​ Sevgili Öğretmenim / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '10

 
Kategori
Anılar
 

Sevgili Öğretmenim

Öğretmenlik yıllarım unutamadığım günlerle doludur. Ben öğretmen olmak için yaratılmışım. Dünyada hiçbir meslek bana bu kadar haz veremez. Sınıfa girersiniz. Karşınızda nasıl şekil verirseniz onu alacak bir hamur vardır. Çünkü pişip kaskatı olmasına az kalmıştır. Dolduracağınız bir kap vardır. Taşmadan ne kadar güzel şeylerle doldurabilirseniz yanınıza kar kalacaktır.

Aslında Fizik Mühendisliği okudum ama öğretmenlik sınavını kazanarak sırf bir işim olsun diye Ankara Atatürk Lisesi nde Fizik öğretmenliğine başladım. O zaman 26 yaşında ve yaşından da 10 yaş küçük gösteren bir hatundum. Kimseyi ilk bakışta öğretmen olduğuma inandıramıyordum. Hele öğrenciler okul dağılışında çılgın gibi koşarlarken beni itip kakalayıp duruyorlardı. Stajyerlik süresini atlatana kadar bir öğretmenle birlikte derse girmiştim. Ancak belli zamanlarda problem çözmeye tek başıma giriyordum. Yine böyle problem çözdüğüm derslerden birinde beni gülme tuttu. Nedeni neydi bilmiyorum. Çocuklarda başladı gülmeye. Ama nasıl gülüyoruz anlatamam. Gürültü aldı yürüdü. Zaten çocuklar bu gibi durumlarda fırsat kollar. Artık iyice azdılar. Sesi duyan müdür sınıfa girdi. “Ay pardon hocanım öğretmen yok sandım “dedi. Aman başımdan aşağıya kaynar sular döküldü sanki. Müdür de baba adamdı. Neyse ki soruşturma falan açmadı. Odasına çağırıp biraz nutuk attı o kadar. O dönemler çok meşhur bir müdürdü. O okulda okuyanlardan başka çookk kişi de onu tanır.

İkinci dönem bana kendi sınıflarım verildi. Çocuklar beni tanıyorlar ya yine şımarma eğilimindeler tabii. Ama ben akıllanmıştım. Artık çocuk gibi davranmak yok. Bir azarlıyorum bir kızıyorum sormayın. Süper sert bir öğretmen oldum. Yavrum yazık çocuklar korktu. Aralarında” bu kadın gıcıklaşmış yav” diye konuştuklarını duyuyordum. Ama başka türlü sınıfa sahip çıkmak bir şeyler öğretmek mümkün değildi. Zaman ilerledikçe ben yine eski halime dönmeye başladım. Ama artık onlar beni sevdikleri ve kötü duruma düşmemi istemedikleri için çok süper öğrenciler oldular. Gerçekten hiç abartmıyorum. Hepsi şeker gibiydi.

Bir öğrencimse yaşı bana yakın bir veya iki yaş küçük tam bir kabadayıydı. Çocukları haraca kesiyormuş falan filan. Ders dinlemek ne demek huzur verse yeter denecek cinsden. Ayrıca sınıfı da azdırıyordu. Çocuklar ondan kortukları kadar benden korkmuyorlardı. Bir gün dedim ki “Ahmet sen kalk ben ders anlatırken sınıfta dolaş kim konuşursa onu sustur.” Aaa dünya varmış. O sınıfı susturdu ben ders anlattım.

O sene bitti fizik gibi zor bir dersten kimse kalmadı. Bu defada notları şişirmişim. Suni başarı yarattım diye fizik zümresi öğretmenleri bana kızdılar. Haaa…demek ki neymiş notun da kıt olacakmış. Zaman bana bunu da öğretti. İkinci yıl daha tatlı sert notu biraz daha az bir öğretmen oldum. Her şey tam kıvamına girmişti ki ben hamile oldum ve hamileliğimi yatarak geçirmek zorunda kaldım. Rapor almam konusunda sorunlar yaşadığım için görevden ayrıldım. Ayrılırken bana çiçek buketleri ( buketten ziyade çelenk demek daha doğru olur)verdiler. Üstüne iliştirdikleri kartları hala saklıyorum.

Üç yıl okullardan ve öğrencilerimden uzak kaldım. Sonra Balgat Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinde tekrar göreve başladım. Bu okul daha farklıydı. Endüstri meslek kısmındakiler çok bitirimdiler. Hatta erkek fizik öğretmenlerini bir akşam kuytuda sıkıştırıp dövmüşlerdi. Ben yine her zaman ki anaç anlayışlı biraz da toleranslı halimle onlarla bir iletişim kurdum. Ben ders anlatıyordum . Önde birkaç çocuk dinliyordu. Diğerleri oyun oynuyordu. Çok önemli konuları soru halinde veriyor ve bu sorulardan çıkacak diye söylüyordum. Artık nasıl oluyordu bilmiyorum geçerli notları birkaç hiçbir şeyle ilgilenmeyen çocuk dışında hepsi alabildi. Çok enteresandır. Aynı lisenin teknik kısmında süper çalışkan zeki ve de aklı başında çocuklar vardı. Hem de nasıl saygılıydılar görseniz duygulanırdınız. Hocam deyişleri öyle çok anlamı barındırıyordu ki duymanız ve orada olmanız gerekliydi.

Onları dört yıl okuttum. Büyüttüm. Karşılıklı birbirimizi çok sevdik. Ama benim rotasyon nedeniyle öğretmenliği bırakmam gerçek mesleğime dönmem gerektiği için yine ayrıldık. Yıllarca iş yerime gelip gittiler. Kazık gibi oldular evlendiler. Çoluk çocuğa karıştılar. Son yıllarda beni unuttular. Hayat savaşı onları da yordu herhalde. Canları sağ yolları açık olsun. Verdiğim emekler helal olsun. Hepsini hala çok seviyorum.

 
Toplam blog
: 80
: 640
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

Fizik Mühendisiyim. Ankara'da oturuyorum.Türkiye' radyoaktif kaynak giriş ve çıkışını takip eden bir..