- Kategori
- Seçim
Seçim=Geçim

Geçimin yolunun, doğru"seçim"den geçtiğini bir anlayabilse, sevgili halkım...
Aydınlık gazetesi yazarı Tuna Kiremitçi 26 Şubat 2014 tarihli yazısında , bugünü öngören seçim tahmininde bulunmuştu. Ben de yazarın önerdiği gibi yazısını keserek değil ama bilgisayarıma kaydederek sakladım. Yazar, AK Parti oylarında hemen hiçbir değişiklik olmayacağını , bunun nedeni olarak da, bu iktidarı getiren kitlenin, bu hükümete duygularını, inançlarını, ideallerini bağladıklarını yazmış. Tüm bakanların tek tek yolsuzlukları belgelerle kanıtlansa da, oyları değişmeyecektir diye yazmış , Kiremitçi...
Muhalefetin ise, halka "Sen daha iyisine layıksın" fikrini geçirmesi gerektiği görüşünü savunuyor,yazar. Önlerine daha iyi projeler,vizyon, icraatler koyması gerekiyor diyor. Bu konuda ben de, yazara katılıyorum ama bu projeler, halkın kültür ve algılama düzeyi göz önüne alınarak sunulmalı ... Geçmişte çoğu sağ görüşlü iktidarların yaptığı gibi, halka "onun dili" ile yaklaşmalı... "Konya'ya deniz getirme" de dahil , halkımızın ruhunu okşayan yalanların eşlik etmesinin de bir mahzuru olmadığını düşünüyorum bu yaklaşım esnasında... Hatta yine bu iktidarların sıkça baş vurdukları gibi dini de kullanabilir; bir türlü uzun süre iktidar olmayı başaramayan muhalefetimiz.. Çünkü insanlar bu dili seviyorlar. Yalan olsun ama bizden olsun, bizim gibi olsun diyor halkımız...
Bir çingene beyinin kızına bir beyoğlu talip olmuş. Beyoğlu son derece kibar bir dille kızı istemiş babasından. Çingene beyi kızı vermemiş.Beyoğlu üzgün bir şekilde çevresindeki bir bilgine durumu anlatmış.O bilgin "Sen üzülme ben sana bu kızı alacağım " demiş. Bilgin Çingene çadırlarının olduğu yere gitmiş,Çingene beyinin çadırına girmiş. Hemen söze başlamış : "Ulan , eşşoğlu eşek.. " diyerek başlamış Çingene beyine küfürleri sıralamaya... "Sen nasıl bizim beyin oğluna kızını vermezsin sen kimsin" diye devam ederken Çingene beyi gülerek : "Hah şöyle ... Kızı verdim gitti, senin gibi güzel güzel konuşmadı ki beyoğlu" demiş. Herkese anlayacağı dille hitap edip, nabza göre şerbet vereceksin... Kural bu, maalesef ki... Hele ki, ülkemizde siyasetçi isen ve de iktidar olmak istiyorsan bu kural, olmazsa olmazlardan...
Muhalefetin , halka empati ve sevgiyle yaklaşmasını öneriyor yazar... Keşke bunun önemini kavrayıp uygulayabilse muhalefet, ne çok şey değişirdi... Rüzgar ve Güneş öyküsündeki gibi, yumuşak ve sevgi dolu yaklaşımın kaba ve sert tutumları nasıl alt ettiğini hepimiz gözlemlemişizdir... Rüzgarla Güneş "Ben daha güçlüyüm" iddiasına girerler. Rüzgar "Bak şimdi şu adamın ceketini üzerinden nasıl çıkaracağım" diyerek başlamış giderek kuvvetini artıran basınçta hava göndermeye. Çatılar yıkılıyor ama yolda yürüyen adamın ceketi çıkmak bir yana adamın sıkı sıkıya sarılmasıyla, ceket daha fazla adama yapışıyormuş. Güneş "Bir de ben deneyeyim izninle " demiş. Başlamış giderek ısısını artırmaya. Sıcaklık artınca da, adam ceketini çıkarmış...
Seçim sonrası kritikler, hemen her kanalda çeşitli ağızlar tarafından seslendiriliyor. Az önce Ahmet Hakan'ın programında da değişik görüşler öne sürüldü. Ben tüm dinlediklerimden ortak bir yargı çıkardım. Halk, iktidarların yolsuzluklarını artık kanıksamış, bu yüzden yolsuzluklar onu çok fazla değil belki de hiç ilgilendirmiyor.Çünkü yapılan yolsuzluklar yüzünden kendi sosyal yapısının etkileneceği gerçeğini algılayamıyor. Yolsuzlukların faturasını kendinin ödeyeceği gerçeğini göremiyor. Halk dediğimiz kitle, somut ve kısa yoldan eline geçecek olanaklara göre , oyunu belirliyor .
" Makarna-kömür " ün, bir simge olmaktan çıkıp halkımızın düzeyini belirlemede bir gösterge durumuna geldiğini söyleyebiliriz sanıyorum...