- Kategori
- Öykü
Seher'in sesi -3

Pir Abdal Musa Erenler
Seher'i; bu zamana kadar kimsenin görmediği, ancak varlığını herkesin bildiği Anadolu Kaplanından kurtaran kocası İbrahim SAYAR, arkadaşları Serçe Mehmet, Tuzcunun Salih ve Omurtlak Hasan, yaylaya büyük bir keyif ile vardılar. Herkes çevrelerini sarmıştı.
İbrahim SAYAR; komşular gelin bizim çardağın önüne, herkes kendine bir yer bulup otursun, Seher'im sen de otur, ben hemen bir çay yapayım, diyerek içeri girip, Gaz ocağına, gaz koyup, pompası ile havayı bastıktan sonra altını yakıp, çaydanlığa su doldurup, gaz ocağının üzerine koyarak dışarı çıktı.
Seher, komşuları Ali İhsan ve eşi Güssü, Yetim Ziya ve eşi Ayşe ve diğerlerine... O gün yaşadıklarını, çam ağacına nasıl tırmandığını, sabahın seherinde çıktığı çam ağacında nasıl vakit geçirdiğini, büyücek kedinin, akşama kadar kendisini nasıl beklediğini, bazen çam ağacına tırmanmaya çalıştığını, başaramadığını, çam ağacına tırmanırken, korkudan altına kaçırdığını hiç abartmadan ve utanmadan anlatıyordu...
İbrahim de dışarı çıkınca, Seher'in gözlerinin içi bir kere daha güldü!.. İşte benim bu güne kadar gönlümün kahramanı olan, biricik kocam, bu gün gerçek bir kahraman gibi davranarak, benim hayatımı kurtardı. Bu hayat kendisine feda olsun! en çok İbrahim'i bir kere daha göremiyeceğim diye kahrolmuştum. Onun ve arkadaşlarının sayesinde kurtulunca, bunu İbrahim'in yüzüne, sizlerin yanında söylemeyi bir borç bildim. Ayrıca; çam ağacının başındayken, eğer buradan kurtulursam, Abdal Musa'nın türbesine gidip, Abdal Musa Erenleri için kurban kesmeye söz verdim. En kısa zamanda Abdal Musa Erenlerin Türbesinin bulunduğu, Elmalı ilçesi Tekke köyüne gideceğiz ve adağımızı keseceğiz, değilmi İbrahim'im dedi.
İbrahim SAYAR'ın gözlerinin içi gülüyordu ve büyük bir iştahla Seher'inin sözlerini, emir kabul edip, elbette Seher'im, senin için nerelere adaklar kesmem ki, önemli olan senin kurtulman. Bundan sonra sen ne istersen ona göre davranır, ona göre hareket ederiz! dedi.
Yaylada bu olay günlerce, haftalarca, hatta aylarca konuşulmaya aday bir olaydı. Çaylar içildi. Komşular çardaklarına gittiler. İbrahim SAYAR ile Seher başbaşa kalınca, birbirlerine sarıldılar ve ikiside ağlamaya başladı. Seher, hem kocasına sarılıyor, hemde; İbrahim bir çocuğumuzun olmasını çok istiyorum. Bizden geçmedi değil mi? Bizimde çocuğumuz olur değil mi? Diyordu. İbrahim SAYAR; elbette olur Seher'im, en kısa zamanda gerekirse doktora gidelim, Abdul Musa Erenlerinin Türbesinde birde çocuk için adak keselim! Ben de senden bir çocuğumun olmasını çok istiyorum, benim tembelliğimi, senin çalışkanlığını alacak, bir kızımız, bir oğlumuz olmasını çok istiyorum diyerek, Seher'e büyük bir destek veriyordu.
Seher ve İbrahim, Ağustos ayının ilk haftası içinde, Abdal Musa Türbesine giderek, adaklarını kesmeye karar verdiler. Komşularınıda bundan haberdar edip, hazırlıklara başladılar. İbrahim SAYAR; komşularından üç at arabası ayarladı. Tüm komşularını, bu at arabaları ile adağı yemek için götüreceklerdi. Hazırlıklar son sürat devam ediyordu.
Seher ve komşuları, Abdal Musa Türbesine adak kesmeye gitmeden önce, yaylalarının bulunda dağın daha da zirvesine, yayla çayı, kök, toplamak ve kar getirmek için gitmeye karar verdiler.
Seher'in kurtulmasının üzerinden beş gün geçtikten sonra, Seher ve yayladaki bir çok komşusu, hep birlikte yaylanın bulunduğu karlı zirveye doğru yola çıktılar. Yol uzun, sohbetin sonu yok, Seher güzel sesi ile ismini taşıyan, Nusret TORUNİ'den bir türkü tutturdu:
Her sabah, her seher Bülbül sedası
Bülbül sedasını güle getirir.
Yiğit olan esrar vermez, dışarı getirir,
Leke kelamını dile getirir.
Bülbül davası vardır har ile
Şirin göçüp gitti ekşi Nar ile
Aşık, maşuk olma kalleş yar ile
Kalleş, aşk üstüne hile getirir.
Hakkın selamını verme nursuza,
Yakınız, git yoldaş olma hırsıza,
Komşu olma edepsiz, arsıza,
Akibet başına bela getirir.
Sümmani gedenin sözleri haktır,
Kalbi fasihlerin çilesi çoktur,
Cehennem hanenin ateşi yoktur
Her kul ateşini beli getirir.
Türküler, semahlar, deyişler söyleyerek, yaylalarının, karlı zirvesine vardılar. Yolda giderken, yayla Kekiği, yayla Çayı, (Ada çayının bir değişik türü) kokulu kök(sıcak suda aynı ada çayı gibi demlenerek içilir, çok güzel bir kokusu vardır) topladılar. Zirveye varınca, oturup, bir güzel dinlendiler, yemek yediler. Temiz karların bulunduğu yamaçlardaki mağaraların içine girerek, herkes sırtında götürebileceği kadar kar'ı kıl heybe ve çuvallara doldurup, yaylalarının yolunu tuttular.
Dönüş yolculuğu, yamaç aşağı inilsede, herkesin sırtında yeterince yük olduğu için fazla zevkli geçmiyordu. Yaylaya vardıklarında, herkes yorgunluktan bitmişti.
Yaylada günler, yiyip, içip, yatmakla, çeşmelerin başındaki köşklerde lak lakla geçip gidiyordu. Bu arada İbrahim SAYAR adak için tüm hazırlıklarını bitirmiş, adağı Tekke köyü yakınındaki bir dağ köyünden alıp geçmeye karar vermişti. Bu düşüncesini Seher de desteklemişti.
Devamı haftaya...
İbrahim SAYAR; komşular gelin bizim çardağın önüne, herkes kendine bir yer bulup otursun, Seher'im sen de otur, ben hemen bir çay yapayım, diyerek içeri girip, Gaz ocağına, gaz koyup, pompası ile havayı bastıktan sonra altını yakıp, çaydanlığa su doldurup, gaz ocağının üzerine koyarak dışarı çıktı.
Seher, komşuları Ali İhsan ve eşi Güssü, Yetim Ziya ve eşi Ayşe ve diğerlerine... O gün yaşadıklarını, çam ağacına nasıl tırmandığını, sabahın seherinde çıktığı çam ağacında nasıl vakit geçirdiğini, büyücek kedinin, akşama kadar kendisini nasıl beklediğini, bazen çam ağacına tırmanmaya çalıştığını, başaramadığını, çam ağacına tırmanırken, korkudan altına kaçırdığını hiç abartmadan ve utanmadan anlatıyordu...
İbrahim de dışarı çıkınca, Seher'in gözlerinin içi bir kere daha güldü!.. İşte benim bu güne kadar gönlümün kahramanı olan, biricik kocam, bu gün gerçek bir kahraman gibi davranarak, benim hayatımı kurtardı. Bu hayat kendisine feda olsun! en çok İbrahim'i bir kere daha göremiyeceğim diye kahrolmuştum. Onun ve arkadaşlarının sayesinde kurtulunca, bunu İbrahim'in yüzüne, sizlerin yanında söylemeyi bir borç bildim. Ayrıca; çam ağacının başındayken, eğer buradan kurtulursam, Abdal Musa'nın türbesine gidip, Abdal Musa Erenleri için kurban kesmeye söz verdim. En kısa zamanda Abdal Musa Erenlerin Türbesinin bulunduğu, Elmalı ilçesi Tekke köyüne gideceğiz ve adağımızı keseceğiz, değilmi İbrahim'im dedi.
İbrahim SAYAR'ın gözlerinin içi gülüyordu ve büyük bir iştahla Seher'inin sözlerini, emir kabul edip, elbette Seher'im, senin için nerelere adaklar kesmem ki, önemli olan senin kurtulman. Bundan sonra sen ne istersen ona göre davranır, ona göre hareket ederiz! dedi.
Yaylada bu olay günlerce, haftalarca, hatta aylarca konuşulmaya aday bir olaydı. Çaylar içildi. Komşular çardaklarına gittiler. İbrahim SAYAR ile Seher başbaşa kalınca, birbirlerine sarıldılar ve ikiside ağlamaya başladı. Seher, hem kocasına sarılıyor, hemde; İbrahim bir çocuğumuzun olmasını çok istiyorum. Bizden geçmedi değil mi? Bizimde çocuğumuz olur değil mi? Diyordu. İbrahim SAYAR; elbette olur Seher'im, en kısa zamanda gerekirse doktora gidelim, Abdul Musa Erenlerinin Türbesinde birde çocuk için adak keselim! Ben de senden bir çocuğumun olmasını çok istiyorum, benim tembelliğimi, senin çalışkanlığını alacak, bir kızımız, bir oğlumuz olmasını çok istiyorum diyerek, Seher'e büyük bir destek veriyordu.
Seher ve İbrahim, Ağustos ayının ilk haftası içinde, Abdal Musa Türbesine giderek, adaklarını kesmeye karar verdiler. Komşularınıda bundan haberdar edip, hazırlıklara başladılar. İbrahim SAYAR; komşularından üç at arabası ayarladı. Tüm komşularını, bu at arabaları ile adağı yemek için götüreceklerdi. Hazırlıklar son sürat devam ediyordu.
Seher ve komşuları, Abdal Musa Türbesine adak kesmeye gitmeden önce, yaylalarının bulunda dağın daha da zirvesine, yayla çayı, kök, toplamak ve kar getirmek için gitmeye karar verdiler.
Seher'in kurtulmasının üzerinden beş gün geçtikten sonra, Seher ve yayladaki bir çok komşusu, hep birlikte yaylanın bulunduğu karlı zirveye doğru yola çıktılar. Yol uzun, sohbetin sonu yok, Seher güzel sesi ile ismini taşıyan, Nusret TORUNİ'den bir türkü tutturdu:
Her sabah, her seher Bülbül sedası
Bülbül sedasını güle getirir.
Yiğit olan esrar vermez, dışarı getirir,
Leke kelamını dile getirir.
Bülbül davası vardır har ile
Şirin göçüp gitti ekşi Nar ile
Aşık, maşuk olma kalleş yar ile
Kalleş, aşk üstüne hile getirir.
Hakkın selamını verme nursuza,
Yakınız, git yoldaş olma hırsıza,
Komşu olma edepsiz, arsıza,
Akibet başına bela getirir.
Sümmani gedenin sözleri haktır,
Kalbi fasihlerin çilesi çoktur,
Cehennem hanenin ateşi yoktur
Her kul ateşini beli getirir.
Türküler, semahlar, deyişler söyleyerek, yaylalarının, karlı zirvesine vardılar. Yolda giderken, yayla Kekiği, yayla Çayı, (Ada çayının bir değişik türü) kokulu kök(sıcak suda aynı ada çayı gibi demlenerek içilir, çok güzel bir kokusu vardır) topladılar. Zirveye varınca, oturup, bir güzel dinlendiler, yemek yediler. Temiz karların bulunduğu yamaçlardaki mağaraların içine girerek, herkes sırtında götürebileceği kadar kar'ı kıl heybe ve çuvallara doldurup, yaylalarının yolunu tuttular.
Dönüş yolculuğu, yamaç aşağı inilsede, herkesin sırtında yeterince yük olduğu için fazla zevkli geçmiyordu. Yaylaya vardıklarında, herkes yorgunluktan bitmişti.
Yaylada günler, yiyip, içip, yatmakla, çeşmelerin başındaki köşklerde lak lakla geçip gidiyordu. Bu arada İbrahim SAYAR adak için tüm hazırlıklarını bitirmiş, adağı Tekke köyü yakınındaki bir dağ köyünden alıp geçmeye karar vermişti. Bu düşüncesini Seher de desteklemişti.
Devamı haftaya...