- Kategori
- Genel Sağlık
Şeker Hastalığı Hakkında Bilmek İstedikleriniz

Vücudumuzda midenin arkasında bulunan pankreas isminde kana insülin ve bazı hormanlar salgılayan bir organımız vardır. Bunun az çalışması yada hiç çalışmaması sonucu ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği ve buna bağlı bulgularla kendini gösteren kronik seyirli bir hastalıktır. Kan şekeri en az %125 mg’nın üzerindedir. Başlıca iki tipi vardır.
1-Genellikle genç yaşta ortaya çıkan ve pankreasın hiç insülin salgılamamasından kaynaklanan tip I diabet yada jüvenil diabet
2-Genellikle orta yaştan sonra ortaya çıkan, kilo alma, hareketsiz yaşam.genetik ve çevresel faktörlerden etkilenen tipII yada erişkin tip diabet.
ŞEKER HASTALIĞININ BULGULARI NELERDİR:
Şeker hastalığının klasik bulgusu; çok su içme, çok idrara gitme, çok yemek yemedir. bunların dışında; hastalar hiçbir şikayeti olmaksızın aşırı kilo kaybettiklerini söyleyebilirler. Hatta bazı obez hastalar bu duruma çok sevinirler ve çok sıkı rejim yapmadıkları halde kilo verebildiklerini söylerler.
Yine ağız kuruluğu, bayanlarda vaginal enfeksiyonlar şeker hastalığının tek bulgusu olarak olarak ortaya çıkabilirler. Bazen de bu belirtilerden hiç biri görülmez ve tesadüfen yapılan bir kan tahlili sonucu öğrenilir.
ŞEKER VÜCUDA NE GİBİ ZARARLAR VERİR:
Şeker hastalığının en büyük özelliklerinden biri hastalık ortaya çıktığında ağrı, acı gibi hastanın canını acıtıcı bulgular vermemesidir. Bu nedenle hastalıkla ilgili yeterli bilgi sahibi olmayan kişiler işin ciddiyetini kavrayamazlar ve başlangıçtaki çok değerli zaman yeterli ve doğru tedavi kurallarına uyulmuyarak kaybedilir. Taki yan etkiler ortaya çıkıp geriye dönüşsüz ve tedavisi zor bir aşamaya gelindiğinde hastalar işin önemini anlayıp tedaviye uyum gösterir ve disipline olurlar.Bu nedenle bazı yabancı kitaplarda şeker hastalığı için silent killer(sessiz katil) tanımı kullanılır.
Normalde insan damar sisteminin içi tıpkı soğan zarı gibi ince ve kaygan bir yüzeyle kaplıdır. Yüksek şeker zamanla bu kayganlığı yok ederek, adeta bir zımpara etkisi yaratarak, kandaki kolesterol ve yağların damar yüzeyine kolayca yapışmasına ve yıllar içinde damarların daralmasına ve tıkanmasına neden olur. Bu tıkanma kılcal damarlarda daha etkili olur. Eğer beyindeki kılcal damarlar etkilenirse, felç, inme; kalpteki kılcal damarlar etkilenirse, koroner yetmezliği, kalp krizi; gözdeki kılcal damarlar etkilenirse görme kaybı, körlük; böbreklerdeki kılcal damarlar etkilenirse böbrek yetmezliği görülür.
Bu nedenle şeker hastalığı, bilinçli olmayı, hastanın hastalığı çok iyi tanımasını ve tedaviye uyumlu olmasını gerektirir. Tedavi uyumu ve hasta hekim ilişkisi çok önemlidir. Bu ilişki disiplinli olmalı, karşılıklı güvene dayanmalı, takip ve tedavi kadar hastayı bilgilendirmeyede yönelik olmalıdır. Hasta ilaç kadar diyet ve fiziksel aktivetinin önemini bilmelidir. İyi takip edilmeyen tedaviye uymayan şeker hastasında sıklıkla diabetik ayak dediğimiz ayakta kötü kokulu yara görülür. Bunların tedavisi uzun sürelidir ve bakım olmalıdır. Şeker düzenlemesi kadar yara bakımı da önemlidir. Bazen parmak amputasyonu(kesilmesi)gerekebilir.
ŞEKER HASTALIĞINDA TEDAVİ NASIL OLMALIDIR:
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki; iyi bir takip ve tedaviyle şeker hastalarının yaşam kalitesi ve ortalama yaşam süresi çok iyi olmalıdır.
Hastalığın tedavisi başlıca 3 başlık altında gösterilebilir.
1-iyi bir diyet düzenlemesi
2-fiziksel egsersizler yürüyüşler, kilo kontrolu
3-ilaç tedavisi
İlaç tedavisi hastalığın tipine ve şiddetine, hastanın kilosuna ek bir hastalığı olup olmamasına, diabetin yan etkilerinin çıkıp çıkmamasına göre değişkenlikler gösterir.
TipI (jüvenil diabet):Hastalığın ilk başlangıcından itibaren insülin kullanmayı gerektirir. Bu hastalar tüm diabetlilerin küçük bir oranını oluşturur.
TipII diabet pankreas bezinin insülin salgılamasına artırıcı ve vücudun insülin kullanımını düzenleyici ilaçlar kullanılır. Burada önemli olan nokta şudur: Yorgun ve hasta olan pankreans bezi hastalığın şiddetine göre belirli bir zaman sonra toplam insülin rezevlerini neredeyse tümden tüketir. Ağızdan alınan tabletlerle kan şekerini konrol altına almak mümkün olmaz. Hastaya ihtiyacı olan insülini dışardan vermek gerekir. İnsülinin tablet şekli olmadığı için enjeksiyonla yani iğne şeklinde verilir. Bu dönem hastayla hekim arasındaki en sıkıntılı dönemlerden biridir. Hastalar insülin kullanmaya direnç gösterirler. Çoğu kez yanlış bir inanışla “bu son çareymiş, insülin kullanmak istemem”şeklinde tepki verirler. Bu yanlış bır düşüncedir. Hastalığı kontrol altına alabilmek ve hastalara konforlu bir yaşam sunabilmek, ileride hastalığın verebileceği zararlardan korumak için uygulanması gereken gerekli bir yöntemdir. Tabir yerindeyse testi kırılmadan tedbir almak amacı güdülmektedir. Ama biz yinede hastaları ikna etmekte bir hayli zorlanırız.
Bu Türkiye'de olduğu kadar dünyada da bir sorun teşkil etmektedir. Sebebi de insülinin iğne şeklinde kullanılmış olmasından dolayı, hastalara antipatik gelmesidir. Halbuki doğru zamanda insülin tedavisine geçmekle ileride hastaların geriye dönüşümsüz olarak ortaya çıkacak körlük, felç, böbrek yetmezliği ve hemodiyalize girme, kalp krizi geçirme gibi yan etkilerle karşılaşma riski azalır. Bu nedenle bu kritik dönemde hasta hekim arasında çok önemli bir diyalog kurularak bu kıymetli zaman iyi değerlendirilmelidir.
Diabetik hastanın takibinde şu parametreler çok önemlidir:
-Açlık ve tokluk kan şekeri ölçümleri
-Kolesterol ve trigliserid ölçümleri
-Her 3 ayda bir mutlak surette HbA1c ölçümleri yapılmalıdır.
-6 ayda yada yılda bir mutlaka göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Çünkü hastalar görme kaybı oluncaya kadar şekerin gözlerini etkilediğinin farkına varmazlar.
-En azından yılda bir 24 saatlik idrarda protein ölçülmelidir. Şeker hastalarında böbreklerden fazla miktarda protein kaçağı olursa, bu durum kronik böbrek yetmezliğine gidişin bir prometresi olarak kabul edilir