- Kategori
- Siyaset
Seçilmişler… Atanmışlar…

İnsanlar en çok kendilerini güldüren insanları, gülünç olayları sever. Komediyenlerin toplumda büyük itibar görmelerinin bir sebebi de budur. Tabii ki herkesi aynı komedi ustası veya anı komik olay eşit olarak etkilemez. Bu yüzden de herkes başka başka olaylara ve komediyenlere daha çok güler.
Kendimi bildim bileli beni en çok güldüren kişilerin başında “Bu ülke demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir” diyenler gelir. En çok güldüren olaylar ise seçilmişlik, atanmışlık olaylarıdır.
Önce seçilmişlikten başlıyalım. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olduğunu iddia eden bir ülkede en büyük gösterge seçilmişliktir. Bu seçilmişlik konusu gerçekten çok önemlidir. 70 küsur milyonluk bir ülkenin yasama organı olacak, icraat yapacak, ülkenin gidişatına yön verecek bir avuç insan seçiliyor. Herhangi bir seçimde seçilen oranı ne kadar ufaksa seçilmişin kıymeti de o kadar büyüktür.
Bu durum bizim parlementomuz içinde söz konusudur. Hatta biz parlementerlerimize o kadar çok değer veririz ki, onları dokunulmazlık zırhı ile sımsıkı sarar adeta putlaştırırız. Bu kadar insanın içinden seçilen bu ufacık kadroya da bu yakışır doğrusu.
Yalnız ufacık bir sorun var. Acaba her olayda seçilmiş olmalarını kullanan, dokunulmazlık zırhı ile sımsıkı sarmalanmış bu kişiler gerçekten seçilmişmidir? “E heralde canım, gittik oy verdik” demeden biraz düşünelim. Sonuçlarına ihtiyatla yaklaştığım bir anketten sonra kendimce dürüst olmaya çalışarak bir araştırma yaptım. İlginç sonuçlardan bir kaçı şöyle. Kentinin milletvekillerinin beşte birinden fazlasını tanıyan yok. Kendi tuttuğu partinin kent milletvekillerinden yarısını tanıyan pek az.
Bu milletvekillerini biz mi seçtik oluyor şimdi? Seçim öncelerinde bazı muhteremler parti amblemlerinin yanına lideri ile beraber resmini koyup sokaklara asıyor tanıyalım diye. Bırakın bizim o zat-ı muhteremleri tanımamızı, bir çoğu milletvekili aday listesine yazıldığı şehri bile yeni görüyor. Lider ve etrafındakiler Ankara'da listeleri belirliyor. Bakıyoruz, yakışıklı adam veya güzel kadın diyoruz. Seçime gittiğimizde de tuttuğumuz partinin ambleminin yanına mühürü basıyoruz. Sonrada, biz seçmiş onlar seçilmiş oluyor ki, bu da beni her aklıma geldiğinde kahkaha ile güldürüyor. Pazardan üç kuruşluk bir t-şort alırken bile kılı kırk yarıyoruz, üzerimize olur mu olmaz mı, yakışır mı yakışmaz mı saatle düşünüyoruz, ülkeyi yıllarca yönetmeye talip, kentimizin hatta tuttuğumuz partinin adaylarının adını bile bilmiyoruz. Büyük bir keyifle, “İşte bu benim ülke yönetimine katkımdır” iddiası ile seçiyoruz. Gerçekten komik bir durum.
Atanmışların bir kısmı ise ayrı bir komedi. Atanabilmek için hepimizin bildiği normal bazı şartlar var. Biz bunların hepsine birden “liyakat” diyoruz. Güveniyoruz ki, bizim seçtiğimiz(!) kişiler kurumlara liyakat sahibi olanları atıyacak. Bir de bakıyoruz gazetede bir haber. “İmamdı kente ziraat müdürü oldu”
Bütün bunların müsebbiplerinden Allah razı olsun. Beni güldürüyorlar. Allah da onları güldürsün.
Pazartesi, Haziran 29, 2009