- Kategori
- Güncel
Sevginin Nedenleri

İslami anlayışı çoğunlukla suç ve ceza üzerine kurulduğunda bir menfaat beklentisi ve korkutma zeminine oturtulduğunda, ortaya sakat bir ruh hali karmaşa ortaya çıkıyor. Sonra bunun adına İslam diyen uyanıklar bilgisiz insanları kandırmaya devam ediyor.
İnsanlar günlük hayatta dini aslında çoğunlukla dile getirmez, günlük ve bu dünyaya ait hırslarının arasında dinle ilgili görevlerini namaz, oruç, gibi dini görevlerine indirgeyip mutluluğa erdiklerini, ereceklerini düşünüyorlar. Ülkemizin dini noktada sıradan insanlar için sorarak öğrenme, tekrarlama, ezber niteliği taşıdığından işin çoğunlukla esasını kaçırıyoruz.
2002 Yılından günümüze kadar ülkemiz İslami yönü ağır bastığı iddiası taşıyan bir parti tarafından yönetilmektedir. Bu durumdan şikâyetçi misin diye sorulabilir. Benim şahsi inancım, İslam bir partinin yapısı içine sıkıştırılamayacak kadar büyüktür. Eğer İslami bir söylem ile siyaset yapılırsa siyaseten yapılan hatalar, kişilerin hataları, kişilerin İslam’ı kullanarak işlediği fiiller İslam’a mal edileceğinden pek mantıklı bulmuyorum. Bu demek değildir ki, Allah’a samimi olarak inan kişiler, asker olmasın, polis olmasın, öğretmen olmasın, siyasetçi olmasın. Bilakis Allah’a samimi olarak inan İslami kurallara sıkı sıkıya bağlı insanlar eğer bildiğimiz, anladığımız anlamda dinin kurallarına sadık olduklarında ülkede bereketin artması beklenir. Rüşvet azalır, adaletle ilgili sıkıntılar azalır, ekonomik değerler daha düzelebilir, faiz azalır, insanlar daha mutlu olur. Bereket artar, güven artar. Ancak ilişkiler gerçeğe öze yönelmezse gibi veya gibiymiş gibi davranan insanlar menfaatleri için iktidar gruplarını kuşatırsa ne olacak? Aslında olmadığı halde öyleymiş gibi görünen kimseler iktidarı, karar mekanizmalarını ele geçirirse ne olacak? Münafık ve münafık zihniyetinde olan insanlar gücü eline geçirdiğinde ne olacak? İslami bir görüntü sergileyen, DAİŞ veya IŞİD tüm dünyaya İslam’ın vahşi bir din, terörist din olduğu imajını verirken diğer yandan bir haftada sadece Müslüman ülkelerde beş yüzden fazla insanı, Masum insanı, Masum Müslümanları katletmediler mi? Türkiye, Bangladeş, Irak bunlar şu ana kadar sayabildiklerimiz. Bu insanların Suriye ve Irak’ta küçük gruplar halinde neler yaptıklarını saymıyoruz, sayamıyoruz bile. Dışarıdan bakınca insanlar bunları Müslüman olarak algılarken, diğer yandan yaptıkları eylemlerle en fazla Müslüman ülkelere zarar vermekteler.
İslam itaat, ceza, korku dini değildir. Akıl dinidir. Kuralları vardır ve bu kuralların tamamına uyan kişilerce nedenleri hikmetleri tam olarak anlaşılırsa uyulması zor kurallar değildir. Kurallar ezber ve çıkara dayalı bir felsefeye oturtulursa İslam’ın özü es geçilmiş olur. Bu da bir şeydir, kötü değildir, hiçe karşılık önemlidir belki. Ancak anlaşılmayan emirler, anlaşılmadan uygulanırsa bu şekil topluma şekil vermekten uzaktır. “İslam inancı lafızdan hareketle itaat et! Yoksa cezalandırılacaksın! Veya mükâfatlandırılacaksın! Denildiğinde ve hatta insanlar bu doğrultuda hareket etmeye başladığında sadece korkuya ve menfaate başvurulmaktadır. Bu durumda Allah, kendisinden paçayı kurtarmanın imkânsız olduğu ve ebediyen cezalandıran semavi bir jandarmaya dönüştürülmüş olmaz mı? Bu ise ahlaki değildir, bir ahlak değildir, bir din de değildir, olsa olsa bir siyasettir. Hakiki ruhaniyete bir hazırlanma hiç değildir. Çünkü hakiki ruhaniyette cehennem, Allah’tan uzaklaşmanın ve O’nun hidayetini kaybetmenin mecazi ifadesidir.” İbn Rüşd
Es Sevri, Rabia'ya sordu: Senin hakiki inancın nedir? O da şöyle cevap verdi: "Ben Allah'a ne cehennem korkusuyla ibadet ediyorum, ne de Cennet arzusuyla. Çünkü o zaman kötü bir kul olurum. Ben O'na O'nun aşkından ve O'na olan sonsuz susuzluğumdan ötürü kulluk ediyorum." İbn Rüşd.