​ Sayın Atalay yüksek siyaset bu mu? / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '12

 
Kategori
Güncel
 

Sayın Atalay yüksek siyaset bu mu?

Sayın Atalay yüksek siyaset bu mu?
 

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay (Kırıkkale 1947)


Öğrencilik yıllarımda tanışarak bir kaç kez de ayak üstü görüştüğüm Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bugün Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından düzenlenen 'Türkiye'nin Demokratik Dönüşümü' konulu panelin açılışındaki konuşmasında, ‘Akan kanı durdurmak, bu yakıcı sorunu sonlandırmak için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa, hangi adımın atılması gerekiyorsa, hangi araçların, mekanizmaların devreye sokulması gerekiyorsa uygun zaman ve zeminde gerekli kararları almakta tereddüt göstermiyoruz, göstermeyeceğiz' açıklamasında bulunmuş.

Yüksek Siyaset Ortadoğu paylaşımında ne yapabilir?

Sayın Atalay terör eylemlerinin azgınlaştığı ve özellikle BDP milletvekillerinin de aralarında bulunduğu toplu eylemlerin de sık sık görülmeye başladığı günümüzde, kamuoyuna duyurduğunuz bu açıklamayı anlamakta güçlük çekiyorum. Ortadoğu paylaşımı adı verilebilecek bir süreçte eğer Türkiye Cumhuriyetini yöneten Yüksek Siyaset bu aşamaya gelmiş ise işimiz çok zordur.

Bu kapsamda tuzaklarla dolu sinsi terör eylemlerini toplumumuzun bütün kesimlerine yönelik olarak gerçekleştiren terör örgütü söz konusu paylaşımın bir unsurudur diyebiliriz. 11 Eylül 2001 gününden sonra gelişen olaylara göre ABD totaliter Saddam Hüseyin’i devirmek ve El Kaide teröristlerini aramak için Ortadoğu’daki egemenliğini pekiştirirken; Irak’ın işgali sürecinde gizli ya da açıl bir biçimde kendilerine yardımcı olan Mesut Barzani ile Celal Talabani’yi ödüllendirerek birine Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanlığını diğerine de Irak Cumhurbaşkanlığı makamının verilesini sağlamıştır. Dönemin ABD Başkanı G. W. Bush’a göre Barzani bir ‘özgürlük savaşçısı’dır. Son iki yıldan bu yana için için kaynayan ve bir yıla yakın bir süreden beri de İç Savaş yüzünden Irak gibi bir parçalanmaya doğru giden Suriye’deki ayrılıkçı güçlerin çok yakında Türkiye için Ortadoğu’ya açılabilmek bakımından nasıl bir engel teşkil edeceğini de çok yakında anlayacağız.

İktidarlar terör sorununu kan davasına çevirmiştir

Bilindiği gibi kökü derinlerde olan terör eylemlerinden dolayı ortaya çıkan ‘kan davası’ gürünümlü çalkantı ne kadar acı ki her ay ‘on bizden, o beş de onlardan şehit var’ biçiminde sürüp gidiyor. Bu kan davasının çözümü için ne eşit yurttaşlık hukuku ne düşünce özgürlüğü ne muhafakâr demokrasi ne de dünyada pek çok örneği bulunan bütün farklılıklara rağmen ‘barış içinde bir arada yaşama’ ilkesi egemen kılınamamıştır. Bu süreçte yanlış giden pek çok uygulama olsa da ne yazık ki Başbakan Erdoğan’ın da vurgulamış olduğu gibi ‘uluslararası’ nitelikli bu terör örgütü ile onun siyasi odaklarının isteklerinin önüne geçebilmek mümkün olamamıştır.

Elbette ‘akan kanı durdurmak, bu yakıcı sorunu sonlandırmak’ gerekiyor. Oysa adı belli ‘bölücü’ örgüt ülkemiz toprakalarını da toplumumuz da bir kaç parçaya ayırarak ‘özerk’ bir yapıya kavuşmak istiyor. Yörede yıllaca belgeseller çekmiş bir toplum bilimci olarak bence sorunun çözümü hiç de sizin baş vurduğunuz biçimde sonlandırılamaz. Kamuoyunca da yaygın olarak söylenegelen ‘etle tırnak gibi’ kaynaşmış olan bu toplum üzerinde nasıl bir uzlaşma sağlayacaksınız da ‘akan kan’ da ‘yakıcı sorun’ da ortadan kalkabilecek.  

Kaldı ki acılar ile yoğrularak yaşanılan yıllar boyunca ne İslam Kardeşliği ne komşuluk ne ortak kültür değerlerimiz ne ortak halı ve kilim desenlerimiz ne de yabancıların 1870’lerden beri toprak, su ve petrol kaynakları üzerinde sağlamayı düşündükleri egemenlikler için Ermeni yurttaşlarımızdan sonra şimdi de Kürt yurttaşlarımızın kullanılmak istendiği iktidarlarce gerektiği gibi anlatılamamıştır. Kamuoyu kabaca böyle düşünmeye başlamış olsa bile iktidar sahipleri değişik bağlantılarından dolayı olsa gerek bu konuda kamuoyunu yalnız bırakmışlardır. Aşağıda da okunacağı gibi sorunun bu yönünü içerisinde çabalarınız olduğunu bildiğim Pişmanlık Yasası çerçevesinde teslim olan bir terörist gencimiz bile açıklamaktadır.

Acı ve yakıcı sorun üzerinden terör odakları kârlı mı çıkacaktır?

On yıldan bu yana uygulanan bazı ‘açılımlara göre görülen o ki terör örgütü ile siyasi uzantıları kendi açılarından oldukça başarılı bir duruma yükselmişler. Çünkü sorunun maddi ve manevi yönleri ihmal edilmiş olan sorun için geçmiş ikitidarlar gibi değilse bile siz de terörle mücadele adı altına aldığınız bu sorunu güvenlik güçlerine havale ettiniz daha çok. Bu yüzden de ‘acı’ ve ‘yakıcı’ olmak bakımından terör örgütü ile siyasi uzantıları daha baskın çıkmaktadır bence. Özellikle terör örgütünün tuzaklarla dolu sinsi saldırılarına karşı gerekli karşı propaganda ile karşı konulamadığını düşünüyorum. Dün olduğu gibi bugün de ‘hem suçlu hem güçlü’ bir tavır karşısında hızla ‘psikolojik kopuş’ ile birlikte belirmeye başlayan ‘bölünme süreci’ adlı sarmala doğru yol alındığını görmüyor musunuz?

Öte yandan ‘dağ kadrosu’ adı verilen ‘adam kazanma’ süreçlerine yeteri kadar değil, köklü çözümler bulunamadığı için terör örgütü bu yıl başaramadığından yakındığı toplu kıyımlar için gelecek yıl uygulayacağı yeni bir çabanın içerisine girmiş bulunuyor. Anlaşıldığına göre her şeye rağmen AKP İktidarı henüz ne terör örgütü elebaşıları ile ne de onun siyasi uzantıları olan KCK ve BDP ile bir uzlaşma masasına oturabilmiş değildir. Sanırım olası bir Yuvarlak Masa Toplantısında AKP Hükümeti Heyeti karşısında diğer üç temsil heyeti de hazır bulunacaktır.

İşte bu olamaz

Sayın Atalay şimdi siz Türkiye ile Ortadoğu böylesi bir ortama gelmiş iken terör örgütünün sinsi saldırılarını durdurması için ‘herkesle görüşürüz’ diyorsunuz. Muhatap olmak istediğiniz o terör örgütü bugün K. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile K. Suriye’deki silahlı PYD adlı terör örgütünün de yoğun bir ilişki ierisinde olduğunu siz herkesten iyi bilirsiniz. İnanın açıklamanızdan dolayı hayretler içindeyim. Bugün öğle üzeri sizin bu açıklamanızı duyunca ‘olamaz’ dedim. Son aylarda her gün bir kaç can alan ve yöre halkını isyana teşvik etmeye kalkışan terör örgütüne karşı bu kadar da müsamahakar davranılmaz ki Sayın Atalay. Okullarında toplum bilimin siyaset sosyolojisini de içeren alanlarında okuduğunuz ABD’de ‘suçlulara karşı’ geliştirilen böyle bir yol yöntem de mi vardı diye sormak geliyor içimden size. Umarım ileride bu konulardaki engin görüşlerinizden de faydalanabileceğiz.

Sayın Atalay; belki sizin ABD’de bulunduğunuz yıllarda orada dahili ve harici sebeplerden dolayı ortaya çıkan hiç bir terör eylemi yoktu. Çünkü ABD’de yaşayan yetmiş iki buçuk (72,5) millet bütün dil, lehçe, din, mezhep, renk, gelenek görenek, tavır alış ve değer yargılarına rağmen yurttaşlık bağları doğrultusunda ‘barış içinde bir arada’ yaşıyorlardı.

Ne Türkiye’de ne de ABD’de sinsice tuzaklar kurarak kitleleri öldürmeye kalkışan terör örgütleri daha doğmamıştı o yıllarda. Sonra her nedense Türkiye’de PKK ABD’de ise El Kaide terör örgütleri yirmi yıl kadar bir ara ile doğarak kan dökmeye, can almaya başladılar. Bu süreçte Kimi açıklamalara göre terör örgütleri ülkemizde otuz yıl boyunca yaklaşık (35.000) Amerika’da ise 11 Eylül 2001 günü bir anda yaklaşık (3.000) kişinin canını almıştır.

ABD ile Türkiye arasında ‘dağlar kadar’ fark var

Biliyoruz ki ABD’de kendisinden kuşkulanılan bir kişi eğer güvenlik güçlerinden bir kişinin ‘silahını bırakarak arkanı dön ve teslim ol’ çağrısına tepki gösterir ve bir de silahına uzanarak karşısındakini vurmaya kalkışacak olur ise oracıkta öldürülmeyi hak etmiş demektir. ABD bu tavrını yurttaşlarını bir anda öldürüveren El Kaide terör örgütüne karşı çok sabırlı bir biçimde geliştirerek yaklaşık on yıl içerisinde örgütün bütün silah ve para desteklerini kesmiş ve elebaşısını da ininde vurarak öldürmüştür. Dünyada bu işler böyle yürür. Bu konularda da ‘merhametten maraz hasıl olur’ sözü geçerliliğini korumaktadır.

Ne yazık ki1950'lerden beri  'Küçük Amerika olmak' yolunda kimi adımları atmaya çalışan Türkiye kendine özgü sorunları çözebilmek için siyasetin bukağılarından kurtulamadığından çoğu sorunu gibi Terör Sorunu konusunda da gerekli çözüm yollarını bir türlü bulamamaktadır.

Aramıza katılan terör örgütü üyesinden kardeşlik dersi

Bildiğim kadarı ile Pişmanlık Yasası kapsamında ülkemizde teslim olan terörist sayısı da sanırım bin kişiyi bulmamıştır. Ne mutlu onlara ki yanlış yoldan dönerek barış içerisinde aramızda yaşamaktadırlar. Bir kaç gün önce kendi isteği ile örgütten kaçarak TSK’ne teslim olmuş olan eski bir terör örgütü üyesi kendisini teslim alan komutana şunları yazmış kısaca:

‘... Bu mektuptaki gayem bana göstermiş olduğunuz misafirperverliğin, insanlığın bir minnet borcu olarak görmenizi istiyorum.

Uydurulan tüm anti propagandalara rağmen gerçekliği kendi gözlerimle görmem yerleşen tün kalıpları, dogmaları kırdığını söyleyebilirim. Bir kez daha emperyalist güçlerin ülkemizi ne hale soktuğunu kendi gözlerimle görürken, o temiz kalpli kardeşlerime karşı nasıl da silah çekmişim, diye bir türlü aklım almıyor. Her tarafı cennet ülkemin topraklarına göz diken dış güçlerin oyunlarına alet olduğuma inan aklım almıyor. Her şeyden önce kardeşin kardeşe silah çektiği topraklarımızın bir hiç uğruna, bölünüp parçalanmasını isteyen, insan kılığına giren yaratıkların oyunlarından, her ne kadar yıllarımı, o gencecik yıllarımı almış olsa bile, bataklığa saplanmadan kurtulmuş olmam bana büyük bir mutluluk ve huzur vermiştir. Ki bunda sizlerin de payı büyük, anladım. Çabalarınız, insan kazanma çabalarınız göz ardı edilemeyecek kadar değerlidir... Öncelikle iyiliğe iyilikle karşılık vermek boynumun borcudur... Sonra yılların özlemini çektiğim ana baba kokusunu onlara sarılarak giderdim...’

Devletin şefkatli eli ne kadar da zor ve geç uzanıyor değil mi?

İşte bizim teröristlerimiz bir bölümünün kişiliği bu Sayın Atalay. Ne kadar bizden biri değil mi? Nazik, duyarlı, hayata bağlı, toprağına düşkün, pişman, anna baba özlemi ile dopdolu! Siz yeter ki onlara etkin bir biçimde bu cennet ülkenin verimli topraklarda onlara da yer olduğunu, ayrılık gayrılıkla bir yerlere varılamayacağını, bazı makamlara oturmak için o gençleri silahlandırarak öne sürenlerin ihtiraslarını söz konusu terör odaklarına kadar ulaştırabiliniz. Bu konuda ne köylere ne kentlere ne K. Irak’taki terör eğitim kamplarına ne de dağlara tepelere hiç bir bildiri dağıtmadığınızı sanıyorum. Eğer öyle olsa idi, yürekleri ‘ana baba kokusu’ ve sıcak çorbaya bile hasret terör üyelerinden binlercesi bugüne kadar Devletin şefkatli ellerine teslim olurdu.

Bence bu konuda onlara karşı da onların aileleri ile yakın çevrelerine karşı da korkunç bir boşluk yaşanmaktadır. Bu yüzden aradaki boşluğu ne yazık ki terör elebaşıları ile onların siyasi odakları doldurarak Hükümetin de güvenlik güçlerinin de başını ağrıtmaktadır. Unutulmamalıdır ki onların büyük bir çoğunluğunun içine sürüklendikleri 'bataklık' içinde büyüdükleri dışa kapalı biz merkezli, kapı kulluğuna dayalı aşiret örgütlenmesi, topraksızlık ile bir bölümünün ise ya kurnazlıkla kandırılarak ya da sinsice kaçırılarak 'dağ kadrosuna katıldıkları' bilinmeyen gerçeklerden değildir.

Teslim olan otuzlu yaşlarındaki gencin bile vurgulamış olduğu ‘anti propaganda’ karşısında neler yaptığınızı bugüne kadar, ben bile öğrenebilmiş değilim. İnanın hedef kitleniz olması gereken en az yüz bin kişilik terör odakları ile Türk kamuoyu da içerisinde umut taşıyan bu tür bir çağrınızı bugüne kadar ne duymuş ne de öğrenebilmiştir.

Terör örgütü de silahlanma aldatmacasına kananlar da silahlarını bırakmalı

Sayın Atalay bence size düşen görev, pişmanlık yasasına rağmen teslim olmayan terör örgütüne karşı son bir çağrıda bulunarak silahları bırakmasını sağlamaktır. Yoksa onun bazı elebaşıları ile ‘kapalı kapılar ardında görüşerek’ ulaşmak istediğiniz uzlaşı bence kamuoyunda pek çok dedikodu açılımına yol açar. Geçtiğimiz yıllarda ve aylarda çıkartılan kimi yasalar kapsamında da söylenegeldiği gibi yine ‘tavizkâr bir yol’ denemekte olduğunuz konuşulacak ve geniş toplum katında günden güne oy kaybetmeye başlayacaksınız.

İzlemekte olduğunuz nice siyasi yollar gibi terör sorunu ile Kürt Sorunu konusundaki yaklaşımlarınız nedeni ile bir tek benim oyumu yitirmiş olmanız size dokunmayabilir. Ancak eğer bir hukukçu ve toplum bilimci kimliğiniz yanında Başbakan Yardımcılığı sıfatınızla öne çıkarak herkese ‘Artık silahları bırakınız. Yurttaşlarımız arasında akan kan da acı da son bulsun istiyoruz’ çağrısı yapmaz ve yürürlükteki bir kaç yönetmelik gereğince resmen silahlanmış olan yurttaşlarımızın ellerindeki silahları da toplatmaz iseniz; korkarım ileride bir gün en küçük bir kıvılcımda ortalık çok kötü karışacaktır. 

 

(Ankara 03 Aralık 2012)

 
Toplam blog
: 570
: 1034
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..