- Kategori
- Tarih
Şehzadelerin sünneti

Fatih Sultan Mehmet’in iki oğlu;
Beyazid ve Mustafa’nın sünnetleri
Düğün ve sünnet mevsimi başladı.
Özellikle Antalya’ya gittiğim zamanlarda daha bir hissediyorum.
Üstü açık arabalarda, ya da at üstünde veya kamyonetlerde sünnet giysileri içinde, kimi padişah kimi şehzade olan heyecanlı, zorla gülmeye çalışan çocuklar…
Heyecanları yüzlerinde görülen anneler…
Gururla oğlum sünnet oluyor diyen babalar…
Bu giysiler şimdilerde bir hayli güzel ve gösterişli… Parlak beyaz, simli, işlemeli…
Heyecanla onları izlediğimde aklıma bir soru takıldı:
“Şehzadeleren sünnetleri nasıl oluyordu?”
Fatih Sultan Mehmet’in iki oğlunun sünnet düğünü ya da merasimlerini buldum. Sizlere de aktaracağım. Sadece aktarmadan bazı güzelliklerin üstünü çizmek adına bir daha tekrar etmiş olacağım.
Tabiki koskoca padişahın çocuklarının, ileride içlerinden birinin de padişah olacağı bu çocukların sünnetleri muhteşem olmalı.
Eğlenceler olmalı,
Hediyeler olmalı,
Fakirler sevindirilmeli…
Bunun gibi bir çok şeyler olmalı. Bunlar düşündüklerimiz.
Fakat bu yazıyı okuduğumda; bu merasimlerdeki incelikler çok hoşuma gitti.
Başka devlet adamları çağrıldığı gibi, ulamalar da çağrılıyor, sanatçılarda çağrılıyor ve beni ilgilendiren bir bölümüde yazarların ve şairlerin de davetli olması.
Gerçekten padişahlara yakışır halde sünnet düğünleri oluyormuş.
Fatih Sultan Mehmet’e yakışır olan bu sünnet düğününün bazı bölümlerini Âşık Paşazâde'nin kaleminden aktarmış olacağım.
Belgrad seferinden dönen Fâtih Sultan Mehmed, Edirne'deki ikameti esnasında biri (Bâyezid) Amasya'da, diğeri (Mustafa) Manisa'da sancakbeyi olan iki şehzâdesinin sünnet edilmelerine karar verir.
Bunun üzerine her iki şehzâde de merkeze çağrılır.
Bu düğün için Fâtih, çevre hükümdarlara dâvetiyeler göndererek, onların da bu mutlu günlerinde yanlarında bulunmalarını arzu eder.
Fâtih'in, ilim adamları ile halka karşı nasıl davrandığını, nasıl bir protokol uyguladığını göstermesi bakımından önemli olan bu düğünden, bütün Osmanlı kaynakları bahsederler.
Âşık Paşazâde'nin verdiği malumat şöyledir:
“O vakit, Sultan Bâyezid Amasya'da idi.
Onu getirtti. Mustafa Çelebi dahi o vakit Manisa'da idi. Onu dahi getirtti.
Bunlar hep Edirne'ye geldiler.
Düğüne basladilar, Etrafa ağırlıkla davetçiler gönderdiler.
Bütün sancak beyleri ve her şehrin uluları geldiler.
Nice günlük yollar düğüncülerle dolmuştu.
Edirne'nin çevresine konup doldular.
Pâdişahın otağ ve çadırlarını Ada'ya kurdular.
Pâdişah dahi devletle Ada'ya geçip oturdu.
Her tarafın halkı, tayfa - tayfa geldi.
Önce ulemâ davet olundu.
Pâdişah dahi gelip tahta oturdu.
Sağ tarafına fâzıl kimselerden olan "Mevlânâ Fahreddin" oturdu.
Solunda ise "Mevlâna Tosyavî" oturdu.
Pâdişahin karşısında ise "Mevlâna Şükrullah" oturdu.
Onun yanına Hızır Bey Çelebi oturdu.
Emr olundu: Hafızlar, Kelâm-i Kadim-i Rabbanî (Kur'an-i Kerim) okudular.
Ulemâ, okunan bu âyetlerin tefsirini yaptılar.
İlmî sohbetler olundu.
Ondan sonra izin verildi:
Edipler, güzel medihler ve gazeller okudular.
Pâdişaha layık sohbetler yapıldı.
Ondan sonra izin oldu:
Sofralar kuruldu, nimetler yenildi.
Yemekten sonra yine edebiyatçılar okudular.
Ondan sonra tekrar Kur'an okundu.
Ondan sonra şekerli şeyler getirdiler.
Her ilim ehlinin önüne sini koydular.
Bu ulemânın hizmetkârları futalar doldurdular.
Fakir (ben) dahi bir futa doldurdum, hizmetkârıma verdim.
Ondan sonra pâdişah, gelen bu hürmete lâyık kişilere ihsanlarda bulundu.
Niceleri fakir geldi, zengin gitti.
İkinci gün fukara tayfası davet olundu.
Onlara da gereği gibi hürmet olundu.
Pâdişahın ihsanları bunlara da yetişti.
Bunlar da "Fukarâ Kanunu" geregince saygılarını gösterdiler.
Üçüncü günü beğler (emîr) davet olundu.
Bunlara dahi Pâdişah kanunu nasılsa öylece yapıldı.
Bu düğünün tarihi hicretin 861'inde vaki oldu.”(alıntı)
Sizler okurken gözlerinizde canlandırabildinizmi bilmiyorum ama ben Âşık Paşazade’nin bu güzel anlatımı ile oralara sanki bir gittim geldim!
Nazan Şara Şatana
http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552
https://twitter.com/#!/nazansarasatana