Sevginin gücü üzerine küçük bir masal / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '07

 
Kategori
Felsefe
 

Sevginin gücü üzerine küçük bir masal

Sevginin gücü üzerine küçük bir masal
 

Bugün masal çözümlemeyecegim. Dr. Ender Saraç’ı gördümde ondan Ayurveda kitabının başına koyduğu ve benim de çok beğendiğim yazdığı sevgi masalını sizlerle paylaşma fikrimi söyledim. Sağolsun kendileri kabul ettiler, buradan teşekkür ediyorum. Bu masal çözümlenmeye gerek kalmayacak kadar açık yazılmış ne dersiniz?

Aslında bir zamanlar hiçbirşey yoktu, sadece ve tek Yaratan vardı. Hiçbir zaman nedenini tam olarak bilemeyeceğimiz bir şekilde ve bilemiyeceğimiz bir zamanda, aslında zamanın da olmadığı bir boyutta, bizi yaratan yalnızlığını kırmak istedi.

Belki de, nedenini bilemediğimiz başka şeyleri tecrübe etmek istedi ve bu boyutta, beş duyu ve sezgilerimizle algıladığımız makrokozmosu, evreni yarattı.

Bütün bu yaratılışı oluşturan en büyük enerji titreşimi ve gücü “sevgi”ydi.Bütün evren “bilgi” ve “sevgi” üzerine kurulmuştu. Kimbilir Yaratan belki desevme ve sevilme ihtiyacı hissetti, belki de hiçbirşeyin ihtiyacı içinde değildi; sadece, “sevgi”nin yaşanmasını ve tecrübe edilmesini istedi. Özünde hepsinin bir olduğu, sayılamayacak derecede çok değişik türde canlı yaratıldı. Hepsi de sevginin başka bir hikayesiydi. Bir güneş sistemi içerisindeki canlıların belki de en mükemmeli ve ayrıcalıklısı olan insanoğluysa her türlü sorunu, sevinci, üzüntüyü, hastalığı, mutluluğu, mutsuzluğu tecrübe edebileceği özel bir fizyolojiyle yaratılmıştı. İnsanoğlunun üstünlüğü, belki atom bombasından, nötron bombasından, silahlardan çok çok daha güçlü bir şeye sahip olmasındaydı.

Bu da, içinde yatan “sevgi”ydi. Ama gerçek ve derin düzeyden bir sevgi, bütün Evreni “sevme gücü”ydü.

Dünya gezegeninde, önceleri mükemmel bir uyum içerisinde yaşayan insanoğlu, giderek doğa yasalarından yavaşça kopmaya, sadece kendi cinsine ve türüne değil, aynı gezegene kendisi gibi misafir olarak gelmiş diğer canlı türlerine de acılar çektirmeye başladı.

Özünden o kadar uzaklaştı ki, huzur ve barışla dolu muhteşem bir doğa içinde yaşarken, sevgi özelliklerinden uzaklaşıp, negatif özelliklere yöneldi; savaşlar yaptı, yalan söyledi, kin ve nefret güttü, öldürdü. Teknolojiyi yaratırken, manevi değerlerden uzaklaştı, sevmeyi unuttu.

“Sevgi” kendisini çeşitli zamanlarda, değişik isim ve bedenlerde ifade etmek ihtiyacını hissetti; insanlara, Yaratan’ın bir parçası olduklarını hatırlattı.

Zaman zaman pek çok bilge ve seçilmiş kişi, çekilen bu büyük acıları dindirmek için çeşitli yöntemler geliştirdi, deneyimler yaşadı. Derken bir gün insanoğlu, hemcinslerine ve diğer canlılara “sevgi” enerjisiyle yaklaşırsa, unuttuğu mutluluğu ve huzuru yakalayabileceğini anlamaya başladı. Ait olduğu bütünün başka bir parçasını üzdüğünü ve aslında bunun, kendisinin de üzüleceği anlamına geldiğini fark etti.

“Sevgi” o kadar önemli ve muhteşem bir güç ki; insanoğlu kendini, tüm canlıları ve yaratan’ı tekrar sevmeyi denedi. Ve ondan istendiği şekilde, gerçek ve derin düzeyden severek, Yaratan’la temas kurmaya ve tekrar muhteşem kaynaktan beslenmeye başladı. Sonra dünya üzerinde savaşlar, ölümler, açlık tekrar azaldı. Sevgi’nin gücüyle insanoğlu öyle bir noktaya geldi ki, makrokosmosun bir parçası olduğunu fark etti ve doğa da insanoğlunu tekrar ödüllendirmeye, ona mutluluk, huzur ve barış vermeye başladı.

Her kalpten çıkan küçük “sevgi” damlacıkları birleşti, ırmak oldu, göl oldu. Denizler de sonsuz sevgi ve mutluluk okyanusuna dönüştü. Artık damlalar yok; sonsuz mutluluk ve “sevgi” okyanusu vardı.

Herşey başladığı noktaya geri dönmüştü.

Sevgiyle kalın

 
Toplam blog
: 101
: 5279
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Ege Üniv. İşletme Fakultesi'ni, daha sonra da Harward Üniversitesi'nin Master programını Türkiye'de ..