- Kategori
- Deneme
Sevmek güzel, güzelse zor

Tokluğu sevmeye benzeyen sevmelerin imkansızlığı, zamanlarının kısalığından bellidir aslında. Karanlıkta, bir laboratuarın ortasında kalakalmış, bırakılıp gidilmiş iki hayvancığın bitmeyen sarılmalarını ise karanlığın elleri sağlamıştı. Büyümüş, nemli gözlerle, ortak bir sıcaklıktan dışarı titreyerek bakan o iki hayvan, başka koşullar altında da yakın dursalardı birbirlerine, kolay sevmelere inanabilirdik. Ama söylenişinin güzelliğinden belli ki, zor, çetin bir mesele bu. Laf olsun bir anlaşmayı içine almayacak olan da, küçülüp, demir bir bilyeye dönüşüveren de, sonsuzluğuyla baş döndüren de yine o. Mesafe tanımadan, "akla düşen" iyilik dileklerine kalpten kalbe yol çekip ulak olacak kadar alçak gönülü, altın kalpli bir hizmetkarken, en ufak bir yürek sürçmesiyle, o sevilen kıymetliye saça saça verilmiş zamanı, yoluna sağlam basmayan ayağın ucuna tüküren de, adı geçince yüzlerin hemencik pelteleşip ılındığı da "hani şu sevgi"dir. Bu nedir, nicedir kaygısı yaşamadan, sözünün geçmesiyle hevese gelmelerin altındaysa çoğu zaman, sevginin almadan veren olduğu kabulü gelir. Çikolata kadar tatlı bulunması bundandır ya. Bu havalar dişlerin üst üste dururken bile iştahla gıcırdayarak bekleştiği havalardır ki, onlara birşey demem.
Bir de her az değer verilene yapılan, az tanımış olmanın ikinci ayağının, acıda sabitlenişi vardır, sevgiye edilen kötülükte. Buradaysa, almanın, kıskançlıkların doyuruluması zevkinin, övgüyle iç rahatlatma konforunun ağlayan yüzüne rastlarız. Çikolata isteyenin nazlı ağlamaklı sızlanması, burada çok burgulu, bol iç çekişli bir ağlamayla belirir. Bu hava da isteyen bekleyen bir havadır, ama burada eksik kalan pohpohlanma isteğinin yanında, ağlamayı bir şekilde sürdürmenin acılı keyfidir ki, buna da birşey denmez. İki zevk anlayışının içeriğinde, alınmamış, sorgusuz, bomboş bırakılmış sevginin olduğunu bildiğim kadar, sevgiyle ilişkisi olmadan, bahanesini sevgiye yüklemiş olmanın, zaman zaman değişmez keyifler veren köklü bir tutku olduğunu da bilirim, hatta bu keyifçilerin, öteki gerçek sevmeleri incitme güdülerinin, yazıya ve müziğe büyük katkılarından da haberdarımdır, haberdar olmaktan fazlası elden gelmiyor.
Zor zamanlardaki sarılma, geniş ve serin zamanlardaki pohpohlama, kabuğa dönmüş acıları tatlı tatlı kaşıyıp ağlaşma değilse nedir peki sevgi o zaman? Bunu sormanın gerekliliğine kadar geldi soluğum , sormak lazım geldiğine kadar gelebildim. Ancak diyeceğim şu, farkını üretmemiş, kendi sorusunu yazmamış olan, hiçbir söz karşısında varlık gösteremez ki sevgi karşısında da var olsun.