan 5 takımı birden geçmesi, fikstür avantajına rağmen bu futbolla çok da mümkün gözükmüyor, Denizli'nin yılların tecrübesiyle farkını hala gösteremediği, hatta yürüyen geminin önünde buzdağı oluşturduğu çok açık. Bir de üstüne 'zamana ihtiyacımız var' diye demeç vermesi, gerçekten sabır taşı çatlamış Beşiktaş taraftarını iyice zıvanadan çıkarıyor. Taraftara düşen esmer günler, bir gün yerini aydınlık günlere bırakır mı bilinmez..Şimdilik, esmer günlere devam..