- Kategori
- İlişkiler
Sessizlik anı...

Hangi birimiz, hangi hayatımızla tekil ve bireysel bir hayatı hak ediyoruz?
Hangi birimiz mükemmeliz?
Hangi insan yalnız değil?
Hangimiz mutluluk oyunu oynamıyoruz?
Özendiğimiz hangi insan bizden daha iyi durumda?
Ben mesela yıllar geçtikçe daha da çok yalnızlaşıyorum. Evet, çevremdeki insan sayısı artıkça bir o kadar çok, düşüncelerim yalnızlaşıyor. Mesela her geçen hafta daha uzun konuşuyoruz Güz Özlemi ile!
Niye? Paylaşmak o kadar zor bir süreç ki!
İnsanın dost olabileceği kaç kişi var ki şu hayatında?
Neredeyse 8 senedir kadın dostum yok ve büyük bir eksiklik aslında. Ancak, yaşadıklarımdan öğrendiklerim kadınlarla ilk başta dost olsak bile, dost kalamayacağımızı söylüyor. O yüzdendir ki artık kadınlardan uzak duruyorum. Onlarla konuşuyorum fakat sırlarımı paylaşmıyorum.
Evet, hangi birimiz gerçekten yalnız değil ki?
Yıllardır esas yazma güdüm yalnızlığım değil mi? Tabi ki de öyle!
Eşim sıkça söylüyor ki “sen eşcinsel olduğunu saklamak üzere benimle evlisin” diye. Oysa anlatamıyorum, hoş bir sohbet ve paylaşım, cinsel ilişkiden daha fazla doyuma sebebiyet veriyor!
Kadınlar erkeklere göre çok daha fazla fiziksel ve hormonel yaratıklar. Bütün kadınlar erkeklerin sıkılganlığından bahsediyor; odunluğundan!
Belki de, kadınlar, erkekleri hiç tanımıyor?
Bamtelini (G noktasını) bulamıyorlar?
Erkeklerin hep cinselliği talep ettiği söylenir; oysa ya tam tersiyse?
Kadınlar bunu hiç sorguladınız mı? Bence hayır!
Nereye gitmediğimizi bilerek yaşıyorum. Bazen yol o kadar karanlık ve sisli ki yönümü bulmakta zorlanıyorum. Bir zamanlar elime aşk feneri alıp dolaşıyordum Fransız devrimi sokaklarında ve o zaman French Kiss bile icat edilmemişti. İcat edilen ise bir erkeğin yalnızlığıydı sadece!
Bir hikâye anlatayım:
Bir kadının önünde zavallılıktan kaybolmuş genç bir erkek vardı. Kadın çırılçıplak erkeğin vücudundaki kaslara dokundu pervasızca; her biri kıvrımı ayrı, ayrı sevdi. Yüzüne, gözlerine alık, alık baktı hormonları %100 vururken. Erkeğin konuşmasına izin vermedi, onu eliyle susturdu. Ve alev, alev yanan vücuduyla ona aşktan bahsetti. Sadece kadın konuştu, kendi vücuduyla, erkeğin vücuduyla konuştu. Ertesi sabah erkek halen zavallı, kadın ise yenilenmiş bir biçimde başladı hayatına!
Kıssadan hisse…
İnsanların kendisini tanıması yıllar süren bir süreç!
Kadınların yıllarca bende buldukları, kendilerinde bilmediklerinin cevabının bende olmasıydı. Tıpkı Ahmet Altan’ın tespitleri gibi tespitlerim vardı. Bu ortamda onlardan hiç bahsetmedim. Hep kendimi gizledim. Oysa her iki cins ile ilgili birikmiş bir sürü hikâyem var!
Biz erkekler, yani entelektüel kırık erkekler, hep “bir kadın” özlemi içerisindeyizdir. Bununla ilgili her şeyi bir şiirimde anlatmıştım 25 yaşında:
BİR KADIN
Bir kadın istedim
Hem de bir tane
Bin taneden farklı
Bir kadın istedim
Bin taneye bedel
Bin bedenden
Bir kadın istedim
Bir beden için
Bin kadın değil
Onu istedim
O kadını
O olup
Olmadığı için değil
O bir kadın
Ve ben o
Kadını istedim
Hem de çok
Oysa “hayaller, insanlar ve sen” diye yeni bir Memduh Ün filmi yapmak lazım. Ama bu sefer, baş aktör bir erkek olmalı. Ya da erkeklerin filmini yapacak kadar cesaretli bir kadın çıksa, sıkıysa, erkekleri gerçekten anlamış!
İşte o yüzden “erkekler ağlamaz “ deniyor. İşlerine öyle geliyor! Hâlbuki erkekler de ağlamak ister şayet dinleyen biri olursa… Kendi, kendine ağlamanın, ağlama amacına faydası yok çünkü!
Ben hayatta hep yalnız ağladım. Sırf bu yüzden bile kimseye ihtiyaç duymak istemem!
Ben ve yalnızlığım verimlilikle üretmeye devam ediyor. Ne kadar çoğulcu bir kişiliksem, o kadar yalnız biriyim.
Tıpkı bir Zeki “Demirkabız” film karakteri gibiyim.
Evet, okunmuyorum, çünkü çok uzun yazıyorum. Ama anlatmak istediklerime göre çok kısa yazıyorum da aynı zamanda! Evet, Atatürk’ü artık hayatımızdan çıkarmayı başarmışlar! Aferim değil Bferim onlara!
Erkekler ne ister? Kimse bu soruyu sormuyor. Kimse bu konuyu önemsemiyor!
Kadınlar ağlarken herkes onları dinlemek yarışında, oysa erkekler, onların tüm hakları kayıttan düşmüş bile!
Ya aşk, aşk kimin için?
Ne anlamı var?
Belki de anlamı kalmadı. O kadar çok konuşuluyor ki, küp-küçücük kalıyor!
Tıpkı cücüklenmiş gibi…
Ve erkek, her daim olduğu, yalnızlığını buluyor kaybedilmiş bir aşk arkasından!
Ey erkekler, “suskunluğunuzu” bozmayın!
Bakın, ben de susuyorum şimdi…