- Kategori
- Blog yazarları tartışıyor!
Sayın Başbakan “Biat” edecek toplum yaratmak istiyor…

Önce Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a "Kalemini satmayan, kalemini kiralamayan, doğruyu mertçe savunup, yanlışın karşısında dik durak herkesi yürekten selamlıyorum. Müdahalelere çanak tutmayan, psikolojik operasyonlara selam durmayan, zor zamanlarda konuşan, zor zamanlarda hakkı hukuku demokrasiyi savunan tüm yazarları buradan selamlıyor hepsine teşekkür ediyorum" sözünden ötürü teşekkür ederek, sağlık sorunum nedeniyle ara vermek zorunda kaldığım yazılarıma devam ediyorum.
Sayın Başbakan’a “Teşekkür” etmemin nedeni, yukarıda verdiğim açıklama ile “Ben’i” tarif ettiğinden dolayı. Yani, “Teşekkürü” üzerime alındım ve ben de “Cevabi teşekkürümü” sundum.
Satmadık, kiralamadık, çanak tutmadık, susmadık, zor zamanda da olsa, hem konuştuk hemi de yazdık…
Gelelim konumuza…
Başbakan “Dindar gençlik yetiştirmek” isteğinden söz edince, Kılıçdaroğlu cevap verdi. Bu cevaba, her zaman olduğu gibi Başbakan’dan yanıt gecikmedi…
Şöyle diyor cevabında Sayın Başbakan: “Benim dünkü konuşmamdan 'Türkiye'yi dindarlar, dinsizler' diye ayırdığımı söylüyor. Önce şu kulakların duymaya alışsın... Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım. Sayın Kılıçdaroğlu, sen bizden, muhafazakâr demokrat parti kimliği sahibi Ak Parti'den, ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun? O belki senin işin olabilir, senin amacın olabilir. Ama bizim böyle bir amacımız yok. Biz muhafazakâr ve demokrat, milletinin, vatanının değerlerine, ilkelerine, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştireceğiz. Bunun için çalışıyoruz…”
Sayın Başbakan’dan “Teşekkür” ve “Övgü” almış birisi olarak hiç kıvırtmadan, dosdoğru sorayım…
Sayın Başbakan… Ne dediğinizin farkında mısınız?
Aslında bu soruyu böyle sorarsanız, alacağınız cevap “Evet… Farkındayım…” olur…
Soruyu “Sayın Başbakan… Sizin aklınız üstünde mi?” diye sorarsanız, o zaman da TCK’nun ilgili maddesine takılacağımız için, öyle soramıyoruz tabi ki… Yani böyle bir soru sormadık şimdi…
Elbette Sayın Başbakan “Ne dediğinin farkında” olarak konuşuyor.
Acele etmiyor, hedefe ulaşmak için adım adım gidiyor…
Yaratmak istediği toplumu ve ortamı oluşturmak için hiç acelesi yok.
“Dindar bir gençlik” yetiştirmenin yolu, sorgulamadan biat edecek bir topluma oluşturmaktır. Sorgularsanız, eleştirirseniz maazallah dinden çıkarsınız onlar için…
Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, Kitabına, peygamberlerine, ahret’e, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine ve öldükten sonra tekrar dirileceğimize inanmak, bel bağlamak yeterli değildir. İlla ki “Yaratan” ile “Yaratılan” arasında olmak istemektedirler.
Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, Kitabına, peygamberlerine, ahret’e, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine ve öldükten sonra tekrar dirileceğimize “İnanır” da “Aradakilere” inanmazsanız, onlar için “Dindar” değilsiniz.
İnanacaksınız… Ama nasıl inanacağınızı ve nasıl davranacağınızı mutlaka “Belirleyen” birileri olacak arada. Onlar size “emir” kipinde söyleyecekler, siz de “emir” sayıp sorgulamadan, eleştirmeden uygulayıcı olacaksınız. Ancak o zaman “Gerçek dindar” olursunuz.
Yaratılmak istenen “Dindar gençlik” böyle bir gençlik olacak, bunun dışındakiler “Dindar” değildir.
Oysa Allah’a inanan için rehber, Allah’ın resulü (Peygamberi) ve kitabıdır. Onun dışındakiler “Ortak” olmak hevesindedirler.
Cumhuriyet Türkiye’si bizi yetiştirirken, Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, Kitabına, peygamberlerine, ahret’e, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine ve öldükten sonra tekrar dirileceğimize ve bu inancı yerine getirirken de “Akıl” denilen şeyin insanlara Allah tarafından verildiğini de öğrettiler.
O “Akıl” bize “Prototip” insan olmamamız gerektiğini de öğretti.
Onun için sorgulayıcıyız, onun için eleştireliz, onun için aklımıza da güveniriz.
Kuran, bizlere/aklımıza şöyle sesleniyor…
Bakara Suresi 284. Ayet: “Göklerdekiler ve yerdekiler de yalnız Allah'ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah, ondan sizi hesaba çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah Kadîr'dir, her şeye gücü yeter.”
Yani Sayın Başbakan, biz “Aklımızdakini” apaçık ortaya koyuyoruz, gizlemiyoruz. Hesaba çekileceğimiz gün de hesabını verme gayreti içinde olacağız.
İnancımız konusunda siz “Bizim için” endişelenmeyin, biz “Sizin için” endişelenmiyoruz. Hesap günü geldiğinde Allah “…dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah Kadîr'dir, her şeye gücü yeter.”
Sizin “Gücünüz” bize ve inançlarımıza karşı yetmez ve biz Allah’a inancımızı biliriz, doğru bildiğimizi de savunmaktan geri durmayız.
03 ŞUBAT 2012
İBRAHİM PEKBAY
Not: Bu yazıyı yazdıktan sonra üzerinde düşündüm. Karar verdim, yayına ancak bugün aldım...