Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '18

 
Kategori
İlişkiler
 

Sevgi Öldüremez

Sayısını unuttuğumuz aile facialarından biriydi haberlerde duyduğum. O anları yaşayanlar için anlamını tahmin etmek mümkün değil.

Bir baba, iki küçük kızını öldürüp intihar etmiş. Söz bitiyor…

Babaya demediğini bırakmayanlar ayrı, cehalet bilirkişilerinin nutukları ayrı, haber sunucusunun duygulanmasına sinirlenenler… Nasıl bir öfke ateşi yakılmış insanımızın içinde, zihinler nasıl tusak edilmiş, yine de ve yine de şaşırıyor insan.

Dünya üzerindeki tüm toplumları incelediğimizde, ilerleme ya da geri kalma nedenlerinin, atalarının tutum ve davranışlarının genetik kayıtlara tesirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu görürüz. Bir toplumda benzer şiddet eğilimleri sık görülüyor, toplumun karakteristiğini oluşturuyorsa atalardan aktarılan genetik  mirası görmezden gelmek mümkün değildir ama tek açıklaması bu değildir elbette. Ve bir de güzel haber var ki artık genetik mirasa mahkum olunmadığını bilim ispatladı. Kuantum alanda gerçekleşen tüm değişimler, yaşamımızda bir farkındalık olarak beliriveriyor. Böyle gelmiş böyle gider diyenlere acı gelecek bu gelişme, insana yakışır yaşam gözeten herkesin yüzünü güldürmektedir.

Bir canlıya kıyma noktasına gelmek, öyle öfkeden köpürmekle, linç etmekle haddi bildirilip kapatılacak konu mu? Hemen kendinizi koyun “bir canlıyı öldürme noktasına gelme” durumuna. “Ay evlerden ıraaak!” mı diyorsunuz? Yoo kaçamazsınız, dinleyeceksiniz!

Kaldı ki bunlar çocukları. Ve küçücükler evet de mesela kırk yaşlarında olsalardı daha mı az üzücü olurdu? Aklımızı başımıza alalım lütfen!

Ortadaki gerçek şu: Bir baba, karısını üzmek için çocuklarının ve kendinin hayatını bitirme noktasına gelmiş. Bunun adı aşk mı, nefret mi? Belki ikisi bir arada ne dersiniz? Peki sadece bununla açıklanabilir mi? Burada ters bir şey olmalı değil mi? Her sevgilisinden eşinden ayrılan bir öfke seline kapılmıyor mu? Her hatırlamada şöyle bir boğazını sıkmıyor mu hayalinde? Ama eyleme dökmek? Demek ki zihin durumlarında bir fark var. Buna yol açan nedir? Önemli kısım bu. Bunun üzerine gidilmedikçe, ilişkilerin insanlara neler yaptığını çözmek yüzeysel, göstermelik hareketlerle sınırlı kalacak.

Böyle olayları “akıl sağlığı sorunu” olarak etiketlemekle de içinden çıkılmaz. Her gün yenisini duyduğumuz cinnetleri akıl sağlığı sorunu olanlar yaşıyorsa, bu da ayrıca vahim bir durumdur. Akıl sağlığı sorunu olanların çokluğu öyle geçiştirilecek bir konu değil.

Ben buradan hareketle, kadınların ve erkeklerin kimyalarının, aşk, sevgi, aile hayatı ile ilgili yanlış yönlendirmelerle nasıl bozulduğuna dikkat çekmek istiyorum. Küçüklükten itibaren öğrenilen yanlışlar işte bir gün böyle patlak veriyor.

Evet kimya bozuluyor. Ve kimyayı bozan her şey dengeyi bozar. Dengesi bozulan her yapı çöker. Bu yapı her şey olabilir; bir insan, bir şirket, bir toplum, bir devlet vs. Bir toplumda kimyası, dolayısıyla dengesi bozulmuş insan sayısındaki artışın gideceği noktayı tahmin etmek zor değil. Peki kimyayı bozan nedir?

Zihinler doğaya aykırı bilgilerle işlendiğinde kimya bozuluyor, bunun için bedene bir ilaç zerkedilmesi şart değil. Hormonları harekete geçiren zihin durumu, yaşamları şekillendirir. Bir evliliğin her şart altında, erkek ne yaparsa yapsın bozulmaması gerektiğine inanç geliştirmiş olan erkek için, evliliğinin bitirilmesi yaşamla bağının kopması demek olabilir. Bu türden inançların kişinin kimyasını tümden değiştirdiği gerçeğine gözümüzü kulağımızı tıkadıkça daha çok facia haberi duyacağız.

Sevmek kolay değildir diyor Erich Fromm.Çünkü sevmek bir yetenek işi, geliştirilebilir yetenek. Öyle aşk gibi, öfke gibi bir düğmeye basıldığında oluşmuyor, dikkat edilmesi, emek verilmesi gereken şeyler var. Sorumluluğu büyük, göze almak herkesin harcı değil. Ama göze alındığında ve gerçek anlamda sevme yeteneğiyle karşılaştığında kişi, ne kadar üzülürse üzülsün o cinnet durumuna gelmez çünkü sevgi iyileştiricidir, bozucu değil. Sevmek kimyayı bozmaz, aşk, nefret, kıskançlık, hırs vb. duygular bozar.

“Aşkta kıskançlık olmaz mı ama yaaa”
“Canım seven insan kıskanır tabii”
“Boşanmak bize ters”
“Bana yar olmuyorsa başkasına da olamaz”

ve daha sayısız inanışların kimyalarını bozduğu insanlar, ve o babanın yarattığı faciayı kendi içindeki zehirli fikirlerle doğru yere oturtmaya çalışanların zavallılığı…

Kendilerinin de bir kurban olabileceği ihtimaline gözlerini kapatarak.

Nefrete kolayca dönüşebilen duyguların güzelliği üzerine abartılı söylemler üretmek de trajedilere davetiye çıkarıyor. Yakmalı yıkmalı şarkılar, dövmeli hırpalamalı romantizmler; hepsi bu facialarda sorumludur. Evliliği ve çocuk sahibi olmayı yaşamın en büyük başarısı olarak zihinlere işlediğinde, o başarı yerle bir olmasın diye çırpınmaların yarattığı korkunç son. İnsanlar gerçek hayat arkadaşlığı yerine, birine sahip olmayı ona hükmetmeyi başarı sayıyor. Egonun çizdiği yollar uçurumlara çıkıyor maalesef. Beden-zihin dengesini alt üst eden hiçbir şey insana yarar getirmez. Ve getirdiği zarar kendisiyle sınırlı olsa neyse.

Sevgi ise içinde kötülük barındıramaz. Kötülüğü yaptıktan sonra sevgiden yaptım demek, sevginin ne olduğundan habersiz olduğunu gösterir. dengesini yitirmiş egonun beslediği tutum ve davranışlar sevgiyi değil hastalığı ifade eder.

Gerçek sevgi zarar vermeyi önler. İçinde hükmetme, sahip olma hırsları yoktur. Bu yüzdendir ki arada okyanuslar olsa da, bir ömür beraber olamasa da sevgisi azalmayan, çünkü sevginin yanyana olmakla ilgili olmadığını kavramış insanlar vardır. Beraberliği bozuldu diye düşman olmak ancak sevgisiz insanların dengesiz kalplerinin marifetidir.

Gerald Jampolsky, Sevgi Korkudan Özgürleşmektir isimli kitabında şöyle diyor:

Başkalarının arzularımızı tatmin etmesini bekleyip, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığına uğradığımızda ızdırap çekeriz. Izdırap, hüzün ve hayal kırıklığı; öfke ve kaygı; çöküntü ve hastalık biçimlerinde ortaya çıkabilir. Sonuçta, muhtemelen, tuzağa düşürülmüş, sıkışmış red edilmiş veya saldırıya uğramış hissederiz.

Kendimizi sevgisiz, kederli ve bomboş hissettiğimizde, bizi sevecek birini bulmak, gerçekte sorunu çözmez. Yararlı olan, hiç bir şey beklemeden başka birini bütünüyle sevmektir. Karşımızdaki kişiyi, bize bir şey vermesine ya da değişmesine gerek duymadan sevebilsek, sevginin aynı anda bize geri döndüğünü göreceğiz.

Dünyanın saptırılmış yasasına göre birini sevmeden önce onun tarafından sevilmek gerekir. Sevginin yasası ise dünyadakinden farklıdır. Sevginin yasası, sevgi sensin der; başkalarını severek kim olduğunu öğrenirsin.

Bugünü, kendinizi ve sevginin yasasını öğrenmeye ayırın.

Başkalarına, kendim için istediğimden başka bir şey verebileceğime inanırken yanılıyordum. Barışı, sevgiyi ve bağışlayıcılığı yaşamak istediğimden, insanlara hediyem ancak bunlar olabilir. Saldırı yerine bağışlayıcılık ve sevgiyi sunmak benim bakımımdan bağışta bulunmak değildir; tersine, sevgiyi sunarak sevgiye ulaşabilirim.

Sevgiyle kalın…

 
Toplam blog
: 51
: 197
Kayıt tarihi
: 15.12.17
 
 

Evrensel enerjiler ve kişisel gelişim. ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara