​ Selanik & Kavala gezimiz / Haftasonu / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '17

 
Kategori
Haftasonu
 

Selanik & Kavala gezimiz

Uzun süreden beri görmek istediğimiz Selanik gezisine babam ile birlikte katılmaya karar verdik. Eğer hafta sonu izniniz var ise tur hafta sonun da olduğu için işlerden dolayı bir sıkıntı olmadan katılabilirsiniz.

Ben hep aynı tur firmasıyla gittiğim için yine aynı firmayı seçtim. Açıkçası dil sorunundan dolayı , bir de ilk kez yurt dışına çıkacağım için firmayla gitmeyi doğru buldum. Cuma gecesi yola çıktık , gümrük işlemleri falan olduğu için uykunuzu bölük pörçük alıyorsunuz o yüzden şimdiden uyarayım. Uykuyu çok sevmeme rağmen az uyumak bana pek etki etmedi , sanırım heyecandan dolayı olabilir. Sabah 6 gibi Yunanistan tarafında kahvaltı molası verdik. Size tavsiyem (ki bunu yapan bir aile gördüğüm için söylüyorum) , yolluk yapın ve öyle gidin. Çünkü kahvaltı bana göre çok doyurucu değildi. Kendi böreğinizi bir kaba koyun yada her ne koyacaksanız fark etmez , öyle gidin zaten çay bulacaksınız orada merak etmeyin. Bir saate yakın mola verdikten sonra Selanik’e doğru yola çıkıyoruz. Uykum açıldığı için etrafı incelemeye başlıyorum. Yollar bizim Ege ya da Akdeniz tarafından geçenlerin aşina olduğu gibi ve tabelalar Yunanca olmasa gerçekten başka bir ülkede olduğunuzu anlamazsınız.  

 

Selanik’e vardığımız da ilk olarak Aya Dimitros Katedraline varıyoruz. Atatürk Evi Müzesi 10.00 da açıldığı için Katedral'i gezmeye başlıyoruz. İçeri de ayin olduğu için mümkün oldukça sessiz olmaya çalışarak katedralin içini geziyorum. Hayatımda belki de ilk defa ayine denk geldiğim için merakla bakıyorum neler yapılıyor diye. İçeri de biraz durduktan sonra dışarıdan da Katedral'in fotoğraflarını çekip etrafı biraz dolaşıyoruz. Açılış vakti geldiğinde Atamızın evine giriş yapıyoruz. Önceden gelip görmüş olanların dediğine göre tadilattan önce ve sonrası arasında büyük farklar varmış. Ne yazık ki çoğu eşyası şu an orada bulunmuyor ve odalar da boy boy yazılar asılı, hayatına dair, Selanik'e dair. Yine de görebildik ya diyerek rahatlıyoruz ve Beyaz Kule'ye doğru yola çıkıyoruz. Beyaz Kule (White Tower) diye geçen simgesi haline gelmiş kulenin önünde iniyoruz.  Kule Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş ve Yunanlıların eline geçtiği zaman beyaza boyanmış. Kulenin içine girebiliyorsunuz ancak biz tercih etmedik zira yemek o an her şeyden önemliydi diyebilirim. Dönüş saatimiz belirlendikten sonra benim önceden bloggerlardan öğrendiğim (gerçekten ama gerçekten gitmeden önce okunup araştırılmasında fayda var)  “Sempriko “ diye dilimize çevrilen restorana doğru yola çıktık. Sahilden yürüye yürüye, navigasyon sayesinde (  ki ilk kez belki de teknolojinin gözünü seveyim dedim) yaklaşık 20 dakika da vardık. Fotoğraflardan aşina olduğum bu güzel yerde öncelikle Türkçe menü sordum. Azıcık İngilizceniz varsa öyle telaffuz falan diye çekinmeyin. Arkadaşlar emin olun benim kadar dil konusunda çekinen insan belki de yoktur. Esasında her şey var ama konuşmaya gelince dut yemiş bülbül gibi olurum. Ama gereksizmiş , meğerse telaffuzun kötü olsa da anlıyorlarmış. Gerçi onca İngilizce diziden sonra fena değil telaffuzum , onu da anladım.  

 Şimdi burada bir mola verip bazı fikirlerimi söylemek istiyorum. Gerçi rehber de der ama olsun. Kesinlikle Türk Lirasına çevirmeyin Euro’yu. Öyle yaparsanız hiçbir şey almadan ve yemeden geri dönersiniz. Onların maaşına göre, para birimine göre gayet normal fiyatlar. Onu dışında çok yüklü bir parayla gitmenize gerek yok. Eğer böyle hediyelik eşya çok alan birisiyseniz tamam gidin ancak normalde 200 yada 300 Euro ile tamam bize çevirince tabi ki miktar çok ama tekrar söylüyorum orada gayet normal olduğu için bu fiyat rahatça hatta para arttırarak geri dönersiniz. Kredi kartı restoranlarında geçiyor ama nakit para götürmeniz bence şart. Aksilik çıkabilir, her şey olabilir.

 

Efendim, biz yemeklerimizi yedik ve yavaş yavaş fotoğraf çekerek dönmeye başladık sahilden. Tavsiyem dondurmacı göreceksiniz, muhakkak bir top alın. Küçük falan değil, koskoca geliyor. (Fotoğrafta gördüğünüz gibi ) Dönüş saatimizden önce otobüse vardık , rehberimiz  taverna gecesi hakkında bilgi verdi, isteyen için zaten fiyatları önceden belirtiyor turlar gezi açıklamasında ancak biz zaten katılmayı düşünmediğimizden bizim gibi merkeze inecek iki kişiyle beraber taksi parasını paylaşıp iki üç saat dinlendikten sonra merkeze indik. Taksiciler İngilizce bilmiyor ama merak etmeyin, endişelenmeyin bir şekilde anlaşıyorsunuz. Meydan da akşam yemeği için yine önceden öğrendiğim ve kaydettiğim “Full Tou Meze” restoranını tercih ettik. Burada Türkçe menü olduğunu da öncende okumuştum, sordum ve Türkçe menüye göre siparişlerimizi verdik. Tee oralara kadar gidip ne sipariş vermiş olabiliriz sizce? Bildiğimizden şaşmadık. Öğlen kebap ( tek fark Buffalo Kebab diye geçmesi) , akşam Hünkar Beğendi yedik . Yemekten sonra sahil boyunca yürürken babamın radar gözleri hemen Türk kahvesini gördü ,tabi ki orada Yunan kahvesi olarak anılıyor. Tadı nasıl diye sorarsanız pek bir farkı yok. Keyifle kahvelerimizi içip otele dönmek için taksi duraklarına gidiyoruz. Onlar İngilizce bilmiyor biz yunanca bilmiyoruz ama bir şekilde anlaşıp otelimize dönebildik. Ertesi gün sabah 07.30 da kalkıp kahvaltıyı yapıp Kavala’ya doğru yola çıkıyoruz. Kavala da Osmanlı esintileri görmek mümkün zaten hepiniz tarih derslerinden Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı hatırlarsınız. Lakin onlar bizi pek sevmezlermiş. Sebep Kıbrıs Harekatı sırasında çok ölümün olmasıymış topraklarından, hatta ve hatta gördüğünüz üzere tabelaları var Kıbrıs’ı unutma yazan.  Oldu o zaman dedim , biz de Çanakkale’yi unutma diye mi kin güdelim her bir ülkeye, anlayan beri gelsin. 

Anlatılanlara rağmen herhangi bir düşmanlık sezmedim. Belki karşılaştıklarımız yeni kuşak olduğu için olabilir bilemiyorum ama gayet güzel zaman geçirdik , ufak birkaç parça hatıra eşyası aldım. Seçtiğimiz bir restaurantta bir şeyler yedik (ki yine dolu dolu geldi ). Birkaç saat sonra Türkiye’ye doğru yola çıktık.İskeç, Dedeağaç, Gümülcine şehirlerinin içinden geçerek sınıra vardığımızda saat sanırım 18.00 dı. Yunan Free Shopundan alışveriş yapılması için yaklaşık 40 dakika bir mola verdikten sonra topraklarımıza adım attığımızda ki değişik hissi anlatamam. Belki iki gün ayrı kaldık ama o iki günün sonunda Bayrağımızı görmek beni inanılmaz mutlu etti.

Umarım  yazdıklarım ile az da olsa bir katkı sağlayabilmişimdir. İyi gezmeler dilerim :)

 

 

 
Toplam blog
: 15
: 102
Kayıt tarihi
: 21.04.13
 
 

Çocukluğumdan itibaren yeni şeyler öğrenmek için can atıp durdum. Ne öğrendiysem yetmedi. Yetmiyo..