Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '10

 
Kategori
Mizah
 

Seda Sayan'sız hava sahası istiyoruz.

Seda Sayan'sız hava sahası istiyoruz.
 

Sıkı takipçilerim, yazılarımı kutu selpak eşliğinde okuyanlar ve beni az buçuk tanıyanlar bilirler mizah yeteneğinin bende zerre bulunmadığını.

Fakat bu sefer bambaşka bir boyutla karşınıza çıkmaya karar verdim. İçimdeki depresif hatunu çıkarıp bir kenara fırlattım, uzun sürede kuşanacağımı zannetmiyorum.

Efendim malum ters insanım. Çiçekler, böcekler ve nicesinin insan ruhunda yarattığı tepkimeler bendenize hiç uğramaz. Nerede mısır püskülü bir durum var, saçlarımın arasına dolaşır, çözmeye çalıstıkça daha da dolanır.

Ben yine soluğu halamın yanında Akçayda alırım. Malumunuz gene böyle oldu efendim. Cumartesi günü fire veren ateşli bir kavgadan sonra, pazar günü kendimi Bursa terminalinde buldum.

Güzel bir tatil geçirdim, eski arkadaşlarımla hasret giderim, Dersaneyi kırdım, konulardan geri kaldım. Lakin gerçektende değdi, Şimdi içinizden geçenleri okuyabiliyorum, çoğunuz ''bu bizimle dalgamı geçiyor'' derken diğer kısım ise çok iyi anlayabileceğim kelimeler ile kendi jargon dillerini kullanıyor, çok ayıp :)

Efendim bu kadarı, iyi, güzel hoş da asıl konu bu cümlelerden sonra meydana geliyor. Kafamı toplamış, cici kız olma yolunda ilk adımlarımı istikrarlı bir şekilde atmış, paşa paşa evimin yolunu tutmuştum.

Etrafa şirin gözükmek adına dağıtılan sahte gülüşlermi demezsiniz, dillerime düşen ve kullanım talimatlarına fazla uymadığımdan maraz yaratan merselermi demezsiniz. Tam annemin istediği gibi hanım hanımcık ( kelime anlamı tam olarak neyse, ki benim genetiğime uygun olmayan bir sözcük öbeği) kız olmuştum.

Şayet, dandirik bir gezegenin, tahtaları kırık insanlarının hepsinin huzurla! hayatlarını sürdüğü bir yarım adada yaşlanıyoruz.

Dönüş yolculuğu için otobüse bindiğimden kısa bir süre sonra mp3 çalarımın kulaklığını halamda unuttuğumu farkediyorum, bir umut bilgisayarı açıyorum kablosuz bağlantı maalesef yok, tam beklediğim sonuç!

Son zamanlarda modadır ya her yolcunun kendine özel kulaklığı ve radyo dinlemesini sağlayan koltuğa monte edilmiş cort bir alet vardır. Ondan medet buldum, çantamdan ıslak mendilimi çıkarıp kulaklıkları sildim. Domuz gribi endişesini kolpa medya yüzünden hala taşıyorm. Bir heves düğmelere rast gele basıyorum, evet aynen tahmin ettiğim gibi. Tek bir kanal bile doğru düzgün çekmiyor.

Elime yeni aldığım kitabımı geçiriveriyorum, kendimi tebrik etmeyi bir gereksinim olarak hissediyorum; iyiki bavula tıkmamışım.

Oda ne on altıncı sayfasından okumaya devam ettiğim o kitabın son sayfasını çevirdiğimde, sevgilimden ayrılmış gibi bir hüzün tortusu beliriveriyor içimde.... Sende vakitsiz bittin be!

Arabada tek sohbet edebileceğim bir kişi bile yok, muavin içicek servisine başlıyor, Sıra bana geldğinde kararsız kalıyorm. Bana uzattığı plastik bardağın ağzını ıslak mendille siliyorum, bu sefer abarttım arabadaki herkes bana temizlik hastasıymışım gibi bakıyor, aslında özümde kuzu gibi pasaklı bir insanım hiç biri doğruyu bilmiyor eeueeuehueueu =) .

Gözüm oturduğum koltuğun tamda aksi isabetine monte edilmiş televizyona kenetleniyor. Malumunuz bir saatir gevelediğim konunun özü efendim bu satırlarda. Televizyonda bilindiği üzere ses yok ve ekranda sözde yılların eskitemediği Seda Sayan hanımefendi duruyor.

Elinde mikrofon semt pazarından bize sözde bilgi aktarımı yapıyor. Spikerliğe kalkışmış olmalı, malum işimin bereketini kaçırıyor. Sallana sallana bir çamaşırcı sergisinin önüne yaklaşıp, mikrofonu satıcı adama uzatıyor. Malum sesde yok insan kendi kendine senaryolar uyduruyor, komik olan bu durum dahada zıvanadan çıkıyor. Kikirdemeye başlıyorum kendi senaryoma, burda yazamam ama ayıp :) .

Ben terbiyesizim tamam, sapık şeyler uydurdum buna da amennal. Ama otobüste bulunan, menopoz dönemine yeni girmiş kadınlarında benden daha edepli senaryolar uydurduğunu sanmıyorum. Hepimiz insanız malumunuz çiğ süt meselesi.

Daha sonra Seda hanım tezgahtan eline geçirdiği bir sütyeni oracıkta kıyafetinin üstüne takıyor, nasıl bir zihniyettir, nasıl bir sunuculuk adabıdır, nasıl bir kendini rezil etme çabasıdır düşün düşün ben bile çözemedim. Yahu sen Seda Sayansın, bir televizyon fenomenisin, iyisin hoşsunda, baya bir boşsun!.

Pazarcılar toplaşmış yanına hepsi kamerada iki saniye görünmenin mucize olduğunu düşünenlerden. Ortada Seda, gömleğinin üstündeki üç liralık südyeniyle kendini madara etmekte. O an eşleriyle cinsel problem yaşamakta olan pazarcıların, neler hayal ettiğini çok iyi biliyorum, çünkü o sahne benim zihnimde canladı, eğer orda olsam, erkek olsam gömleğinin üzerindeki sütyeni çıkarmasına inanın yardım ederdim.

Dedim ki ey Show tv sen bu ülkenin en çok izlenen kanallarından birisin, reyting uğruna namusunu kirletme diye serzenişte bulundum ama nafile. Bu zaman diliminde dişiliğimden utandım, ters yöne bakmaktan kramp giren boynuma sövdüm, harcadığım zaman dilimine acıdım.

Yirmi yaşında, hayatının başında olan ve daha yiyeceği kazıkların demolarını izlemiş bir hatun olarak, annem yaşında olan bir kadını kınadım. Sorun benim Seda Sayan'ı kınayıp kınamamam değil, mesele bit kadarcık, ünü; sanı bulunmayan, hala ergenlik sivilceleriyle harp halinde olan bir kızın ilk mizahi yazısına alay konusu olmaktır. Şayet bana dava açarsa ki, Seda'dır bu yapar, sık sık ziyaretime gelip mektup yazın, son arzum budur abilerim, ablalarım, vefakar kardeşlerim.
 
Toplam blog
: 21
: 572
Kayıt tarihi
: 19.04.09
 
 

İşsiz spor spikeri, yayın ve yapımcısı. Ösym emekçisi, Kendi çalar kendi söyler, ayrıntıların ger..