- Kategori
- Deneme
Şehrin Hayaleti

Köydeki insan çevresine nüfus ettiği dili konuşur. Şehirli ise çevresindeki beton yığınlarına nüfus edemez. Kullandığı dilde ona göredir. Şehirli bu yüzden zihninden harcayarak kendi dilini kullanır. Bunun için şehirli zihnine her zaman yükleme yapar. Bu yüklemeyi en iyi başaranlar esnaflar ve kitap okuyanlardır.
Zihin denen şey mental yoğunluğuna ancak bu sayede kavuşur. Mental yoğunluk çevremizin dilini bize öğretir. Çevresinde duyduğunu bize fısıldar. Bu da bir yere kadar. Onu da yükleme yapmalıyız. Gerekirse buna ulaşmak için şehrin ızdırabını acısını çekmeliyiz. Bu şehirlerde bolca bulunan şeylerden. Her acı ve ızdırap bünyemize bir iz bırakır, bir tat bırakır, bir koku bırakır ilah… Ama bunlardan başarı ile çıktığımızda artık çevremiz bizim dilimizi konuşur olacak.
Şehrin hiç mi iyi bir yanı yok. Haddinden fazlası var. Kendi çevremizi oluşturmaya başladığımızda sınırlarını ve içeriğini zenginleştirdikçe bitmeyen bir haz bize hikayeleri ile eşlik edecektir. Bu bizi canlı, diri, korkusuz ve ölümsüz yapacaktır. Elinde sınırsız gücü ile, zamanı geldiğinde devreye girebileceğimiz şehrin bir hayaleti olmak kimin hoşuna gitmez ki.
Ama gel görelim ki hayaletlerden bazı insanlar rahatsızlık duyabilir. Şunu demek isterim onlara. Siz ölünce hayalete dönüşmüyor musunuz. İçinizdeki hayalettin aynısından olan bir başkası ile karşılaşmak neden sizi korkutuyor. Hayaletlerin bedende olduğu gibi manevrası yoktur. Ama sınırsız güçleri vardır. Bu sonsuzdan geldiğimiz ve sonsuza gideceğimiz için.
Dil denen şey konuşmaktan ibaret değildir. Dil bize hayatın ölümsüzlüğünü de fısıldar.
Tuna M. Yaşar