​ Sevgili eşim ve çocuklarım / Aile / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '07

 
Kategori
Aile
 

Sevgili eşim ve çocuklarım

Sevgili eşim ve çocuklarım
 

Onu ilk gördüğümde İzmir’e henüz yeni gelmiştik. Ama ne yalan şöyleyim hiç ilgimi çekmemişti kendisi.

Üniversite de okuyordum. Üstelikte sevdiğim ve hoşuma giden biri vardı. Onu seviyordum. Sevdiğimden okulda ki derslerimi çalışamıyor hep günlük tutuyordum. Sonuçta derslerimden geçememiş okuldan atılmıştım.

Derken iş hayatına atıldım. Pazarlamacılık ta çeşitli firmalarda çalıştım. İlk çalıştığım firma fotokopi pazarlamaları üzerineydi. Orada başarılı olamayıp albüm pazarladım. Albüm pazarlarken okuldan tanıdığın Aslı adında ki kız arkadaşımın bana tencere satması ile kendimi Esman beş yıldız pazarlama firmasında buldum. Beni Karşıyaka’da ki çalıştığı büroya götürdü. Orada beni Mine Mısırlı adında büro müdiresiyle tanıştırdı. Bana orada işin gereklerini anlatıverdiler. Biraz aklıma yatmıştı. Büroya girişim oldu.

Birkaç yıl bu işlerle uğraştım. O dönemlerde tencere pazarlamasında biraz geç kalmıştım. Yapabildiğim kadar yaptım, malları satabildiğim kadar sattım. Artık malları satış yapamıyor ve bu işten para kazanamayacağımı yavaş yavaş kavramaya başlamıştım. Artık sigortaya girmek ve işçi gibi çalışmak gerekiyordu. Mesleğimde yok gibiydi. Ben ne yapmıştım acaba. Üniversitede okuyup öğretmen olmak varken şimdi işçi olmak zoruma gitmişti. Artık yapılacak bir iş kalmamış işçi olacaktım ve birkaç firmaya girip çıktım. En fazla bir yıl dayanabiliyordum. İşe gir çık bir yerlere sap olamama. Üstelikte yaş ilerliyor evlenme çağı da geçiyordu. Bu durumda acaba bana kim kız verebilirdi sorayım size. Evlenmek neyimeydi. Kendime iş bulayım babama yük olmayım bu bana yeterdi.

Derken kardeşim evlendi. Benden küçük olmasına rağmen… Haklıydı işi vardı parası da vardı ve kazanıyordu, ya ben. Araya Ankara’da ki Fazıl amcam girdi. Bana iş bulacağını vaat etti. En kısa zaman da gereken yapılmıştı. İşçi Bulma Kurumuna gitmem gerekiyordu. Gittim. Orda beni Mehmet isminde bir müdür karşıladı. Form doldururken Erol Karul adında kişiyle tanıştırdı beni. Erol Karul o zaman oraya Dönmez Dericilik’te Personel Müdürü olarak bir iş için gelmişti. ''Beni işe alabileceğini'' söyledi. Birkaç gün sonra orada işe başladım. Burasını Cemal Dönmez adında iş dünyasında ileri gelen değerli bir insan çalıştırıyordu. Burada 1992 yıllarının son aylarından 2004 yılının ortalarına kadar bil fiil çalıştım.

Bu firmada ki ilk yıllarımda ailem benim artık devamlı olarak burada çalışacağımı inanmaya başlamıştı. Yaşım gereği kardeşim den sonra da beni evlendirme telası içine girmişlerdi. Annem de bunu yaşadığımız kentte yani İzmir’de yaşayan kendi akrabalarına aksettiriyordu. Onlarda benden 8 yaş küçük yıllar önce yanlarına almış olup hanım hanımcık yetiştirdikleri kızlarını benimle evlendirmek istemişler ve bunu aileme açmışlardı.

**********

Onu yıllar önce İzmir’e geldiğimiz zamanlar da görmüş fakat hiç ilgimi çekmemişti. Yıllar sonra eşim olabileceğini ve onun bana iki kız evlat verebileceğini nereden bilebilirdim ben. Hatta hiç mi iyi insan olabileceğini tahmin bile edememiştim Dün gibi hatırlıyorum. 5 Haziran 1994 Pazar günüydü. Beni yemeğe davet ettiler. Onunla çıkmam için de müsaade etmişlerdi. Sonunda çıktık. Lozan da kazandibi yedik. O ana kadar hiç birbirimizle konuşmadık. ‘’Fuar’da kaç kapı var?’’ tartışması sonucunda Fuarın çevresini dolandık. O ‘’Dört kapı’’ var deyince saydık. Ben beş diye diretmiştim ve beş kapı olduğunu görünce bana hak vermişti. Yorulmuştuk banklarda oturmaya karar verdik. Oturduk. Nereye oturduğumuzu bilmeden, meğerse Evlendirme Dairesinin önündeydik. İleriki günler de orada evlenmeye karar verdik.

Evdekiler merak ediyordu. Ben teşekkürlerimi belirterek Çarşamba günü yemeğe çıkartmak için izin istedim onlardan. Tabi ki kabul ettiler. Çarşamba gününün gelmesini bekledim. O gün iş çıkısı direk onlara gittim. Kapıyı o açmıştı ve gözlerime inanamadım. Süslenmişti kendisi. Çıktık dışarı. Onu en güzel lokantaya götürecektim. Orada ki lokantaları bilmedğim içindir kendisine istediği lokantayayı sordum. O da dönerciler lokantasını tercih etti. Orada romantik bir havada yemek yemeye başladık. O sırada sarışına bak dedi, bir anlam vermedim. Ben yine de gözlerimle sarışın bayanlar ararken meğerse dönemin Konak Belediye Başkanı Ahmet Sarışın'ı kastediyormuş. Gülüştük, sonra iş geldi dayandı hesap ödemeye. Erkeğiz ya yediğimiz yemeğin tutarını bilmemesi lazım dedim ve hesabın ne olduğunu göstermeden parayı garsona teslim ettim.

‘’Seni batırdım galiba’’ diyen bir sesle irkildim.

‘’Aman efendim, ne demek’’ diyerek sanki aşkımı ilan edercesine ellerini tutuverdim. Birden elini çekecek sandım ama çekmedi ve öylesine göz göze kaldık.

İşte o andan itibaren tam tamına 13 yıl olmuş, ona olan aşkım devam ediyor.

Şimdi ise ona olan aşkımın neden devam ettiğini açıklamak istiyorum.

1-Kendisi çok iyi bir insan olduğu için. Zaten iyi bir insan olmamış olsaydı Hasan dayımı bakmıyor olacaktık. Kendisine buradan teşekkür ederim.

2-Çok güler yüzlü sanki gözlerinin içi gülüyor. Bir arkadaşım onu ilk gördüğünde hep gözlerinin içi gülüyor demişti. Haklıymış. Bir başkası da benim gülen gelinim diye hitap eder.

3-Benim bütün olumsuzluklara rağmen, işsizliliğime boyun gererek bizleri idare ettiği için… Derler ya yuvayı dişi kuş yapar diye. Doğru bir sözmüş meğerse.

**********

Her şeyi ile mükemmel bir eşim var ve bende size o mükemmel insanı çocuklarımın annelerini, benim için değerli olan insanı, Selver hanımı anlatmaya çalıştım,

Ve bana bu 13 yıllık hayatımda 2 tane güzel kız evladı verdi. Birincisi 12 yaşında. Defne, bu sene altıncı sınıfa gidiyor ve derslerinde pek başarılı, onunla gurur duyuyorum. İkincisi de 5 yaşında bu sene ana okuna vereceğiz. İsmi Melila’dır. Onu anlatmak için bir blog ister. Milli felaket diyebilirim.

İşte benim ailem…

Takdimimdir.

Sevgi ve saygılarımla.

 
Toplam blog
: 540
: 3176
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..