- Kategori
- Gündelik Yaşam
Serseri mayınlar

Ferzan Özpetek’in son filmi “serseri mayınlar.” Gittim ve gördüm. Hayır, yazıda filmi anlatmayacağım. Anlatacaklarım bu filmden ve Ferzan Özpetek’ten yola çıkıp, onun ve Cemil İpekçi’nin yaptıkları üzerine…
Ferzan Özpetek “serseri mayınlar’ın” galasını Gaziantep’te yaptı. Amaç doğuya dikkatleri çekmekti.
***
Cemil ipekçi ise 2009 yılında Mardin’de Moda Tasarım Atölyesi açtı. Altmış kadına iş imkânı sağladı. Onun da amacı Doğu’ya dikkatleri çekmek, herkesin kendi çapında bir şeyler yapabileceğini göstermek.
Bu iki insanın ortak özelliği ise gay olmaları. Üstelik Cemil İpekçi’nin sabetayist olmadığını bilmeyen yoktur sanırım.
***
Son zamanlarda Kürt açılımı ile birlikte, Türklük üzerine de oldukça konuşulmaya başlandı. Türklerin tarihi, soylarının nereye dayandığı v.s.
Bu Kürt açılımına tepki olarak mı doğdu, anlayabilmiş değilim. Öyle bir düşünce biçimi ki, Kürtlerin varlığı kabul edildiği takdirde, sanki Türklük elden gidecek!
Herhangi bir etnik kimliğin kabul edilmesi, diğer kimliği yok etmez.
Ve hâlâ anlayamadığım, insanın etnik kökeninin önemi mi, yoksa vatanı için neler yaptığı mı?
Bir insanın düşünün ki, yedi değil, onyedi göbek sülalesi Türk ve ülke için hiçbir işe yaramadığı gibi, devletin sırtından geçinen biri. Bildiğin parazit. Sırf Türk diye bu kişi mi önemli ülke için, yoksa Cemil İpekçi gibi, gerçekten ülke yararına bişeyler isteyen ve yapanlar mı önemli? Cemil İpekçi örneğini vermemdeki neden hem sabetayist hem de eşcinsel olmasından kaynaklanıyor. Bazıları için yüzde bin “öteki.” Amacım bu yazıda bir insanı öne çıkarmak veya diğer kişileri geriletmek değil.
Sadece düşündüğüm, insanın etnik kökeninin önemli olmadığı, gerçek yurtseverliğin yaptıkların olduğudur.
Her şey Kürt açılımı ile başladı aslına bakarsanız. Kürt açılımından sonra, senelerce üzeri örtülen meseleler birer birer ortaya çıkmaya, konuşulmaya başlandı.
Ardından Roman açılımı, Dersim olayları, eşcinsellerin açılım istemeleri v.s.
***
Batman’da yeni bir tekstil fabrikası açılmış ve yöre halkına iş alanı doğmuş. Büyükşehirlerden Batman’a göç etmeye başlamış yöre halkı. Kürt sorununun altında yatan birinci neden, Kürt kimliğini kabullenmekten korkmaksa, ikinci neden bölgede iş imkânlarının olmayışı ve bununla birlikte, sağlık ve eğitimin yok denecek kadar olmasıdır. Ekonomik yani. Haberleri netteki gazeteden okuduğumda alttaki okuyucu yorumlarını da okurum. Yorumculardan biri, “devletin doğuya fabrika açıp, insanlara iş imkânı vermesini” savunuyordu.
Ne kadar saçma sapan bir düşünce. Bugünlere gelmemizin yegâne nedeni, her şeyi devletten bekleme kolaycılığı değil midir? Devlet fabrikalar yapsın, insanlara istihdam sağlansın. Sonra yıllar içinde o işletmeler memur zihniyeti ile işletilmesinden dolayı, kamburu halkın üstüne binsin ve bedelini biz ödeyelim.
Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardaki Türkiye değil, bugünkü Türkiye.
Doğu ve Güneydoğu’da iş imkânı olabilmesi için özel şirketlerin teşvik edilmesi gerekir. Yatırım yapacak şirketlere vergi indirimi v.s. gibi teşvikler yapılmalıdır.
Ama bazıları özel şirketlere karşı çıkar. Her şeyi devletten bekler. Yolda yürürken kafasına saksı düşse “nerde bu devlet” diye bağırmaya başlar.
Devletçiliğin yıkılmasını en çok istemeyenler, devletten nemalananlardır. Öyle ya da böyle senelerce sırtını devlete dayamış, mis gibi yaşayıp gidiyordur…
Bu düzeni bozmaya ne gerek var ki?
Demokrasi diyenlere “neyin demokrasisi kardeşim” derler.
Liberal düşüncede olanlara da, kendilerini koruma güdüsüyle, “liboş” diye gayet yaratıcı ve seviyeli söylemlerde bulunarak, kendi seviyelerinin nerede olduğunu ilan ederler.
Çünkü karşı fikri, fikirle çürütme becerileri yoktur. Küfür ederek acizliklerini gösterirler. Liboş diyerek, aşağıla ve baskı altına al ki, böylece düzenleri bozulmasın, devam etsin.
Bu liboş kelimesinin içinde neler gizli? Fikir değiştirmektense ölürüm diye düşünürler. Fikirlerini değiştirmezler çünkü kendi bindikleri dalı kesmek istemezler.
Liboş diyerek içine eşcinsellik söylemi katarlar, gizliden gizliye…
Çok yaratıcı ve seviyelidirler kısacası!
Hani herkes yaptıkları ve söyledikleri ile kendisini ifade eder ya,
Nerede olduklarını kendileri söylerler. Başkasının bi şey demesine gerek yoktur.
"Peygamber vitesine" takmış serseri bi araç gibidirler. Duvara toslamaları an meselesidir.
http://blog.milliyet.com.tr/Libos__Siyasal_homofobinin_anahtar_terimi/Blog/?BlogNo=190439