Sevmek dokunmaktır… / Bebek - Çocuk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '08

 
Kategori
Bebek - Çocuk
 

Sevmek dokunmaktır…

Sevmek dokunmaktır…
 

Yaklaşık iki haftadır yoğun iş temposu nedeniyle babamız devre dışı. Oğlumla beraber yatıp, beraber kalkıyoruz. İzmir gezimizde de, evde de sürekli birlikteyiz. Oğlum 10 yaşına geldi ama yalnız yatıp uyumaktan hoşlanmıyor. Normalde babası yatırır ama tatilde oğlum da geç yattığı için babası bekleyemeyip uyuyor. Dün gece birlikte yattık. Bana sarıldı, başını göğsüme dayadı. Ben saçlarını öpüp, okşarken uykuya daldı.

Dokunmanın sevmekle ne kadar ilgisi olduğunu düşündüm. Kendi çocukluğumu ve oğlumu kıyasladım. Annem, çocukluğum boyunca beni hiç kucağına alıp, sarılıp, okşamamıştı. Aynı odada bulunurken, şimdi dizine yatsam, saçlarımı okşasa diye hayal kurduğumu hatırladım. Babam zaten otoriter bir babaydı. Benim ortaokul, lise yıllarımda artık yaşlanmıştı. O yıllarda aramız çok iyiydi ve evet babamın kucağına otururdum. Ama 16 yaşında da babamı kaybedince yine yalnız kaldığımı hissetmiştim.

Bir çocukta bulunan dokunulma, sevgiyi hissetme isteği, bu isteğin bıraktığı boşluk nasıl doldurulur ki? Belki bu nedenle sevdiklerimle hep fiziksel temas kurmaya çalışıyorum. Farkında olmadan, yanımdaki arkadaşımın koluna sarılır, gördüğümde sıkı sıkı kucaklarım. Hele oğlumla. Günde en az beş-on kere sarılırız. Sevmek dokunmaktır birazda. Uzaktan sevdiğinizi nasıl anlatabilirsiniz ki? Gözlerinizle mi? Gözler yeterli değil. Bir çocuğun ihtiyacı olan sevgiyi ona göstermenin en iyi yolu bence dokunmaktır. Her fırsatta sarılmak gibisi var mı? Oğlumun bana sokuluşunu öyle seviyorum ki. Bütün koltuklar boş olduğu halde, TV izlerken gelir benim yanıma sıkışır. Biraz gıdıklar, biraz saçlarını okşarım. Varlığımın ona güven verdiğini hissederim. Keşke benim annem de bana böyle sarılsaydı diye düşünürüm. Böyle sevildiğimi hissederek büyüseydim daha neşeli, daha pozitif biri olurdum sanırım.

Devlet kurumlarında büyüyen çocukların neden gelen misafirlere sarıldıklarını anlayabiliyor insan. Yavrucaklara sevgiyle sarılan bir büyük olmaması, güvensiz bir hayatta olduklarını hissetmelerine yol açmıyor mu? Büyüklere güvenmemek, ileride topluma güvenmemekle sonuçlanıp, birçoğu bu sevgisizliğin acısını bizlere acı çektirerek çıkarmıyor mu? Bu çocukların % 65’nin anne ve babası hayatta olduğu halde, o kurumlarda kalmaları nasıl bir travmadır? O çocuklara dokunmayarak geleceğimizi biz şekillendiriyoruz.

Okulda da çocuklara dokunmak o kadar çok problemi halleder ki. Özellikle küçük sınıflarda, yanından geçerken okşanan bir saç çocuğu çok mutlu eder. Hatta dokunamadığınız çocuklar, onları sevmediğinizi bile düşünür. Bir çocuğum annesine öğretmenim beni sevmiyor demişti. Öyle düşünmesine tek neden de ona dokunmayışımdı. 1. sınıfta 48, ikinci sınıfta 51 çocuk vardı sınıfta. Dokunmadığım, daha doğrusu dokunacak zaman bulamadığım doğruydu. Geçen yıl öğretmenler gününde sorduğum “Nasıl bir öğretmen isterdiniz?” sorusunun yanıtları arasında büyük çoğunlukla, “Benim saçlarımı okşayan bir öğretmen” yanıtı çıkmıştı. O günden sonra çocuklara, sık sık onları çok sevdiğimi sözle de söylemeye başladım. Her fırsatta omuzlarına, başlarına dokunmaya çalıştım. İşe güce kendimizi verip, çocukları unutmak zaman zaman yaptığımız bir davranış değil mi?

Sevmek dokunmaktır. Ellerimizi çocuklardan uzak tutmayalım, tabii sadece okşamak için…

 
Toplam blog
: 111
: 5210
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

1997 yılında öğretmenliğe başlamış bir mühendisim. Bir oğlum var. Çocukları ve yaşamı seviyorum. ..