- Kategori
- İlişkiler
Sevgiye Aç toplumuz, Motiveye Kanıyoruz

“Seni seviyorum”u ağzımızdan kolay çıkaramayız.
Türk toplumunun geleneksel yapısında sevgiyi dışa yansıtmama, yansıtamama vardır. Çocuklarımızı içten çok severiz, onların kılına dahi zarar gelmesini istemeyiz. Ama onlar bu çok sevgimizi pek bilmezler. İçten, görünmez sevgimizi çoğunlukla fark etmezler. Çünkü sevgimizi yüreğimizden dilimize getiremeyiz, “Seni seviyorum”u ağzımızdan çıkaramayız. Sarılmaktan kaçınırız, sakin hallerimiz de bile kaş çatarak konuşuruz.
Biz de atadan öyle görmüşüzdür. (Babalarımız, babalarının yanında çocuklarını kucaklarına almaktan çekinirlerdi. Belki bunu saygısızlık sanırlardı.) Çoğumuz öyle görmüşüz, öyle götürüyoruz. “Sevgi” kelimesinden utanır, sevgiyi dışa vurmayı ayıp sayarız. Mutlu yuvalar için eşlerin birbirinden bekledikleri sevginin sıcaklığıdır. Çocukların ailelerinden istedikleri görünen sevgidir. Tatlı dille, güler yüzle, saç-baş okşamayla dışa yansıtılan sevgidir. Biz sanırız ki böyle seversek çocuklarımız şımarırlar, toplum düzenine aykırı yaşarlar. Oysa onlar biz ne kadar baskı yaparsak, ne kadar çok sevgimizi içe gizlersek, gerekli gereksiz otorite yansıtırsak, onlar da o kadar çok bize ve toplum düzenine aykırı olmaya çabalıyorlar. Zira yanlışlara dalarak dikkat çekmeye yöneliyorlar.
Bizim dışa vurumsuz sevgiye mahkum ettiğimiz, onları baskıyla etkilemeye çalıştığımız çocuklarımız, etkiye tepki verir gibi; sevgisiz büyüdükleri hissine kapılıp hem bize kinleniyorlar, hem de bizi cezalandırmak ister gibi yaşamlarında yanlış işler, yanlış seçimler yapıyorlar. En vahimi de başkalarınca kolay kandırılmaya müsait oluyorlar. Yanlış insanların menfaat elde etmek için gösterdikleri güzel yaklaşımlara, motiveye kanıyorlar.
Bu benim hayatımda da, sizin yaşamınızda da çevrenizde görülmüş, yaşanmış şeylerdir. Biz sevgiye aç bir toplumuz. O yüzdendir hiç tanımadığımız biri dahi bir tatlı sözle bizi amacına yönelik avlayabilir. Çoğunluk kadınımız, erkeğimiz gerçek sevgi nedir, bilmiyor. Sevgisiz hayatı öğrenmeye çalışırken, yaşı boyunca yanlışlar yapıyor.
(Anam bilmedi babama seni seviyorum, demeyi; üç kaşık fazla koyardı tabağına yemeği.) Biz de sevgi göstergesi bu şekildir, ama bu şekil karınları doyurur, ruhları aç bırakır. Bu tezimin aksi savunulamaz, çünkü örnekleri ülkemizde pek çoktur. Oysa sevgiyi en azından en yakınlarımıza duyumsayarak verebilsek, algılamaları daha kolay olacak ve başkalarından bekleme gereği duymayacaklardır. Çünkü doymuş olacaklardır.
Ayfer AYTAÇ